728 x 90

İnsan Faktörleri Perspektifinden İşyerinde Riskin Normalleşmesi: Sosyolojik Bir Okuma

İnsan Faktörleri Perspektifinden İşyerinde Riskin Normalleşmesi: Sosyolojik Bir Okuma

İş kazaları çoğu zaman ani bir hatanın sonucu gibi görünür. Oysa pek çok kaza, zaman içinde olağan hale gelen küçük risklerin…

Dr. Zeynep Altuntaş
Sosyolog ve Örgütsel Psikoloji Uzmanı & Danışman

İş kazaları çoğu zaman ani bir hatanın sonucu gibi görünür. Oysa pek çok kaza, zaman içinde olağan hale gelen küçük risklerin birikimiyle ortaya çıkar. Bu yazı, işyerlerinde riskin nasıl görünmez hale geldiğini insan faktörleri ve sosyolojik perspektiften ele almaktadır.

Sabah vardiyası başlamak üzeredir. Atölyede herkes hızlıca işine koyulur. Bir çalışan koruyucu gözlüğünü takmadan makineyi çalıştırır; kimse bir şey söylemez. Bir diğeri eldiven kullanmadan malzemeyi taşır; kimse bunu garipsemez. Yeni başlayan çalışan kısa bir an duraksar, sonra o da baretsiz sahaya çıkar çünkü belli ki burada işler genellikle böyle yürümektedir.

Tehlike ortadan kalktığı için değil, alışıldığı için görünmez hale gelir.

Bir iş kazası meydana geldiğinde çoğu zaman ilk sorulan soru “Kim hata yaptı?” olur. Bu soru anlaşılır bir refleks olsa da bizi meselenin yalnızca görünen kısmına götürür. Çünkü pek çok kaza tek bir hatanın sonucu değildir; zaman içinde olağan hale gelmiş küçük sapmaların birikimiyle ortaya çıkar. İş sağlığı ve güvenliği literatüründe bu durum “riskin normalleşmesi” olarak adlandırılmaktadır.

İnsan faktörleri yaklaşımı önemli bir perspektif sunarak, kazaları yalnızca bireysel hatalar üzerinden değil, davranışın içinde şekillendiği bağlamı yani organizasyonel sistemi, kültürü ve çalışma düzenini de ele alır. Dolayısıyla riskin normalleşmesini anlamak için yalnızca kurallara değil, işyerinde gerçekte nasıl çalışıldığına da bakmak gerekir.

Sapmanın Normalleşmesi: Küçük Adımların Büyük Sonuçları

Sosyolog Diane Vaughan, organizasyonlarda küçük kural ihlallerinin zaman içinde nasıl olağan davranış haline geldiğini açıklamak için “sapmanın normalleşmesi” kavramını geliştirmiştir. Vaughan’ın 1986 yılında gerçekleşen ve 7 astronotun ölümüyle sonuçlanan Challenger uzay mekiği kazası üzerine yaptığı çalışma, teknik olarak bilinen bazı risklerin organizasyon içinde zamanla sıradan kabul edildiğini göstermektedir. (Vaughan, 1996).  Riskin normalleşmesi çoğu zaman küçük adımlarla başlar. Bir güvenlik prosedürünün zaman kazanmak amacıyla kısaltılması, koruyucu ekipmanın bazı durumlarda kullanılmaması ya da iş akışını hızlandırmak için kuralların esnetilmesi bu tür sapmalara örnek olabilir. Başlangıçta istisna olarak görülen bu davranışlar tekrarlandıkça alışkanlık haline gelir. Bir süre sonra çalışanlar bu davranışları riskli uygulamalar olarak değil, işin doğal bir parçası olarak görmeye başlar.


Risk Algısında Kültürün Rolü

Mary Douglas ve Aaron Wildavsky’nin kültürel risk yaklaşımı, insanların riskleri yalnızca teknik bilgiler üzerinden değerlendirmediğini göstermektedir. Risk algısı aynı zamanda sosyal ve kültürel bağlam içinde şekillenir (Douglas ve Wildavsky, 1982). Bir işyerinde çalışanların belirli bir uygulamayı nasıl değerlendirdiği büyük ölçüde organizasyonun normları ile ilişkilidir.

Eğer bir ekip içinde riskli bir davranış yaygın olarak kabul görüyorsa, yeni çalışanlar da zamanla bu davranışı normal kabul etmeye başlayabilir. Bu durum çoğu zaman şu cümlede kendini gösterir: “Biz burada hep böyle çalışıyoruz.” Risk algısı böylece teknik gerçeklikten çok sosyal öğrenme yoluyla şekillenir. Çalışanlar güvenli çalışma davranışlarını yalnızca eğitimlerde değil, aynı zamanda günlük iş pratiklerinde gözlemleyerek öğrenirler.

Organizasyonel Dikkat: Küçük Sinyalleri Görmek

Karl Weick ve Kathleen Sutcliffe’in yüksek güvenilir organizasyonlar üzerine yaptığı çalışmalar, güvenli organizasyonların önemli bir özelliğini ortaya koyar: Bu organizasyonlar küçük hatalara karşı son derece duyarlıdır (Weick ve Sutcliffe, 2007). Küçük bir sapma ya da beklenmeyen bir durum, potansiyel bir risk sinyali olarak değerlendirilir.

Buna karşılık organizasyonlar küçük sorunları görmezden gelmeye başladığında riskli uygulamalar giderek olağan hale gelebilir. Başka bir ifadeyle kazalar çoğu zaman büyük hataların değil, küçük sinyallerin uzun süre fark edilmemesinin sonucu olmaktadır. Bu nedenle güvenlik kültürü yalnızca kuralların varlığıyla değil, organizasyonun risklere karşı gösterdiği dikkat düzeyiyle de ilişkilidir.

Kurumsal Normlar, Güç ve Gündelik Davranış

Michel Foucault’nun toplumsal kurumlar, normlar ve iktidar ilişkileri üzerine geliştirdiği yaklaşım, riskli davranışların nasıl normalleşebildiğini anlamak açısından açıklayıcı bir çerçeve sunar. Foucault’ya göre iktidar yalnızca belirli kurumlarda toplanan bir güç değildir; ilişkiler, pratikler ve söylemler içinde dolaşarak gündelik yaşamın farklı alanlarında etkisini gösterir. Bu süreçte kurumlar, belirli davranışları “normal” ve “normal dışı” gibi dikotomiler üzerinden tanımlayan normlar üretir ve bu normlar zaman içinde bireylerin davranışlarını şekillendirir (Foucault, 1977). Böylece belirli davranış kalıpları yalnızca bireysel tercihlerle değil, kurumların ürettiği bu normlar ve pratikler aracılığıyla yeniden üretilir. İşyerlerinde de benzer bir süreç görülebilir.

Eğer bir organizasyonda güvenlik kurallarının esnetilmesi yaygın bir uygulama haline gelmişse, çalışanlar bu davranışı zamanla sorgulamadan kabul edebilir. Bu noktada riskli davranışlar bireysel tercihlerden çok kurumsal normların bir parçası haline gelir. Performans baskısı, üretim hedefleri ya da zaman kısıtları gibi faktörler de güvenlik kurallarının esnetilmesini teşvik edebilir. Bu nedenle riskin normalleşmesi yalnızca bireysel davranışlarla açıklanabilecek bir durum değil, aynı zamanda örgütsel bir meseledir.

Risk Nasıl Normalleşir?

Başlangıçta küçük ve istisnai bir kural ihlali yapılır.

Bu davranış tekrarlandıkça olağan kabul edilmeye başlanır.

Grup normları ve işin hızı davranışı pekiştirir.

Bir süre sonra kimse bunu risk olarak görmez.

Riskin normalleşmesi, güvenliği yalnızca prosedür ve denetim meselesi olarak ele almanın yeterli olmadığını gösterir. İşyerlerinde “kural var mı?” sorusu kadar “gerçekte nasıl çalışılıyor?” sorusu da önemlidir. Çünkü kimi zaman yazılı prosedür ile gündelik pratik arasında sessiz bir mesafe oluşur ve kazalar çoğu zaman bu mesafenin içinde filizlenir. Bu durum, risklerin bazen kuralların içinde değil, gündelik iş pratiklerinin içinde normalleştiğini gösterir. Bu nedenle yöneticiler ve İSG profesyonelleri için kritik olan, yalnızca açık ihlalleri tespit etmek değil; çalışanların artık fark etmemeye başladığı küçük sapmaları da görünür kılmaktır. Ramak kala bildirimlerinin ciddiye alınması, çalışanların çekinmeden konuşabildiği bir ortamın oluşturulması ve sahadaki gerçek iş yapma biçiminin dikkatle gözlemlenmesi bu açıdan belirleyicidir.

Belki de sorulması gereken bazı temel sorular şunlardır: Hangi riskli davranışlar işyerinde artık kimseyi şaşırtmıyor?

Hangi kurallar yalnızca kâğıt üzerinde varlığını sürdürüyor?

Yeni başlayan çalışanlar güvenliği eğitim notlarından mı, yoksa mevcut ekibin günlük davranışlarından mı öğreniyor?

Bu sorular, riskin normalleştiği alanları fark etmek için güçlü bir başlangıç noktası sunabilir.

Pandemi Sonrası Risk Algısı: Ne Değişti?

Pandemi sonrası dönemde yapılan çalışmalar, bireylerin risk algısının yalnızca bireysel deneyimlerle değil, içinde bulundukları sosyal ve kurumsal bağlamla birlikte şekillendiğini bir kez daha göstermiştir. COVID-19 sürecinde farklı ülkelerde yürütülen araştırmalar, bireylerin özellikle sağlık ve bulaş risklerine karşı duyarlılığının arttığını ortaya koymaktadır (Dryhurst vd., 2020). Bununla birlikte pandemi, işyerlerinde yalnızca biyolojik riskleri değil, stres, iş yükü, belirsizlik ve çalışma düzenindeki değişimlerle ilişkili psikososyal riskleri de daha görünür hale getirmiştir (Kniffin vd., 2021). Öte yandan uzun süre yüksek belirsizlik ve risk ortamında bulunmanın bazı durumlarda “risk yorgunluğu”na yol açabildiği ve bireylerin belirli risklere karşı zamanla duyarsızlaşabildiği de literatürde tartışılmaktadır (Harvey, 2020). Bu nedenle pandemi sonrası dönemde risk algısının hem bazı tehlikelere karşı artan duyarlılık hem de bazı risklerin zaman içinde normalleşmesi gibi iki yönlü bir süreç içinde şekillendiği görülmektedir. İş sağlığı ve güvenliği açısından bakıldığında bu durum, risklerin yalnızca teknik olarak değerlendirilmesinin yeterli olmadığını; çalışanların risk algısını, organizasyonel bağlamı ve güvenlik kültürünü de dikkate alan bütüncül yaklaşımlara ihtiyaç olduğunu göstermektedir.

Sonuç: Risk çoğu zaman görünmez değil alışılmış olandır.
Riskin normalleşmesi, iş kazalarının arkasındaki en görünmez süreçlerden biridir. Tehlikeli uygulamalar çoğu zaman açıkça fark edilmez; çünkü zaman içinde sıradanlaşmıştır. Bu nedenle iş sağlığı ve güvenliği yalnızca kuralların varlığıyla değil, organizasyonların riskleri nasıl algıladığı ve yönettiğiyle de ilgilidir. Küçük sapmaları ciddiye almak, çalışanların ramak kala olayları rahatça paylaşabildiği bir ortam oluşturmak ve günlük çalışma pratiklerini görünür kılmak, güvenliğin sürdürülebilirliği açısından kritik öneme sahiptir. Güvenli organizasyonlar yalnızca prosedür yazan değil, alışkanlıkların arkasındaki riski yeniden görünür kılabilen organizasyonlardır.

Kaynaklar:

  • Dryhurst, S., Schneider, C. R., Kerr, J., vd. (2020). Risk perceptions of COVID-19 around the world. Journal of Risk Research.
  • Douglas, M. ve Wildavsky, A. (1982). Risk and Culture. Berkeley: University of California Press.
  • Foucault, M. (1977). Discipline and Punish: The Birth of the Prison. New York: Pantheon Books.
  • Harvey, N. (2020). Behavioral fatigue: Real phenomenon, naïve construct, or policy contrivance? Frontiers in Psychology.
  • Kniffin, K. M., Narayanan, J., Anseel, F., vd. (2021). COVID-19 and the workplace: Implications, issues, and insights. American Psychologist.
  • Vaughan, D. (1996). The Challenger Launch Decision: Risky Technology, Culture, and Deviance at NASA. Chicago: The University of Chicago Press.
  • Weick, K. E. ve Sutcliffe, K. M. (2007). Managing the Unexpected: Resilient Performance in an Age of Uncertainty (2nd ed.). San Francisco: Jossey-Bass.
Admin

Admin
ADMINISTRATOR
PROFILE

Son Yazılar