728 x 90

İSG Bakışı ile İnsan / Betül Mecit Aytemiz SEÇ-G Koordinatörü

İSG Bakışı ile İnsan / Betül Mecit Aytemiz SEÇ-G Koordinatörü

SEÇ-G Koordinatörlüğü olarak iş sağlığı, güvenliği, çevre ve kalite süreçlerinin sadece prosedürler üzerinden değil…

Röportaj :
Arzu Ateş Göçtürk

SEÇ-G Koordinataörü olarak okuyucularımıza üstlendiğiniz görevden biraz bahseder misiniz?

SEÇ-G Koordinatörlüğü olarak iş sağlığı, güvenliği, çevre ve kalite süreçlerinin sadece prosedürler üzerinden değil, sahada gerçekten yaşayan bir sistem haline gelmesini sağlamak için çalışıyoruz.

Aytemiz gibi operasyonun yoğun olduğu bir yapıda; rafinerilerden çıkan ürünlerin terminallerimizde depolanması ve dolumu, lojistik operasyonlarla istasyonlara taşınması ve son kullanıcıya ulaşmasına kadar uzanan geniş bir zinciri yönetiyoruz. Buna ek olarak genel müdürlük ofisimizin tüm yönetim süreçleri de bu yapının bir parçasını oluşturuyor. Bu nedenle hem sahadaki riskleri etkin şekilde yönetmek hem de standartları sürdürülebilir kılmak bizim temel sorumluluk alanlarımızda yer alıyor.

Bu stratejik rolün en önemli kısmında “insanlar” bulunuyor. Çünkü en iyi sistemi de kursanız, en ileri teknolojiyi de kullansanız, sahada onu yaşatan yine çalışanlar oluyor. Biz de bu yüzden sadece denetleyen bir yapıdan ziyade, sahayla birlikte gelişen, rehberlik eden ve güvenlik kültürünü birlikte inşa eden bir yaklaşım benimsiyoruz.

Aytemiz olarak İş Sağlığı ve Güvenliği kültürünüzü anlatır mısınız? Bu çerçevede ‘insan faktörü’ kavramını nasıl tanımlarsınız?

Bizim için iş sağlığı ve güvenliği bir zorunluluk değil, iş yapış biçimimizin doğal bir parçası. Aytemiz’de güvenliği sadece kurallar bütünü olarak görmüyoruz. Bizim için bu bir refleks, bir alışkanlık ve zamanla bir kültür haline gelmesi gereken bir konu. “İnsan faktörü” dediğimiz şey de tam olarak burada devreye giriyor. Çünkü kazaların büyük çoğunluğu teknik eksiklikten değil, davranıştan kaynaklanıyor. Bu yüzden biz insan faktörünü “riskin en zayıf halkası” olarak değil, doğru yönlendirildiğinde “en güçlü bariyer” olarak görüyoruz.

Güvenli davranış kültürü oluştururken en etkili yöntemler nelerdir?

Güvenli davranış kültürü oluşturulmasındaki en etkili yöntemin, çalışanı sadece bilgilendirmek değil, sürecin aktif bir parçası haline getirmek olduğuna inanıyoruz. Bu doğrultuda tüm çalışanların sorumlulukları ve ihtiyaçları doğrultusunda özelleştirilmiş eğitimler kurguluyoruz. Klasik eğitimlerin tek başına yeterli olmadığını sahada net bir şekilde görüyoruz. Bu yüzden daha etkileşimli yöntemlere yöneldik.

Tiyatro, drama atölyeleri ve VR çalışmaları gibi interaktif uygulamalarla çalışanların olası riskleri hissetmelerini sağlıyoruz. Bu sürecin sürdürülebilir olması için en kritik konuyu ise liderlik oluşturuyor. Yöneticilerimizi güvenlik liderliği eğitimlerine dahil ediyor ve bu konuda aktif sorumluluk almalarını bekliyoruz. Çünkü güvenlik kültürü yukarıdan başlıyor ve organizasyona bu şekilde yayılıyor.

İnsan faktörleri eğitimlerinin sahadaki davranış değişikliğine etkisini nasıl değerlendirirsiniz ve bu etkileri nasıl ölçüyorsunuz?

İnsan faktörleri eğitimlerinin etkisinin sadece “katılım sayısı” ile ölçmenin oldukça yanıltıcı olduğuna inanıyoruz. Biz daha çok sahadaki gerçek davranış değişimine odaklanıyoruz. Örneğin;

Ramak kala bildirimlerinin artması

Güvensiz durumların daha erken fark edilmesi

Çalışanların birbirini uyarmaya başlaması

Riskli bir davranış görüldüğünde işi durdurma refleksinin gelişmesi bizim için en önemli göstergeler arasında bulunuyor.

Bununla birlikte sahada yapılan iyi müdahale örneklerini de özellikle takip ediyoruz. Örnek vermek gerekirse, çalışanların uygunsuz bir ekipman kullanımını fark ederek müdahale etmesi, bir operasyon öncesinde riski görüp süreci durdurması ya da bir arkadaşını güvenli davranışa yönlendirmesi bizim için çok değerli göstergeler arasında yer alıyor. Saha gözlemleri, denetim bulguları ve olay analizleri üzerinden bu değişimi düzenli olarak izliyoruz. Çünkü sahada davranış değiştiğinde, sonuçların da değişmesi kaçınılmaz oluyor.

Çalışanların İSG süreçlerine aktif katılımını nasıl sağlıyorsunuz? Bu kapsamda geliştirdiğiniz projeler nelerdir?

Çalışanların İSG süreçlerine aktif katılımını sağlamak için öncelikle kendilerini bu sürecin bir parçası gibi hissetmeleri gerekiyor. Bu nedenle SEÇ-G faaliyetlerimizi çalışanlarla şeffaf bir şekilde paylaştığımız iletişim platformları oluşturduk. Açık ve doğru iletişim, çalışanların sürece güven duymasını ve daha aktif katılım göstermesini sağlıyor. Yapılan çalışmaların görünür olması ve herkes tarafından takip edilebilmesi de bu sahiplenmeyi güçlendiriyor. Bununla birlikte çalışan katılımını artırmak adına düzenli aralıklarla geri bildirimler alıyor, sahadan gelen görüşleri süreçlerimize dahil ediyoruz. Katılımı destekleyen bir diğer önemli unsur da takdir mekanizmaları. Güvenli davranışları ve yapılan iyi müdahaleleri görünür kılarak çalışanları teşvik ediyor, bu davranışların yaygınlaşmasını sağlıyoruz.

“Aytemiz ile Güvendeyiz” projesi kapsamında sahada tamamen etkileşimli eğitimler gerçekleştirdik. Bu projede çalışanlar sadece dinleyen değil, sürecin içinde aktif rol alan kişiler oldular. Ayrıca ramak kala ve tehlike bildirim sistemlerini aktif kullanarak çalışanların sahadaki gözlemlerini sürece dahil ediyoruz. Çünkü gerçek katılım, çalışanların sadece dinlenmesiyle değil, sürece katkı sağlamasıyla oluşuyor.

Aytemiz olarak ‘insan ve kültür’ çalışmalarınızda uyguladığınız özel programlar var mıdır?

Aytemiz olarak özellikle davranış odaklı güvenlik kültürünü geliştirmek için özel programlar yürütüyoruz. “Aytemiz ile Güvendeyiz” projesi bu anlamda en kapsamlı çalışmalarımızdan biri oldu. Farklı şehirlerde sahaya inerek çalışanlarla birebir temas kurduk. Bu programda sadece eğitim vermedik, aynı zamanda çalışanların bakış açısını değiştirmeyi hedefledik. Çalışanlarımızın güvenliği bir görev olarak değil, kişisel bir sorumluluk olarak görmelerini sağlamak amacıyla bu projemizi hayata geçirdik.

Sizi öne çıkaran projeleriniz, uygulamalarınız nelerdir?

Şirket olarak bizi öne çıkaran en önemli konu, klasik yöntemlerin dışına çıkmamız oldu. Davranış odaklı eğitimler, tiyatro ve VR destekli uygulamalar, Emniyet Pasaportu sistemi gibi çalışmalarımız sahada önemli bir fark yarattı. Bu noktada en önemli farkımız, bu işleri sadece “yapmış olmak için” değil, gerçekten sahada karşılık bulacak şekilde tasarlamamız oldu. En iyi projenin, sahada işe yarayan proje olduğuna olan inancımızla çalışmalarımı yürüttük, bu da başarıyı getirdi.

Dijitalleşme ve teknolojinin İSG süreçlerine katkısını nasıl değerlendirirsiniz?

Dijitalleşme, İSG süreçlerinde çok yüksek oranda kolaylık ve hız sağlıyor. Özellikle bildirim sistemleri, veri analizi ve saha takibi konularında teknolojinin büyük katkısı bulunuyor. Ancak teknolojinin bir araç olduğunu unutmamak gerekiyor. Kültür oluşmadan teknoloji tek başına yeterli değil. Doğru kullanıldığında ise hem riskleri daha hızlı görmemizi sağlıyor hem de karar alma süreçlerini güçlendiriyor.

Çalışanlara ve işverenlere insan odaklı İSG konusunda vermek istediğiniz en önemli mesaj nedir?

Güvenlik, bir departmanın sorumluluğu değil, herkesin sorumluluğudur. Burada en önemli nokta ise güvenlik sonradan düşünülecek bir konu değil, işin en başında planlanması gereken bir konudur. İnsan odaklı yaklaşım dediğimiz şey de tam olarak bunu gerektiriyor. Çalışanı sadece kurallara uyan bir kişi olarak değil, sürecin en önemli parçası olarak görmek gerekiyor.

Son olarak sizin değinmek istediğiniz noktalar var mıdır?

Bizim için güvenlik sadece iş yerinde değil, hayatın her alanında devam eden bir bilinci kapsıyor. Bu yüzden amacımız sadece kazaları önlemek değil, insanların günlük hayatlarında da daha güvenli kararlar almasını sağlamak. Çünkü iş yerinde kazasız geçen bir gün, aslında evde sağlıklı bir şekilde devam eden bir hayat demektir.

Arzu Ateş Göçtürk

Son Yazılar