728 x 90

Türkiye’de İş Yeri Hekimliği Süreci

Türkiye’de  İş Yeri Hekimliği Süreci

Türkiye’de İş Yeri Hekimliği’nin geçmişine kısa bir bakış atıp gelişim sürecini kısaca özetlemeye çalışırsak…

Dr. Murat Fırat / İş Yeri Hekimi

Türkiye’de İş Yeri Hekimliği’nin geçmişine kısa bir bakış atıp gelişim sürecini kısaca özetlemeye çalışırsak karşımıza çıkabilecek köşe taşlarını aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz;

  • Cumhuriyet’in ilk yılları ve Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun yayımlanması
  • 1973-80’li yıllar ve geniş bir İş Sağlığı, İş Güvenliği Mevzuatı yayımlanması
  • 1988 ve sonrası, Türk Tabipleri Birliği’nin konuyla ilgili çalışmaları
  • 2012 yılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve sonrasında bağlantılı mevzuatın yayımlanması.

Bu başlıkları mümkün oldukça kısa ama sürecin önemli noktalarına vurgu yaparak incelemeye çalışacağım.

Cumhuriyet’in İlk Yılları ve Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun (UHK) Yayımlanması

1930 yılında yayımlanmış olan Umumi Hıfzıssıhha Kanunu (06/05/1930 tarih ve 1593 Sayılı), toplum sağlığını ilgilendiren pek çok konuyla (Gıda güvenliği, Bulaşıcı hastalıklarla mücadele, Göçmen sağlığı, Çocuk sağlığı, Çalışan sağlığı, Şehirlerin sağlığı, Konut sağlığı, İşletmelerin sağlıklı ve güvenli olması gibi) ilgili düzenlemeler getirmiştir. Günümüzde de pekçok başlıkta geçerliliğini koruyan bu kanunun yayımlandığı döneme göre çok ileri görüşlü olduğu söylenebilir.

UHK’nun 7. başlığı, 173 -180 nolu maddeleri çalışanlarla ilgili düzenlemeler getirmektedir. Özellikle 180. Maddesi (50’den fazla çalışanı olan işletmelerin hekim çalıştırmasını zorunlu kılarken büyük işletmeler ile kaza ihtimali yüksek olan işletmelerde hekim çalışmasını sürekli hale getiriyordu. Aynı madde, yerleşim alanlarına/hastanelere uzak işletmelerin revir açmasını zorunlu kılarken 500 üzeri çalışanı olan işletmelere bölgede hastane yoksa hastane açma yükümlülüğü de getiriyordu) iş yeri hekimliği açısından önemli bir açılım sağlamaktaydı. Bu madde, Sağlık Bakanlığı’nı yeniden yapılandıran ve sonrasında pek çok maddesi iptal edilen 11/10/2011 tarih ve 663 sayılı KHK ile kaldırılmış bulunuyor.

UHK’na uygun olarak başta kamu kurumu işletmeleri/fabrikaları (Sümerbank fabrikaları, Şeker fabrikaları, Madenler, Tersaneler, Çimento fabrikaları gibi) olmak üzere kamu/özel büyük işletmelerin hekim çalıştırdıkları ve bazılarının hastaneler de kurduğu bilinmektedir. Atatürk’ün kurulmasını önerdiği ve hizmete açtığı sosyal fabrika; Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası üretim yanında eğitim, eğlence ve sosyal tesisleri, hastanesi ile örnek bir model olmuştur ve çalışanlar yanında bölge halkı için de gelişmeye öncülük etmiştir.

UHK’nun bir diğer açıdan önemi, iş sağlığı ile ilgili mevzuatın çoğunluğunda mevzuatın gereğinin yerine getirilmemesi durumunda para cezası uygulaması ile karşılaşırken UHK gereklerini yerine getirmemesi durumunda para cezası yanında hapis cezası ile de karşılaşılması nedeniyle yaptırım gücü çok daha kuvvetli olmasıdır.

1973-80’li Yıllar ve Geniş Bir İş Sağlığı, İş Güvenliği Mevzuatı Yayımlanması

  • 1973 Yılında Ağır ve Tehlikeli İşler Tüzüğü
  • 1973 Yılında Parlayıcı, Patlayıcı, Tehlikeli ve Zararlı Maddelerle Çalışan İşyerleri Hakkında Tüzük
  • 1973 yılında İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kurulları Hakkında Tüzük
  • 1973 yılında Fazla Çalışma / İş Süreleri Tüzüğü
  • 1973 yılında Hazırlama, Tamamlama, Temizleme İşleri Hakkında Tüzük
  • 1973 yılında Kadın İşçilerin Sanayide Çalıştırılması Hakkında Tüzük

1974 yılında İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü: İş yerinde sağlık şartları ile güvenlik önlemlerine dair koşulları tanımlamıştır. UHK’na atıfta bulunarak 50’den fazla çalışanı olan işletmelerin hekim çalıştırmasını vurgulamıştır (Madde 91). Fiziksel, kimyasal ve biyolojik etkenlerle ortaya çıkabilecek hastalık detaylarından iş kazasına karşı alınması gereken önlemlere karşı tüm detayları etraflıca içeren bir düzenlemeydi. Ayrıca revirde bulundurulması gereken malzemeler de işletmedeki riskler ve işletmenin büyüklüğüne/yerleşim yerine uzaklığına göre belirlenmiştir. İş yeri hekimlerinin çalışma koşullarını belirleyen bir yönetmeliğin 6 ay içinde çıkartılmasını karar altına almış olmasına karşın bu yönetmelik ancak 1980 yılında yayımlanabilmiştir.

  • 1974 yılında Radyasyon Sağlığı ve Güvenliği Tüzüğü
  • 1974 yılında Yapı İşlerinde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü
  • 1975 yılında Rasyasyon Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği

gibi oldukça geniş kapsamlı ve çalışma koşullarını, yapılması gerekenleri oldukça detaylı inceleyen mevzuat yayımlanmış oldu. Üstelik bu mevzuat, Yönetmelik’ten daha güçlü yaptırım olanağı bulunan Tüzükler şeklinde yayımlanmış oldu. Yayımlanmış bu mevzuatın genel yaklaşımı işverenin riske göre ve günün koşullarına uygun olarak önlem alması felsefesini benimsemiş olmalarıdır. Ayrıca işletmelerin açılış sürecinde çalışma koşullarının uygunluğunun değerlendirilmesi ve uygun olan işletmelerin açılabilmesini düzenleyen farklı mevzuat olduğunu da belirtmekte yarar var.

Bu mevzuat süreci sonunda 04/07/1980 tarihinde İş yeri Hekimlerinin Çalışma Şartları ile Görev ve Yetkileri Hakkında Yönetmelik yayımlandı. Bu Yönetmelik; 50’den fazla çalışanı olan işletmelerin hekim çalıştırmasını ve hekimin çalışan başına ayda 15 dakika süre ayıracak şekilde işletmede bulunmasını zorunlu kılıyordu. Hekimin yapacağı görevleri oldukça geniş bir şekilde tanımlarken iş yerinin büyüklüğüne göre sağlık birimi yapısı ile iş yerinde bulunması gereken yardımcı sağlık personeli de tanımlanmıştı.

Yönetmelik, iş yeri hekimi niteliği için; Ya Çalışma Bakanlığı’nda hekim iş müfettişi olarak en az 3 yıl çalışmış olmak veya yetkili bir makam tarafından verilmiş sertifika sahiplerinin iş yeri hekimi olabileceği tanımlanmıştı.

Yönetmelik; mahalli tabip odalarının aracılığıyla işveren tarafından iş yeri hekimi atanabileceğini belirlemişti.

1973-80 döneminde iş sağlığı ve güvenliği alanında oldukça ileri adımlar atılmış oldu. Güçlü bir mevzuat altyapısı yanında çalışanın sağlığına değer veren uygulamaların kamu tarafından önemli kabul edildiği ve buna yönelik yaklaşımların hayata geçirilmeye çalışıldığı bir dönem olduğunu görebiliyoruz.

Bu dönemde kamu işletmeleri yanında özel sektör işletmelerinde de örnek model olabilecek iş sağlığı birimleri kurulduğunu görüyoruz. Paşabahçe Şişe Cam grubu fabrikaları, Mercedes, Procter&Gamble, Bursa’da Bosch, Renault ve Tofaş gibi örnekler, Kocaeli’nde Sabancı grubuna bağlı Brissa, Kordsa ve diğer işletmelerle kurduğu ortak sağlık birimi örneği gibi işletmelerin hem iş yeri hekimi hem de güçlü bir iş güvenliği ekibi kadrosu ile çalıştığını görebiliyoruz. Ağırlıklı olarak yabancı sermayeli şirketler iş sağlığı için daha büyük yatırımlar yapıyor olsa da yerli sermayeli büyük işletmelerin de konuyu önemsedikleri ve deneyimli ekipler oluşturdukları söylenebilir. Sektör bazında kimya ve ilaç sanayinin daha yaygın olarak iş sağlığı birimleri kurduğu söylenebilir. Ancak ülkedeki çoğu işletmenin halen iş sağlığı için yeterince duyarlı davrandığını söyleyebilmek zor.

1988 ve Sonrası, Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) Konuyla İlgili Çalışmaları

İş Yeri Hekimlerinin Çalışma Şartları ile Görev ve Yetkileri Hakkında Yönetmelik, yetkili bir makam tarafından verilecek iş yeri hekimliği sertifikasını tanımlıyordu. Türk Tabipleri Birliği’nin kuruluş kanunu (31/01/1953 tarih ve 6023 Sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu) hekimlerin niteliğini artırma yönünde birliğe sorumluluk yüklemiş bulunmaktadır (Madde 28, IV-b). Dolayısıyla iş yeri hekimliği alanında TTB’nin eğitim yapmasının önünde herhangi bir engel bulunmuyordu. Ayrıca Yönetmelik iş yeri hekimi atanması sürecini de meslek odası onayına bağlıyordu. TTB Kanunu’nun 5. Maddesi de iş yeri tabiplikleri için hekim atamalarında meslek odası onayını gerekli kılıyor.

İş Yeri Hekimliği Kursları Başlıyor

Bu iki mevzuat birlikte değerlendirildiğinde öncelikle iş yeri hekimlerinin eğitimleri ve devamında işyerlerine atanması süreci çalışmaları başlatıldı. İstanbul Tabip Odası’nda başlatılan çalışmalar TTB Merkez Konseyi ile eşgüdüm halinde yürütülmeye başladı. Dönemin TTB Başkanı Prof. Dr. Nusret Fişek’in konuya çok sıcak bakması ile TTB’de İş Sağlığı Kolu kurularak çalışmalar yürütüldü. Prof. Dr. Turhan Akbulut, Prof. Dr. Nazmi Bilir, Doç. Dr. İsmail Topuzoğlu, Doç. Dr. Gürhan Fişek, Dr. Engin Tonguç ve Dr. Bülent Piyal gibi meslek yaşamlarını iş sağlığına adamış kişilerden oluşan bu çalışma grubu iş yeri hekimliği kursu ders programlarını oluşturdu ve ilk kurslarda ders veren hocalar arasında yer aldılar.

İlk iş yeri hekimliği kursları 1988 yılında İstanbul’da yapıldı. İlk kurslar hafta içi günlerde akşam saatlerinde ve hafta sonu iki gün olarak kısa programlar şeklinde organize edildi. Zaman içinde kurslar hafta sonu günler dahil tam haftalık
(9 günlük) programlara dönüştü. Kimyasal, fiziksel, biyolojik etkenler, ergonomi, risk değerlendirme, iş kazaları, meslek hastalıkları, iş hukuku, iş yeri hekiminin görev ve yetkileri, iş psikolojisi, beslenme, özlük haklar gibi konu ile ilgili pek çok konu program içeriğinde yer aldı.

Kolda görev yapan ve isimlerini yukarıda saydığımız hekimler yanında pek çok disiplinden önemli öğretim üyeleri bu program çerçevesinde iş yeri hekimlerine ders verdiler. Prof. Dr. Muzaffer Aksoy, eğitimci Prof. Dr. Sudi Bülbül, hukukçu Prof. Dr. Sarper Süzek, Prof. Dr. Hilmi Sabuncu, Kimya mühendisi Mustafa Taşyürek, Sendikacı Yıldırım Koç, meslek hastalıkları hastanesi ilk başhekimlerinden Dr. Haldun Sirer ve dönemin başhekimi Dr. Nazif Yeşilleten gibi isimleri anmadan geçmek haksızlık olur. Bu kadar engin tecrübeli eğitimciler ile bu programlarda eğitici olarak yer almak bize önemli deneyimler kazandırmıştır.

Bu temel iş yeri hekimliği eğitim programı yanında B tipi kurslarda iş yerinde çalışan hekimlere pratik iş yeri hekimliği bilgileri, kayıt-istatistik tutma gibi bilgiler aktarıldı. Üçüncü aşamada ise C tipi kurslar devreye alındı ve bu kurslar iş kolu düzeyinde organize edilerek belirli iş kollarında çalışan hekimlere iş kolu özelinde daha detaylı bilgiler aktarıldı.

İş yeri hekimliği kursları ile birlikte önce ders notları kitapları yayımlanıp hekimlere dağıtıldı. Aynı zamanda Dr. Engin Tonguç tarafından çevirisi yapılan Meslek Hastalıkları Klavuzu oldukça pratik ve detay bilgiye sahip bir kaynak olarak iş yeri hekimleri ile buluşturuldu.

İş Yeri Hekimlerinin İş Yerlerine Yerleştirilmesi Süreci

İş yeri hekimliği sertifikası alan hekimlerin işyerlerine yerleştirilmesi ise ayrı bir mücadele süreci olmuştur. Öncelikle iş yeri hekimliği ile ilgili yönerge geliştirildi ve bir hekime en fazla iki iş yeri için yetki verilmeye başladı. Aynı zamanda hekimin çalışma durumu (tamamen boşta olan hekim, muaynehanede kısmı sürei çalışan hekim, emekli hekim, memuriyette part-time çalışma gibi) dikkate alınarak bir hekime toplam kaç işçiye kadar yetki verilebileceği kriterleri belirlendi. Bu çalışma öncesinde daha fazla iş yeri ile sözleşmesi olan hekimlerin sözleşmelerini iptal süreci başladı. Ancak hekimlerin mağduriyet yaşamamaları için de iş yeri hekimliği asgari ücreti belirlendi ve bu ücretin altında sözleşme yapan işyerlerinin belgeleri onaylanmadı. Bu süreçte bazen iş yerleri ve hekimler ile karşı karşıya gelindiği oldu ama geri adım atılmayarak genel olarak asgari ücret uygulamasında oldukça yol alındı.

İş yeri hekimi çalıştırmayan iş yerlerinin tespit edilmesi için yoğun bir çaba harcandı. Sağlık ocağı hekimleri kendi bölgelerindeki iş yerlerini tespit ederken bu işyerlerinde hekim olup olmadığı tespit çalışması için de Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) Bölge Müdürülüğü (2006 yılı sonrasında Sosyal Güvenlik Kurumu – SGK’na dönüştü) kayıtlarından yararlanıldı. O dönem SSK İstanbul Bölge Müdürlüğü’nde çalışan Dr. Adnan Özdoğan’ın bu konudaki desteğini unutmak mümkün değil.

Hekimi olmayan işyerlerine birer yazı gönderilerek yasal olarak hekim çalıştırma yükümlülükleri hatırlatıldı ve üç hekim önerilerek seçecekleri hekim ile sözleşme yaparak bölge tabip odasına başvuruda bulunmaları istendi. Az sayıdaki işletme bu uyarıyı dikkate alarak sözleşme yaparak onay aldılar. Onay almayan işyerleri için Çalışma Bakanlığı İstanbul Bölge Müdürlüğü’ne başvuru yapıldı ve işyerlerinin mevzuatı yerine getirmediği belirtildi. Bu süreç sonrasında da bazı işyerleri hekim çalıştırmaya başladı. Ancak bu süreçte de yaptırım çok güçlü değildi.

İş Yeri Hekimi Çalıştırmayan İş Yerleri Yargıya Taşınıyor

Bu çalışmalar sırasında 1991 yılında İstanbul Tabip Odası’nın o dönem hukuk danışmanı olan Av. Alp Selek ile yaptığımız görüş alış-verişi sonrasında Çalışma Bakanlığı mevzuatı üzerinden değil de Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 180. Maddesinin ihlali nedeniyle savcılığa suç duyurusunda bulunma yolunun denenmesi kararlaştırıldı. O zaman genel müdürlüğü İstanbul Levent’te bulunan ve iş yeri hekimi çalıştırmayan uluslararası bir şirket, yazılı uyarıya da “iş yerlerinin SSK Levent Dispanseri’ne 200 m. mesafede olduğu ve bu nedenle iş yeri hekimi çalıştırmaya gerek duymadıkları” şeklinde yanıt verince bu iş yeri hakkında savcılığa, UHK’nun 180. Maddesi ihlali nedeniyle suç duyurusunda bulunuldu.

Açılan dava sonrasında iş yeri suçlu bulundu ve yazışmaları imzalayan insan kaynakları müdürüne üç ay hapis cezası verildi. Ceza para cezasına çevrilmiş olsa da tekrarı durumunda daha ağır yaptırım olacağı için tarihi bir karar çıkmış oldu. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) bu kararı tüm üyelerine duyuran bir sirküler yayımlayınca işyerleri tabip odalarının uyarılarını dikkate alarak iş yeri hekimi çalıştırma sürecini daha ciddiye aldılar ve iş yeri hekimi çalıştırma süreci ülke çapında yaygınlaşmış oldu.

Ağırlıklı olarak İstanbul’da yürütülen bu çalışmalar TTB Merkez Konseyi tarafından desteklenirken aynı zamanda Ankara, Bolu, Bursa, Denizli, Tekirdağ, Kocaeli, İzmir tabip odaları da bu süreçte oldukça aktif rol oynadılar.

Zaman içinde tüm bölgelerden kurs talepleri gelmeye başlayınca kurslara yetişebilmekte zorluklar ortaya çıktı. İş yeri hekimliği sertifika enflasyonu olmaması için kursa katılabilecek hekim sayısı ile kurs sayılarında sınırlandırmalara gidildi. Başlangıçta kursa katılmamak için direnen hekimler bu çalışmalarla işyerlerine atanmaya başlayınca alana yoğun bir ilgi göstermeye başladılar. Kursların sınırlandırılması hem hekimler hem de bölge tabip odaları tarafından tepki ile karşılandı.

Eğitim kadrosu hemen her ay bir ilde iş yeri hekimliği kurslarına giderek hekimlerin yetiştirilmesi için çaba harcadı. Bazen aynı hafta içinde dört ayrı programda dönüşümlü olarak ders aktarıldı. Oldukça yoğun geçen bir dönem oldu.

Gerek iş yeri atama çalışmaları ve gerekse asgari ücret belirleyip uygulatma süreci öncelikle işverenleri rahatsız edince iktidar nezdinde girişimlerde bulunmaya başladılar. Bir ara Çalışma Bakanlığı tabip odası onayı olmadan hekim atanmasına destek sunduysa da açılan davalar ile bu süreç iptal edildi. Eğitim programı yoğunluğu yanında hukuksal mücadele açısından da yoğun geçen ve zorlu bir dönem yaşandı.

Tüm bu süreçte başta Türk Tabipleri Birliği Başkanı Prof. Dr. Nusret Fişek ve sonraki yönetimler ile İstanbul Tabip Odası dönem başkanı Prof. Dr. Ferruh Korkut ile Genel Sekreter Dr. Şükrü Güner’in desteklerini anmadan geçmek haksızlık olur.

Bu dönemde iş yeri sağlık ve güvenlik birimlerinin daha yaygınlaştığı söylenebilir. Özellikle bazı işletmelerin uluslararası düzeyde örnek olabilecek uygulamaları, iş sağlığı ve güvenliğinin de önemli şekilde değerlendirmeye alındığı Avrupa Kalite Ödülleri kazanmaları ile kendisini göstermiş oldu. Önce 1996 yılında Brissa, sonra Beksa ve Netaş gibi işletmelerin kazandığı ödül diğer işletmeleri de teşvik etmiş ve çok sayıda işletme bu ödül için başvurmuştur.

2012 Yılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve Sonrası

20/06/2012 tarihinde yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu öncelikle konuya odaklı bir Kanun olması açısından önemlidir. Yayımlandığı zaman konu ülkede sıcak bir dalga yaratmış ve tüm kesimler tarafından dikkatle izlenmiştir.

Ancak bu Kanun’da tanımlanmış koşullara uyabilmek hem ülkedeki işyerlerinin büyük çoğunluğu için gerçekçi değildi hem de Kanun ile getirilmiş iş güvenliği uzmanı için yeterli yetişmiş eleman bulunmayışı bir sorun olarak ortaya çıktı. Yukarıda belirttiğimiz iş yeri hekimi süreci ile yeterli eğitimli iş yeri hekimi olmasına karşın iş güvenliği uzmanı oldukça kısıtlıydı. Böyle olunca da kanunun uygulama süreci sıkıntıya girdi ve öncelikle kamu işyerleri ile küçük işletmeler için esneklik getirilmek durumunda kalındı. Aynı zamanda iş güvenliği uzmanlarının sınıflandırılması noktasında da yetersizlik sonucu farklı sınıflardaki iş güvenliği uzmanlarının daha üst sınıf uzman yerine bakabilmesi esnekliği zorunlu hale geldi. Kanun’un yayımından beri 12 yıl gibi bir zaman geçmiş olmasına karşın halen bu esnek uygulama devam ettirilmektedir. Böyle olunca da ilk aşamadaki hassasiyet tüm taraflarca daha esnek hale gelmiştir.

İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve devamında çıkartılan yönetmeliklerin çoğunluğu, daha önce farklı şekillerde tanımlanmış mevzuatın yeniden yayımlanması şeklinde değerlendirilebilir. Yukarıda belirttiğimiz gibi Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun konu ile ilgili maddelerine uymamak daha ciddi yaptırım ile karşılaşılmasına yol açarken İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’na uymamak ağırlıklı olarak para cezası ile cezalandırılmaktadır. Daha önce Tüzük olarak yayımlanmış pek çok başlık ise yayımlanması daha kolay olan Yönetmelik halinde yayımlanmıştır. Böyle olunca da sıklıkla ilgili yönetmeliklerde değişikliğe gidilebilmektedir.

2012 öncesinde çoğunlukla işveren tarafından iş yerinde konumlandırılmış iş yeri hekimi ile iş güvenliği uzmanları, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile ağırlıklı olarak ortak sağlık güvenlik birimi üzerinden görevlendirilmeye başlamıştır. Bu değişim sürecinin olumlu/olumsuz yanları şüphesiz ki bu yazının konusu olmayıp ayrı olarak değerlendirilmelidir. Ancak aynı hekim veya iş güvenliği uzmanının aynı gün içinde birden çok işletmeye gitmek durumunda kalması gibi uygulamalar ne yazık ki kişilerin yeterince konsantre çalışmalarının önünde bir engel gibi gözüküyor.

İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun yürürlüğe girmiş olması ne meslek hastalıkları ne de iş kazaları açısından belirgin iyileştirmeler sağlamış gözükmüyor. Halen büyük ve çok can kaybıyla seyreden kazalarımız var ve çok sayıda çalışanımızı kazalarda kaybediyoruz veya sakat kaldığını görüyoruz.

İş kazaları gibi trafik kazaları ile ev ortamı-civarı kazalarında da çok sayıda ölüm veya sakat kalma istatistiklere yansımaya devam ediyor. Toplumumuzda bu sürecin iyileştirilebilmesi sadece işyerlerinde alınacak önlemler ile başarılamaz. Okul öncesi eğitimden başlamak üzere insanlarımıza “güvenlik kültürü” kazandırma çalışmaları başlatmalıyız.

Kaynaklar:

  • İş Hekimliği Ders Notları, TTB Yayınları
  • Meslek Hastalıkları Kılavuzu, TTB Yayınları
Admin

Admin
ADMINISTRATOR
PROFILE

Son Yazılar