728 x 90

İklim Değişikliği: Geri Sayım Devam Ediyor

İklim Değişikliği:  Geri Sayım Devam Ediyor

Küresel ısınma ve iklim değişikliği son yıllarda sadece bilim insanlarının inceleme konusu olmaktan öte hepimizin son derece yakından şahit olduğu bir gerçeklik haline geldi.

Küresel ısınma ve iklim değişikliği son yıllarda sadece bilim insanlarının inceleme konusu olmaktan öte hepimizin son derece yakından şahit olduğu bir gerçeklik haline geldi. Seller, orman yangınları, kuraklık ve kasırgaların ciddi oranda artışı; sadece haberlerde duyduğumuz uzaklardaki felaketler değil, kapımızı çalan acil uyarı sinyalleri olarak hayatımıza girdi.

Küresel iklim, sanayi öncesi döneme göre değişti ve bu değişikliklerin organizmalar ve ekosistemler ile insan sistemleri ve refahı üzerinde etkileri olduğuna dair çok sayıda kanıt bulunmakta. 2006-2015’te 1850-1900’e göre 0,87°C’ye ulaşan küresel ortalama yüzey sıcaklığındaki (GMST) artış, etkilerin sıklığını ve büyüklüğünü artırmış, GMST’de 1,5°C veya daha fazla bir artışın doğal ve insan sistemlerini nasıl etkileyebileceğine dair kanıtları güçlendirmiştir. İnsan kaynaklı küresel ısınma iklim sisteminde gözlemlenen birden fazla değişikliğe neden olmuştur. Ayrıca küresel ısınma deniz sıcak hava dalgalarının sıklığında ve süresinde artışa neden oldu. Dahası, insan kaynaklı küresel ısınmanın küresel ölçekte yoğun yağış olaylarının sıklığında, yoğunluğunda ve/veya miktarında artışa ve Akdeniz bölgesinde kuraklık riskinde artışa yol açtığına dair önemli kanıtlar bulunmaktadır.

Dünya çapında giderek kötüleşen iklim krizinin ortaya çıkmasıyla, Paris Anlaşması’na uygun olarak küresel sıcaklık artışını 1,5°C ile sınırlamak için hızlı ve radikal eylemlere ihtiyaç duyulmaktadır. Bilim insanları, içinde bulunduğumuz on yılı küresel ısınmaya ve bunun olumsuz, potansiyel olarak felaket etkilerine karşı mücadelede kritik an olarak nitelendirmektedir.

1988 yılında Dünya Meteoroloji Örgütü ve BM Çevre Programı tarafından iklim değişikliğinin ölçeği, zamanlaması ve potansiyel çevresel ve sosyoekonomik etkilerine ilişkin bilimsel değerlendirmeler sunmak ve olası mücadele stratejileri geliştirmek amacıyla kurulan IPCC’nin 1990 tarihli Birinci Değerlendirme Raporu, insan faaliyetlerinin sera gazlarının atmosferdeki miktarını önemli ölçüde artırdığını ve küresel ısınmaya yol açtığını tespit etmiştir. Bu raporun çıktıları 1992 yılında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kabulüne dayanak oluşturmuştur.

“Atmosferdeki sera gazı birikimlerini, iklim sistemi üzerindeki insan kaynaklı tehlikeli etkiyi önleyecek bir düzeyde durdurmayı başarmayı” hedefleyen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 80’lerin sonunda Hükümetler arası Konferanslarda uzunca bir süre müzakere edilmiş olup 1992 yılında Rio’da gerçekleştirilen Yeryüzü Zirvesi’nde imzaya açılmıştır. Ülkemiz ise Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne 24 Mayıs 2004’te 189. taraf olarak katılmıştır.

Sözleşmenin amacı ise “ Sözleşme’nin ilgili hükümlerine göre, atmosferdeki sera gazı birikimlerini, iklim sistemi üzerindeki tehlikeli insan kaynaklı etkiyi önleyecek bir düzeyde durdurmayı başarmaktır. Böyle bir düzeye, ekosistemin iklim değişikliğine doğal bir şekilde uyum sağlamasına, gıda üretiminin zarar görmeyeceği ve ekonomik kalkınmanın sürdürülebilir şekilde devamına izin verecek bir zaman dahilinde ulaşılmalıdır” olarak tanımlanmıştır.

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (WMO) son raporlarına göre, 2023 yılı şu ana kadar kaydedilen en sıcak yıllardan biri oldu. Ortalama küresel sıcaklıklar, sanayi devrimi öncesine göre 1,1 santigrat derece arttı. WMO’nun 2024 Ocak ve Eylül ayları arasında yapmış olduğu küresel sıcaklık analizine göre ise 2024 yılı kayıtlardaki en sıcak yıl olmaya doğru gittiğini ve küresel ortalama yer yüzeyine yakın sıcaklık 2023’ten bile daha yüksek olacağı açıklandı. Bununla birlikte Dünya‘daki yaklaşık 200 bin buzulu takip eden Avrupa Uzay Ajansı’nın (ESA) Cryosat uzay aracına ait veriler, on yılda 2 milyar 720 milyon ton buzun kaybedildiğini gösteriyor. Bu, miktar, buzul kütlelerinin yaklaşık yüzde 2’si anlamına gelmekte.

Türkiye’de bu küresel sorunlardan doğrudan etkileniyor; örneğin 2021 yılında yaşanan büyük orman yangınları, özellikle Akdeniz ve Ege bölgelerinde geniş alanları küle çevirdi. Yüzbinlerce hektar orman yok olurken, bölge ekonomisi ve biyolojik çeşitlilik ciddi derecede zarar gördü. Ayrıca, son yıllarda artan kuraklık, Türkiye’nin su kaynaklarını ve tarım sektörünü tehdit ediyor.

Ulusal Singapur Üniversitesi’nde yapılan yeni bir çalışmaya göre ise küresel iklim değişikliği, önemli besin kaynağı olan birçok hayvan ve bitki çeşidinin vücut büyüklüklerinin önemli ölçüde küçülmesine neden olduğunu ortaya koyuyor. Mikroorganizmalardan büyük avcılara kadar pek çok organizma türünün yaklaşık % 45’inin zaman içinde nesil olarak küçüldüğü belirlendi. Daha önce yapılan çalışmaların çoğunun, iklim değişikliğinin yaşama alanlarına ve üreme döngüsüne olan etkilerini araştırdığını belirten uzmanlar, bu konunun bitki ve hayvanların büyüklüklerine olan etkisinin daha az dikkat çektiğini vurguluyor. Hızla artan sıcaklıkların ve yağmur düzenindeki değişikliklerin vücut büyüklüğüne olan etkilerinin zaman içinde tahmin edilemeyecek kadar ciddi sonuçlar doğurabileceği belirtiliyor.

Bugün geldiğimiz noktada iklim değişikliğinin etkileri daha da hızlandı.

Buzullar ve Deniz Seviyeleri: Grönland ve Antarktika buz tabakaları hızla eriyor. Bunun sonucunda deniz seviyeleri yükseldikçe kıyı şehirleri ve adalar yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor.

Kuraklık ve Su Kıtlığı: Orta Doğu ve Afrika gibi bölgelerde yağış miktarındaki azalma, tarım ve su kaynaklarını tehdit ediyor. Dünya Bankası’na göre, 2050 yılına kadar 140 milyona yakın insan su kıtlığı nedeniyle göç etmek zorunda kalabilir.

Ekstrem Hava Olayları: Daha yoğun kasırgalar, şiddetli yağmurlar ve orman yangınları, insanları ve ekosistemleri etkiliyor. Örneğin, 2023’te sadece ABD’de yaşanan orman yangınlarının ekonomik maliyeti 25 milyar doları aştı.

Ne Yapabiliriz?

  • Enerji tüketimini azaltmak veya yenilenebilir enerji kaynakları kullanmak,
  • Fosil yakıt tüketimini azaltmak,
  • Geri dönüşümü artırmak,
  • Toplu taşıma kullanmak,
  • Plastik kullanımını azaltmak,
  • Çevremizi bilinçlendirmek gibi eylemler bireysel olarak yapabileceklerimiz arasında yer almaktadır.

Unutmayalım ki, bireysel çabalar bir araya gelerek büyük değişimlere yol açabilir. Bugün küçük bir adım atmak, yarının dünyasını kurtarmak için büyük bir adım olabilir.

Kaynak:

İrem Bozdemir

İrem Bozdemir, 01.01.1991 Eskişehir doğumlu, evli ve 1 çocuk annesidir. İlköğretim ve Lise eğitimini Eskişehir’de tamamlamıştır. 2016 yılında Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği bölümünden mezun olmuştur. 2016 yılında Çevre Görevlisi belgesi ve 2017 yılında C sınıfı İş Güvenliği belgesini almaya hak kazanmıştır. Aynı zamanda TUV AUSTRIA ISO 9001:2015, ISO14001, OHSAS 18001 İç Tetkikçi belgelerine sahiptir. Meslek hayatına 2017 yılında başlamış olup, 2018 yılından itibaren Tez Medikal OSGB bünyesinde çalışmaya başlamıştır. DHL Freight, Garanti Bankası, HMS Host, Opet Fuchs, LC Waikiki, Arçelik ve Türkiye Finans Katılım Bankası’nda görev almıştır.

Son Yazılar