728 x 90

İş Hijyeni ve Meslek Hastalıkları Perspektifinden: Asbest

İş Hijyeni ve Meslek Hastalıkları Perspektifinden: Asbest

Türkiye’de Mevzuat, Sağlık Etkileri, Afetler Sonrası Riskler ve Uluslararası Yaklaşımlar

Türkiye’de Mevzuat, Sağlık Etkileri, Afetler Sonrası Riskler ve Uluslararası Yaklaşımlar

Asbest, endüstriyel kullanımının yasaklanmış olmasına rağmen geçmişte çok yaygın biçimde kullanılmış olması nedeniyle günümüzde hâlen önemli bir iş hijyeni, meslek hastalıkları ve halk sağlığı sorunu olmaya devam etmektedir. Özellikle eski yapı stoku, kentsel dönüşüm uygulamaları, gemi söküm faaliyetleri, bakım-onarım işleri ve büyük ölçekli afetler sonrası yürütülen enkaz kaldırma çalışmaları, çalışanlar ve toplum açısından güncel asbest maruziyeti riskini canlı tutmaktadır. Asbest liflerinin solunum yoluyla vücuda girmesi sonucu gelişen hastalıklar, uzun latent dönemli, ilerleyici ve geri dönüşümsüz nitelikleri nedeniyle hem tanı hem de meslek hastalığı bildirimi açısından ciddi güçlükler içermektedir.

Bu derleme makalede; asbestin tarihsel kullanımı ve endüstriyel yaygınlaşma süreci, sağlık etkilerinin bilimsel olarak ortaya konuluşu, asbestin neden olduğu başlıca meslek hastalıkları (özellikle mesleki akciğer hastalıkları), Türkiye’deki yasal düzenlemeler, işyeri hekimi ve iş hijyeni perspektifinden sağlık gözetimi uygulamaları ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır. Ayrıca Avrupa Birliği ve Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) asbest konusundaki yaklaşımları incelenmekte; Türkiye’de uygulamada karşılaşılan sorunlar, gemi söküm faaliyetleri ve 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri örneği üzerinden tartışılmaktadır. Çalışmanın amacı, asbestin yalnızca geçmişe ait bir sorun olmadığını, günümüzde de iş sağlığı politikalarının merkezinde yer alması gereken bir risk faktörü olduğunu ortaya koymaktır.

Giriş

Asbest, doğada lifli yapıda bulunan ve fiziksel özellikleri nedeniyle uzun yıllar boyunca sanayinin vazgeçilmez hammaddelerinden biri olarak kabul edilen bir mineraldir.

Yüksek ısıya, sürtünmeye ve kimyasal etkilere karşı dayanıklılığı; yanmazlığı ve izolasyon kapasitesi, asbestin özellikle 20. yüzyıl boyunca çok sayıda sektörde yaygın biçimde kullanılmasına neden olmuştur. İnşaat sektörü, gemi yapımı ve onarımı, enerji santralleri, sanayi fırınları, boru sistemleri ve yangına dayanıklı yapı elemanları, asbest kullanımının en yoğun olduğu alanlar arasında yer almıştır.

Bu yaygın kullanım, asbestin uzun süre “ideal” veya “mucize” bir endüstriyel malzeme olarak görülmesine yol açmıştır. Ancak zaman içinde, asbest liflerinin solunum yoluyla vücuda girmesi sonucu ortaya çıkan ciddi sağlık etkileri bilimsel olarak ortaya konmuştur. Asbest maruziyeti ile ilişkili hastalıkların uzun latent dönemlere sahip olması, maruziyet ile hastalık arasındaki nedensel ilişkinin geç fark edilmesine neden olmuş; bu durum milyonlarca çalışanın önlenebilir sağlık risklerine maruz kalmasına yol açmıştır.

Günümüzde asbest, Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (IARC) tarafından insanlar için kesin kanserojen (Grup 1) olarak sınıflandırılmaktadır. Buna rağmen asbest, yalnızca geçmişte kalmış bir sorun olarak değerlendirilemez. Özellikle eski yapı stokunun yoğun olduğu ülkelerde, kentsel dönüşüm projeleri, sanayi tesislerinin sökümü, gemi söküm faaliyetleri ve afetler sonrası yürütülen yıkım ve enkaz kaldırma çalışmaları, güncel ve çoğu zaman kontrolsüz asbest maruziyetlerine yol açmaktadır.

Bu bağlamda asbest, yasaklanmış bir madde olmasına rağmen etkileri onlarca yıl sürebilen bir meslek hastalıkları risk faktörü olarak ele alınmalıdır. Asbest yönetimi, yalnızca mevzuat uyumu ile sınırlı olmayan; iş hijyeni, sağlık gözetimi, uzun dönem izlem ve toplumsal sorumluluk boyutlarını içeren çok katmanlı bir süreçtir.

Asbestin Tarihsel Kullanımı ve Endüstriyel Yaygınlaşma Süreci

Asbestin endüstriyel kullanımı, iş hijyeni tarihinin en çarpıcı ve öğretici örneklerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Asbest, doğada lifli yapıda bulunan mineraller grubuna ait olup, özellikle 19. yüzyılın sonlarından itibaren sanayi devriminin hız kazandığı ülkelerde yaygın biçimde kullanılmaya başlanmıştır. Bu dönemde buhar gücüne dayalı üretim sistemlerinin gelişmesi, yüksek ısıya dayanıklı ve izolasyon kapasitesi yüksek malzemelere olan ihtiyacı artırmış; asbest bu ihtiyaca “ideal” bir çözüm olarak görülmüştür.

Başlangıçta asbest kullanımı daha çok ağır sanayi ile sınırlıydı. Buharlı makineler, kazan daireleri, sanayi fırınları ve gemi makineleri, asbestli izolasyon malzemelerinin en yoğun kullanıldığı alanlar arasında yer almıştır. Ancak zamanla asbest, yalnızca sanayi tesislerinde değil; konut yapımında, kamu binalarında, okullarda, hastanelerde ve ulaşım altyapısında da yaygın biçimde kullanılmaya başlanmıştır. Çatı kaplamaları, zemin döşemeleri, boru izolasyonları, yangına dayanıklı kaplamalar ve hatta bazı ev eşyaları, asbest içeren ürünler arasında yer almıştır.

Bu yaygın kullanım, asbest maruziyetinin yalnızca belirli bir iş kolu ile sınırlı kalmamasına neden olmuştur. İnşaat işçileri, gemi yapım ve onarım çalışanları, bakım-onarım personeli, elektrikçiler, tesisatçılar ve temizlik çalışanları gibi çok sayıda meslek grubu, farkında olmadan asbest liflerine maruz kalmıştır. İş hijyeni açısından bakıldığında bu durum, maruziyetin çok geniş bir çalışan popülasyonuna yayıldığını göstermektedir.

20.yüzyılın büyük bir bölümünde iş hijyeni bilimi henüz sistematik bir disiplin haline gelmediği için, çalışma ortamlarında maruziyet ölçümleri yapılmamış, asbest lif yoğunlukları izlenmemiş ve kişisel maruziyet değerlendirmeleri gerçekleştirilmemiştir. Asbest liflerinin mikroskobik boyutta olması, kokusuz ve görünmez yapısı, maruziyetin çalışanlar tarafından algılanmasını neredeyse imkânsız hale getirmiştir. Bu nedenle maruziyet, çoğu zaman ancak ciddi sağlık sorunları ortaya çıktıktan sonra fark edilebilmiştir.

Asbestin endüstriyel yaygınlaşmasında bir diğer önemli faktör, maruziyet ile hastalık arasındaki uzun latent dönemdir. Asbestle ilişkili hastalıkların büyük bir kısmı, maruziyetin sona ermesinden 20–40 yıl sonra ortaya çıkmaktadır. Bu gecikme, erken dönem uyarıların ciddiye alınmamasına ve riskin uzun yıllar boyunca göz ardı edilmesine neden olmuştur. İş hijyeni açısından bu durum, asbestin neden olduğu sağlık etkilerinin “sessiz” ve “gecikmeli” bir şekilde ortaya çıktığını göstermektedir.

1950’li ve 1960’lı yıllardan itibaren bazı ülkelerde asbestle çalışan işçiler arasında artan solunum yolu hastalıkları ve kanser vakaları dikkat çekmeye başlamıştır. Ancak bu dönemde dahi asbest kullanımı, ekonomik ve endüstriyel çıkarlar nedeniyle uzun süre devam etmiştir. Asbestin yasaklanması süreci, çoğu ülkede bilimsel kanıtların netleşmesinden onlarca yıl sonra gerçekleşmiştir. Bu gecikme, günümüzde hâlen karşılaşılan asbest kaynaklı meslek hastalıklarının temel nedenlerinden biridir.

İş hijyeni perspektifinden bakıldığında, asbestin tarihsel kullanımı; maruziyetin kaynağında kontrol edilmemesi, ortam ve kişisel ölçümlerin yapılmaması, sağlık gözetiminin yetersizliği ve kayıt sistemlerinin olmaması gibi pek çok yapısal eksikliği gözler önüne sermektedir. Bu eksiklikler, asbestin neden olduğu sağlık sorunlarının yalnızca bireysel değil, toplumsal ölçekte bir yük haline gelmesine yol açmıştır.

Günümüzde asbestin üretimi ve kullanımı pek çok ülkede yasaklanmış olsa da, geçmişte inşa edilmiş yapıların varlığı ve bu yapıların yıkım, söküm veya bakım süreçleri, maruziyet riskini ortadan kaldırmamaktadır. Bu nedenle asbest, iş hijyeni açısından “tarihi bir risk” değil, güncel ve dinamik bir tehlike olarak ele alınmalıdır. Özellikle planlı veya plansız yıkım faaliyetlerinde, asbest maruziyeti riski yeniden ortaya çıkmakta ve çoğu zaman yeterli önlemler alınmadan çalışanlar bu riskle karşı karşıya bırakılmaktadır.

Bu tarihsel süreç, iş hijyeninin temel prensiplerinden biri olan “önleme” yaklaşımının asbest özelinde ne kadar kritik olduğunu açık biçimde göstermektedir. Maruziyetin ortaya çıktıktan sonra değil, ortaya çıkmadan önce engellenmesi; asbestin neden olduğu meslek hastalıklarının önlenmesinde tek etkili yol olarak öne çıkmaktadır.

Asbestin Sağlık Etkilerinin Bilimsel Olarak Ortaya Çıkışı

Asbestin sağlık üzerindeki etkilerinin bilimsel olarak tanımlanması, iş hijyeni ve meslek hastalıkları alanında önemli bir dönüm noktası oluşturmuştur. Asbestle ilişkili hastalıkların büyük bir kısmının uzun latent dönemlere sahip olması, maruziyet ile sağlık etkileri arasındaki nedensel ilişkinin geç kurulmasına neden olmuş; bu durum, riskin uzun yıllar boyunca hafife alınmasına yol açmıştır. İlk bilimsel gözlemler, 20. yüzyılın başlarında asbestle çalışan işçilerde artan solunum yolu hastalıkları ve erken ölümler üzerinden yapılmıştır. Ancak bu gözlemler, uzun süre sistematik epidemiyolojik çalışmalarla desteklenememiştir.

1950’li ve 1960’lı yıllardan itibaren yapılan geniş ölçekli epidemiyolojik çalışmalar, asbest maruziyeti ile belirli akciğer hastalıkları arasındaki güçlü ilişkiyi net biçimde ortaya koymuştur. Özellikle gemi yapımı, izolasyon ve ağır sanayi sektörlerinde çalışan işçilerde görülen hastalık sıklığının genel popülasyona göre anlamlı biçimde yüksek olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmalar, asbestin yalnızca irritan bir toz değil, aynı zamanda güçlü bir fibrotik ve karsinojen etken olduğunu ortaya koymuştur.

İş hijyeni açısından bu dönemin önemi, maruziyet–doz–etki ilişkisinin ilk kez sistematik biçimde ele alınmış olmasıdır. Asbest liflerinin solunum yoluyla alveollere kadar ulaşabilmesi, burada biyolojik olarak parçalanamaması ve kronik inflamatuvar süreçleri tetiklemesi, akciğer dokusunda geri dönüşü olmayan yapısal değişikliklere yol açmaktadır. Bu süreç, asbestozis başta olmak üzere pek çok mesleki akciğer hastalığının patogenezini oluşturmaktadır.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), asbesti önlenebilir mesleki akciğer hastalıklarının en önemli nedenlerinden biri olarak tanımlamaktadır. ILO tarafından yayımlanan “Occupational Lung Diseases” ve “Safety in the Use of Asbestos” başlıklı rapor ve rehberlerde, asbest maruziyetinin küresel ölçekte ciddi bir meslek hastalıkları yüküne yol açtığı vurgulanmaktadır. Bu belgelerde, asbestozis, mezotelyoma ve asbest ilişkili akciğer kanseri; maruziyetin tamamen önlenmesi halinde büyük ölçüde engellenebilecek hastalıklar olarak tanımlanmaktadır. ILO’nun yaklaşımında dikkat çeken en önemli noktalardan biri, asbest için güvenli bir maruziyet eşiğinin bulunmadığının açıkça ifade edilmesidir. Çok düşük düzeyde ve kısa süreli maruziyetlerin dahi ciddi sağlık sonuçlarına yol açabileceği kabul edilmektedir. Bu durum, klasik iş hijyeni yaklaşımlarında kullanılan “maruziyeti sınır değerlerin altında tutma” anlayışının asbest özelinde yetersiz kaldığını göstermektedir. ILO, bu nedenle asbest için temel strateji olarak tam yasaklama ve maruziyetin tamamen ortadan kaldırılmasını önermektedir. Asbestin sağlık etkilerinin bilimsel olarak ortaya konulması, aynı zamanda meslek hastalıkları kavramının gelişimine de önemli katkılar sağlamıştır. Mezotelyoma, asbest maruziyeti için adeta bir “işaret hastalık” (sentinel disease) olarak kabul edilmiş; bu hastalığın varlığı, geçmişte gerçekleşmiş mesleki maruziyetin güçlü bir göstergesi olarak değerlendirilmiştir. Bu yaklaşım, meslek hastalıklarının tanı ve bildirim süreçlerinde mesleki öykünün önemini daha da artırmıştır.

Asbest maruziyetinin sağlık etkileri yalnızca çalışanlarla sınırlı kalmamıştır. İş hijyeni bakış açısıyla değerlendirildiğinde, işyeri kaynaklı maruziyetlerin çevresel maruziyetlere dönüşebildiği; işçilerin aile bireylerinin ve toplumun da risk altına girebildiği görülmektedir. Özellikle iş kıyafetleri üzerinden taşınan asbest lifleri, ikincil maruziyetlerin önemli bir kaynağı olarak tanımlanmıştır. Bu durum, asbestin yalnızca bir işyeri sorunu değil, aynı zamanda bir halk sağlığı sorunu olduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak asbestin sağlık etkilerinin bilimsel olarak ortaya konulması, iş hijyeni ve meslek hastalıkları alanında paradigma değişimine yol açmıştır. Bu süreç, riskin yalnızca ölçülmesi ve sınırlandırılması değil, tamamen ortadan kaldırılması gerektiğini ortaya koymuş; önleyici yaklaşımın asbest yönetimindeki merkezi rolünü güçlendirmiştir.

Asbestin Neden Olduğu Meslek Hastalıkları

Asbest maruziyeti sonucunda ortaya çıkan hastalıklar, meslek hastalıkları literatüründe özel bir yere sahiptir. Bu hastalıklar; maruziyet ile hastalık arasındaki uzun latent dönem, ilerleyici seyir ve geri dönüşümsüzlük gibi ortak özellikler taşımaktadır. İş hijyeni açısından bakıldığında, asbestin neden olduğu meslek hastalıkları, maruziyetin kaynağında önlenmediği durumlarda sağlık gözetiminin tek başına yeterli olamayacağını açık biçimde ortaya koymaktadır. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), asbestle ilişkili hastalıkları önlenebilir mesleki hastalıklar kapsamında değerlendirmekte ve bu hastalıkların ortaya çıkmasını, iş hijyeni önlemlerinin yetersizliği ile doğrudan ilişkilendirmektedir. ILO’ya göre asbest maruziyeti, küresel ölçekte mesleki akciğer hastalıklarının ve işle ilişkili kanserlerin en önemli nedenlerinden biridir.

Asbestozis

Asbestozis, uzun süreli ve genellikle yoğun asbest maruziyeti sonucu gelişen, kronik ve ilerleyici bir akciğer hastalığıdır. Patolojik olarak, akciğer parankiminde fibrotik değişiklikler ile karakterizedir. Asbest liflerinin alveollere kadar ulaşarak burada birikmesi, kronik inflamasyon ve fibrozis sürecini başlatmaktadır. Bu süreç, zamanla solunum fonksiyonlarında kalıcı kayba yol açmaktadır.

Asbestozis, klasik anlamda bir meslek hastalığıdır ve doğrudan çalışma koşullarıyla ilişkilidir. En sık, geçmişte izolasyon işlerinde, gemi yapımı ve sökümünde, sanayi tesislerinde ve asbestli malzemelerin üretim veya işlenmesi sırasında çalışan işçilerde görülmüştür. İş hijyeni açısından asbestozis, yüksek lif konsantrasyonlarının bulunduğu çalışma ortamlarının bir göstergesi olarak kabul edilmektedir.

ILO, asbestozisi tamamen önlenebilir bir meslek hastalığı olarak tanımlamaktadır. Bu vurgu, maruziyetin kaynağında kontrol edilmesi ve asbestin kullanımının ortadan kaldırılmasının, hastalığın ortaya çıkmasını engelleyebileceğini göstermektedir. Buna rağmen, geçmişte maruziyet yaşamış bireylerde asbestozis vakaları günümüzde hâlen görülmektedir.

Mezotelyoma

Malign mezotelyoma, asbest maruziyeti ile en güçlü ve özgül ilişkiye sahip hastalık olarak kabul edilmektedir. En sık plevra kökenli olarak ortaya çıkmakla birlikte, periton ve nadiren perikard kökenli formları da tanımlanmıştır. Mezotelyoma için asbest dışında güçlü bir çevresel veya mesleki etken tanımlanmamıştır.

Mezotelyomanın en dikkat çekici özelliği, çok düşük düzeyde maruziyetlerin dahi hastalık gelişimi için yeterli olabilmesidir. Bu durum, iş hijyeni açısından “güvenli maruziyet düzeyi” kavramının asbest için geçerli olmadığını açık biçimde ortaya koymaktadır. ILO ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO), bu nedenle asbest için temel yaklaşım olarak tam yasaklama ve maruziyetin tamamen ortadan kaldırılmasını önermektedir.

Mezotelyoma, uzun latent dönemli bir hastalıktır ve çoğu zaman maruziyetin sona ermesinden 20–40 yıl sonra ortaya çıkmaktadır. Bu özellik, hem tanı sürecini hem de meslek hastalığı olarak tanınmasını zorlaştırmaktadır. İş hijyeni ve meslek hastalıkları açısından mezotelyoma, geçmişte gerçekleşmiş maruziyetin güçlü bir göstergesi olan sentinel (işaret) hastalık olarak değerlendirilmektedir.

Asbest İlişkili Akciğer Kanseri

Asbest maruziyeti, akciğer kanseri gelişimi açısından önemli bir risk faktörüdür. Bu risk, özellikle sigara kullanımı ile birlikte sinerjik biçimde artmaktadır. Asbest ilişkili akciğer kanseri, klinik ve histopatolojik açıdan diğer akciğer kanserlerinden ayırt edici özellik göstermemektedir. Bu nedenle hastalığın meslek hastalığı olarak tanınmasında, ayrıntılı mesleki öykü ve maruziyet kayıtları belirleyici rol oynamaktadır.

ILO, asbest ilişkili akciğer kanserlerini, işle ilişkili kanserlerin önemli bir kısmını oluşturan ve büyük ölçüde önlenebilir hastalıklar arasında değerlendirmektedir. Bu yaklaşım, iş hijyeni önlemlerinin ve uzun dönem sağlık izleminin önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.

Asbestozis, mezotelyoma ve asbest ilişkili akciğer kanseri birlikte değerlendirildiğinde, bu hastalıkların ortak özelliği; maruziyetin önlenebilir, hastalığın ise geri dönüşümsüz olmasıdır. Bu durum, iş hijyeni yaklaşımının merkezine “önleme” ilkesinin yerleştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Asbestle ilişkili meslek hastalıkları, maruziyet gerçekleşmeden önce alınacak önlemlerin, tedavi ve izlemden çok daha etkili olduğunu açık biçimde göstermektedir.

Türkiye’de Asbest Mevzuatının Gelişimi ve İş Hijyeni Yaklaşımı

Türkiye’de asbestle ilgili yasal düzenlemelerin gelişimi, büyük ölçüde Avrupa Birliği uyum süreci ve uluslararası iş sağlığı standartlarının benimsenmesi ile paralel ilerlemiştir. Ancak bu sürecin gecikmeli olması, günümüzde hâlen karşılaşılan asbest kaynaklı meslek hastalıklarının temel nedenlerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Türkiye’de asbestin uzun yıllar boyunca yaygın biçimde kullanılması, özellikle inşaat, sanayi ve gemi söküm sektörlerinde ciddi bir maruziyet yükü oluşturmuştur.

Asbestin üretimi, kullanımı ve piyasaya arzına yönelik kısıtlamalar Türkiye’de 2000’li yıllardan itibaren gündeme gelmiş; nihai olarak 2010’lu yıllarda asbestin üretimi ve kullanımı tamamen yasaklanmıştır. Bu süreçte en önemli düzenleme, 2013 yılında yürürlüğe giren “Asbestle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmelik” olmuştur. Bu yönetmelik, asbestle çalışılan işlerde risk değerlendirmesi, asbest envanteri çıkarılması, maruziyetin kontrol altına alınması, çalışanların eğitimi ve sağlık gözetimi gibi iş hijyeninin temel bileşenlerini yasal çerçeveye taşımıştır.

Yönetmelikte, asbest maruziyeti açısından yüksek risk taşıyan işlerin başında yıkım, söküm, bakım-onarım ve asbestli malzemelerin bertarafı gelmektedir. Bu işlerde işe başlanmadan önce asbest envanteri çıkarılması ve risk değerlendirmesi yapılması zorunlu tutulmuştur. İş hijyeni açısından bu yaklaşım, maruziyetin kaynağında tanımlanması ve kontrol altına alınması açısından son derece önemlidir. Ancak uygulamada bu yükümlülüklerin her zaman eksiksiz yerine getirilemediği görülmektedir.

2015 yılında yayımlanan “Asbestle Çalışmalarda İş Sağlığı ve Güvenliği Uygulama Rehberi”, mevzuatın saha uygulamalarına aktarılması açısından önemli bir boşluğu doldurmuştur. Rehber, işverenlerin, iş güvenliği uzmanlarının ve işyeri hekimlerinin sorumluluklarını ayrıntılı biçimde tanımlamış; iş hijyeni önlemlerinin teknik, organizasyonel ve sağlık boyutlarını birlikte ele almıştır. Bu bütüncül yaklaşım, asbest riskinin yalnızca teknik bir sorun değil, çok disiplinli bir iş sağlığı problemi olduğunu ortaya koymaktadır.

Türkiye mevzuatında asbest için belirlenen maruziyet sınır değeri, Avrupa Birliği ile uyumlu olarak 0,1 lif/cm³ (8 saatlik zaman ağırlıklı ortalama) şeklinde tanımlanmıştır. Ancak iş hijyeni açısından bu sınır değer, asbest için güvenli bir maruziyet düzeyi anlamına gelmemektedir. Nitekim ILO ve WHO gibi uluslararası kuruluşlar, asbest için güvenli bir eşik değerin bulunmadığını açıkça belirtmektedir. Bu nedenle maruziyet sınır değerleri, asbest yönetiminde yalnızca geçici bir kontrol aracı olarak değerlendirilmelidir.

Mevzuat kapsamında sağlık gözetimi, asbestle çalışılan işlerde işe giriş muayenesi ve periyodik muayeneleri kapsayacak şekilde düzenlenmiştir. Ayrıca maruziyet kayıtlarının ve sağlık kayıtlarının uzun süre saklanması yükümlülüğü getirilmiştir. Bu düzenlemeler, asbestle ilişkili hastalıkların uzun latent dönemleri göz önüne alındığında son derece yerindedir. Ancak uygulamada, maruziyet sona erdikten sonra sağlık izleminin sürekliliğinin sağlanamaması önemli bir eksiklik olarak öne çıkmaktadır.

Türkiye’de asbest mevzuatının güçlü yönlerinden biri, temel ilkeler ve yükümlülükler açısından uluslararası standartlarla büyük ölçüde uyumlu olmasıdır. Buna karşın denetim mekanizmalarının etkinliği, kayıt sistemlerinin sürekliliği ve meslek hastalığı bildirimlerinin yetersizliği, uygulamada önemli sorun alanları oluşturmaktadır. Bu durum, mevzuatın varlığı ile sahadaki gerçeklik arasındaki farkı ortaya koymaktadır.

İş hijyeni perspektifinden bakıldığında, Türkiye’de asbest yönetiminin en kritik eksikliklerinden biri, maruziyetin yalnızca mevcut işyerleri ile sınırlı olarak ele alınmasıdır. Oysa geçmişte inşa edilmiş yapıların yıkımı, bakım-onarımı ve afetler sonrası yürütülen çalışmalar, yeni ve çoğu zaman kontrolsüz maruziyet alanları yaratmaktadır. Bu durum, mevzuatın klasik işyeri sınırlarının ötesine taşınmasını ve asbest riskinin daha geniş bir çerçevede ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.

İşyeri Hekimi Perspektifinden Sağlık Gözetimi ve Uzun Dönem İzlem

Asbest maruziyetinin yönetiminde işyeri hekimi, yalnızca periyodik muayeneleri gerçekleştiren bir sağlık profesyoneli değil; aynı zamanda iş hijyeni zincirinin sağlık ayağını temsil eden temel bir aktördür. Asbest gibi uzun latent dönemli ve geri dönüşümsüz hastalıklara yol açan etkenlerde, sağlık gözetimi yalnızca mevcut sağlık durumunun değerlendirilmesi amacıyla değil, maruziyetin erken fark edilmesi, riskin izlenmesi ve meslek hastalığı bildirim süreçlerinin yürütülmesi amacıyla ele alınmalıdır.

İşyeri hekimi açısından sağlık gözetimi, işe giriş muayenesi ile başlamalıdır. Bu aşamada alınan mesleki anamnez, çalışanın yalnızca mevcut işini değil, tüm çalışma yaşamını kapsayacak şekilde ayrıntılı olmalıdır. Asbestle ilişkili hastalıkların çoğu zaman maruziyetin gerçekleştiği işyerinden yıllar sonra ortaya çıkması, geçmiş işlerin ve görevlerin sorgulanmasını zorunlu kılmaktadır. Bu durum, klasik “işe uygunluk” yaklaşımının ötesine geçen bir değerlendirme gerektirir.

Periyodik sağlık muayeneleri, asbest maruziyetinin süresi ve yoğunluğu dikkate alınarak planlanmalıdır. Ancak bu muayenelerin temel amacı, hastalığı erken evrede yakalamaktan ziyade, maruziyetin sağlık üzerindeki etkilerini izlemek ve riskteki artışı fark etmektir. Çünkü asbest ilişkili hastalıkların önemli bir kısmı, erken dönemlerde belirgin klinik bulgu vermemektedir. Bu nedenle sağlık gözetimi, iş hijyeni ölçümleri, maruziyet kayıtları ve risk değerlendirmeleri ile birlikte ele alınmalıdır.

Asbest maruziyeti sona erdikten sonra da sağlık izleminin sürdürülmesi, asbest yönetiminin en kritik ancak uygulamada en çok ihmal edilen aşamasıdır. Oysa mezotelyoma ve asbest ilişkili akciğer kanseri gibi hastalıkların maruziyetten 20–40 yıl sonra ortaya çıkabildiği bilinmektedir. İşyeri hekiminin bu süreçteki rolü, maruziyeti sona ermiş çalışanların sistem dışına çıkmasını engellemek ve uzun dönem izlem programlarının oluşturulmasını savunmak olmalıdır.

Sağlık kayıtlarının uzun süre saklanması, asbestle ilişkili meslek hastalıklarının tanı ve bildirim süreçleri açısından hayati önemdedir. Türkiye mevzuatında kayıtların en az 40 yıl süreyle saklanması öngörülmektedir. Ancak uygulamada, işyeri değişiklikleri, taşeronlaşma ve kayıt sistemlerindeki kopukluklar, bu sürekliliğin sağlanmasını zorlaştırmaktadır. Bu durum, ilerleyen yıllarda ortaya çıkan hastalıkların meslek hastalığı olarak tanınmasını güçleştirmektedir.

Meslek hastalığı bildirimi, işyeri hekimi için yalnızca yasal bir yükümlülük değil, aynı zamanda etik bir sorumluluktur. Asbestle ilişkili hastalıklarda klinik şüphe oluştuğu anda bildirim yapılması gerekmektedir. Ancak uzun latent dönemler ve belirsiz maruziyet öyküleri, bu süreci zorlaştırabilmektedir. İşyeri hekimlerinin bu noktada karşılaştığı güçlükler, sistemin yapısal eksikliklerini de görünür kılmaktadır.

İş hijyeni perspektifinden değerlendirildiğinde, sağlık gözetiminin tek başına yeterli olmadığı açıktır. Maruziyetin kaynağında kontrol edilmesi, teknik ve organizasyonel önlemlerle desteklenmediği sürece, sağlık gözetimi yalnızca gecikmiş bir müdahale aracı haline gelmektedir. Bu nedenle işyeri hekimi, iş güvenliği uzmanı ve iş hijyeni profesyonelleri arasındaki iş birliği, asbest yönetiminde vazgeçilmez bir unsurdur.

Sonuç olarak işyeri hekimi, asbest yönetiminde yalnızca sağlık hizmeti sunan bir aktör değil; risk iletişimini yürüten, kayıt ve izlem süreçlerini savunan ve meslek hastalıklarının görünür kılınmasında kilit rol oynayan bir meslek profesyonelidir. Bu rolün güçlendirilmesi, asbestle ilişkili meslek hastalıklarının önlenmesi ve erken tanınması açısından kritik önemdedir.

Avrupa Birliği ve ILO Yaklaşımları ile Türkiye’nin Karşılaştırılması

Avrupa Birliği ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), asbest yönetimini yalnızca teknik bir iş sağlığı konusu olarak değil, uzun vadeli halk sağlığı ve sosyal adalet meselesi olarak ele almaktadır. Avrupa Birliği’nde asbestle ilgili temel düzenleme, Directive 2009/148/EC olup; bu direktif, asbest maruziyetinin tamamen ortadan kaldırılmasını nihai hedef olarak benimsemektedir. AB yaklaşımında, maruziyet sınır değerleri bir “güvenli seviye” olarak değil, geçici bir kontrol aracı olarak tanımlanmaktadır.

ILO ise daha açık bir tutum sergileyerek, asbest için güvenli bir maruziyet düzeyinin bulunmadığını ve asbest kullanımının küresel ölçekte tamamen yasaklanması gerektiğini vurgulamaktadır. ILO’nun “Safety in the Use of Asbestos” ve “Occupational Lung Diseases” başlıklı belgelerinde, asbest maruziyetinin önlenebilir mesleki akciğer hastalıklarının başlıca nedenlerinden biri olduğu açıkça ifade edilmektedir. Bu yaklaşım, asbestin yalnızca çalışma ortamında değil, çevresel ve ikincil maruziyetler yoluyla da ciddi sağlık riskleri oluşturduğunu ortaya koymaktadır.

Türkiye mevzuatı, teknik içerik açısından büyük ölçüde AB direktifleri ile uyumlu görünmektedir. Maruziyet sınır değerleri, risk değerlendirmesi, asbest envanteri çıkarılması ve sağlık gözetimi gibi temel başlıklar mevzuatta yer almaktadır. Ancak uygulamada ortaya çıkan farklar, Türkiye ile AB arasındaki en belirgin ayrımı oluşturmaktadır. AB ülkelerinde denetim mekanizmaları daha sistematik çalışmakta; maruziyet sonrası sağlık izlemi ve kayıt sistemleri daha güçlü biçimde sürdürülmektedir.

Türkiye’de ise mevzuatın varlığına rağmen, denetimlerin sürekliliği, kayıtların uzun vadeli korunması ve meslek hastalığı bildirim oranları önemli sorun alanları olarak öne çıkmaktadır. Bu durum, asbest yönetiminde mevzuat uyumu ile uygulama gerçekliği arasındaki farkı açık biçimde ortaya koymaktadır.

Türkiye’de Uygulama Sorunları: Aliağa Gemi Söküm Tesisleri Örneği

Gemi söküm faaliyetleri, asbest maruziyeti açısından Türkiye’ye özgü önemli bir risk alanı oluşturmaktadır. Özellikle Aliağa Gemi Söküm Tesisleri, geçmişte asbest kullanımının yoğun olduğu gemilerin sökümü nedeniyle yüksek riskli çalışma alanları arasında yer almaktadır. Bu gemilerin büyük bir kısmı, asbestin yaygın olarak kullanıldığı dönemlerde inşa edilmiş olup; izolasyon malzemeleri, boru kaplamaları ve makine aksamlarında yoğun miktarda asbest içermektedir.

İş hijyeni açısından gemi söküm faaliyetleri, kontrollü çalışma koşullarının sağlanmasının güç olduğu; maruziyetin hem çalışanlar hem de çevre açısından risk oluşturduğu faaliyetlerdir. Asbest envanteri çıkarılmadan yapılan söküm işlemleri, liflerin kontrolsüz biçimde ortama yayılmasına neden olabilmektedir. Bu durum, yalnızca söküm işçilerini değil, çevrede yaşayan toplumu da etkilemektedir.

Aliağa örneği, Türkiye’de asbest yönetiminin yalnızca mevzuatla çözülemeyecek kadar karmaşık olduğunu göstermektedir. Uluslararası raporlarda da vurgulandığı üzere, gemi söküm faaliyetlerinde asbest yönetimi; şeffaflık, etkin denetim ve bağımsız izleme mekanizmaları gerektirmektedir. Bu bağlamda Aliağa, asbest riskinin endüstriyel faaliyetlerle nasıl yeniden üretilebildiğini gösteren özgün bir vaka analizi olarak değerlendirilebilir.

Afetler Sonrası Asbest Riski: 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri

6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler, Türkiye’de asbest maruziyeti açısından bugüne kadar yaşanan en büyük çevresel ve mesleki risklerden birini ortaya çıkarmıştır. Deprem sonucu yıkılan yapıların önemli bir kısmı, asbestin yasaklanmasından önce inşa edilmiş olup; çatı kaplamaları, izolasyon malzemeleri ve boru sistemlerinde asbest içermektedir.

Enkaz kaldırma çalışmaları sırasında, asbest liflerinin kontrolsüz biçimde havaya karışması; bu çalışmalarda görev alan işçiler, kamu personeli, gönüllüler ve afetzedeler için ciddi bir maruziyet riski yaratmıştır. Bu süreçte, çoğu zaman asbest risk değerlendirmesi yapılmadan ve uygun kişisel koruyucu donanımlar sağlanmadan çalışmalar yürütülmüştür. İş hijyeni açısından bu durum, afet yönetimi planlarının asbest riskini yeterince içermediğini açık biçimde göstermektedir.

Uluslararası deneyimler, büyük ölçekli afetler sonrası asbest maruziyetinin uzun vadeli sağlık sonuçlarına yol açabileceğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle afet yönetimi, yalnızca akut riskleri değil; uzun latent dönemli meslek ve çevre hastalıklarını da kapsayacak şekilde ele alınmalıdır. Kahramanmaraş depremleri, Türkiye’de asbest yönetiminin işyeri sınırlarının ötesine taşınması gerektiğini gösteren somut bir örnek olmuştur.

Tartışma

Bu derleme çalışmada ele alınan bulgular, asbestin yasaklanmış bir madde olmasına rağmen günümüzde hâlen önemli bir iş hijyeni ve meslek hastalıkları sorunu olmaya devam ettiğini açık biçimde ortaya koymaktadır. Asbestle ilişkili hastalıkların uzun latent dönemleri, maruziyetin gerçekleştiği dönem ile hastalığın ortaya çıktığı dönem arasındaki kopukluğu artırmakta; bu durum, hem tanı hem de meslek hastalığı bildirim süreçlerini zorlaştırmaktadır. Bu özellik, asbestin neden olduğu sağlık sorunlarının yalnızca bireysel değil, aynı zamanda yapısal ve sistemik bir problem olarak ele alınmasını gerektirmektedir.

Türkiye’de asbest mevzuatı, teknik ve hukuki çerçeve açısından büyük ölçüde Avrupa Birliği düzenlemeleri ile uyumludur. Ancak uygulamada karşılaşılan sorunlar, mevzuatın sahadaki etkisini sınırlamaktadır. Denetimlerin sürekliliği, maruziyet kayıtlarının uzun dönemli korunması ve maruziyet sonrası sağlık izleminin yeterince yapılamaması, asbestle ilişkili meslek hastalıklarının görünürlüğünü azaltmaktadır. Bu durum, Türkiye’de meslek hastalığı bildirim oranlarının düşüklüğünü açıklayan önemli faktörlerden biri olarak değerlendirilebilir.

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) yaklaşımı, asbest için güvenli bir maruziyet eşiğinin bulunmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu yaklaşım, klasik iş hijyeni anlayışında yer alan “sınır değerlerin altında maruziyet” kavramının asbest özelinde yetersiz olduğunu göstermektedir. Bu nedenle asbest yönetiminde temel strateji, maruziyetin kontrol edilmesi değil, tamamen ortadan kaldırılması olmalıdır. Türkiye’de uygulamada hâlen ağırlıklı olarak kontrol ve sınırlama yaklaşımının ön planda olması, bu açıdan önemli bir tartışma alanı oluşturmaktadır.

Aliağa gemi söküm tesisleri ve 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri örnekleri, asbest riskinin yalnızca planlı endüstriyel faaliyetlerle sınırlı olmadığını; plansız, ani ve geniş ölçekli olaylarda da yeniden ve yoğun biçimde ortaya çıkabildiğini göstermektedir. Özellikle afetler sonrası yürütülen çalışmalar, asbest maruziyetinin klasik işyeri sınırlarını aşarak çevresel ve toplumsal bir risk haline geldiğini ortaya koymaktadır. Bu durum, asbest yönetiminin yalnızca iş sağlığı mevzuatı kapsamında değil, afet yönetimi ve çevre sağlığı politikaları ile entegre biçimde ele alınması gerektiğini göstermektedir.

İşyeri hekimi perspektifinden bakıldığında, asbestle ilişkili hastalıkların tanı ve bildirim süreçlerinde en büyük güçlüklerden biri, maruziyet öyküsünün eksik veya belgelenmemiş olmasıdır. Uzun latent dönemler, işyeri değişiklikleri ve kayıt sistemlerindeki kopukluklar, bu sorunu daha da derinleştirmektedir. Bu bağlamda işyeri hekiminin rolü, yalnızca sağlık muayeneleri ile sınırlı olmayıp; maruziyet kayıtlarının korunması, risk iletişiminin yürütülmesi ve meslek hastalıklarının görünür kılınması açısından stratejik bir öneme sahiptir.

Sonuç ve Politika Önerileri

Asbest, kullanımı yasaklanmış olmasına rağmen etkileri onlarca yıl sürebilen ve hâlen yeni maruziyetlere yol açabilen bir risk faktörüdür. Bu nedenle asbest yönetimi, geçmişe ait bir sorun olarak değil, güncel ve dinamik bir iş sağlığı ve halk sağlığı problemi olarak ele alınmalıdır. Türkiye’de asbestle ilişkili meslek hastalıklarının önlenmesi, yalnızca mevzuatın varlığı ile değil; etkin uygulama, denetim ve uzun dönemli sağlık izlem sistemlerinin kurulması ile mümkündür.

Politika düzeyinde öncelikle, maruziyet sonrası sağlık izleminin kurumsal bir yapıya kavuşturulması gerekmektedir. Asbestle çalışmış veya çalışması muhtemel tüm çalışanlar için ulusal düzeyde bir izlem ve kayıt sistemi oluşturulması, meslek hastalıklarının erken tanınması açısından kritik önemdedir. Bu sistem, işyeri değişikliklerinden bağımsız olarak çalışanın maruziyet öyküsünün izlenmesine olanak sağlamalıdır.

İkinci olarak, afet yönetimi planlarına asbest riskinin açık ve zorunlu bir bileşen olarak entegre edilmesi gerekmektedir. Deprem, yıkım ve enkaz kaldırma süreçlerinde asbest risk değerlendirmesi yapılmadan çalışmalara başlanmaması, kişisel koruyucu donanım kullanımının zorunlu hale getirilmesi ve sağlık gözetiminin bu süreçleri kapsayacak şekilde genişletilmesi önem taşımaktadır.

İşyeri hekimlerinin ve iş hijyeni profesyonellerinin asbest konusundaki eğitimlerinin güçlendirilmesi, saha uygulamalarında farkındalığın artırılması açısından bir diğer önemli politika alanıdır. Asbestle ilişkili hastalıkların meslek hastalığı olarak tanınması ve bildirilmesi, yalnızca bireysel değil, sistemsel bir sorumluluk olarak ele alınmalıdır. Sonuç olarak, asbestle mücadele; mevzuat, iş hijyeni, sağlık gözetimi ve afet yönetimini kapsayan bütüncül bir yaklaşım gerektirmektedir. Bu yaklaşımın merkezinde, önlenebilir meslek hastalıklarının ortadan kaldırılması ve çalışanların uzun vadeli sağlıklarının korunması yer almalıdır.

Kaynaklar:

  • International Labour Organization (ILO). (2011). Occupational lung diseases. Geneva: ILO.
  • International Labour Organization (ILO). (2014). Safety in the use of asbestos. Geneva: ILO.
  • World Health Organization (WHO). (2014). Asbestos: elimination of asbestos-related diseases. Geneva: WHO.
  •  International Agency for Research on Cancer (IARC). (2012). Asbestos (Group 1 carcinogen). Lyon: IARC.
  • European Union. (2009). Directive 2009/148/EC on the protection of workers from the risks related to exposure to asbestos at work.
  • T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı. (2013). Asbestle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmelik.
  •  T.C. ÇSGB, İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü. (2015). Asbestle Çalışmalarda İş Sağlığı ve Güvenliği Uygulama Rehberi.
  • Emri, S. (Yıl). Asbest ile ilişkili akciğer hastalıkları. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Göğüs Hastalıkları AD.
  • Türk Toraks Derneği. (Yıl). Asbest ve ilişkili hastalıklar. https://toraks.org.tr   Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi. (Yıl). Asbest maruziyeti ve solunum sistemi etkileri.
  • Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi. (2019). Asbest ve sağlık etkileri. https://ailehekimi.medicine.ankara.edu.tr
Dr. Hülya Çamlıbel

Dr. Hülya Çamlıbel 1962, Ankara doğumludur. 1986 Yılında Gazi Üniversitesi tıp fakültesinden mezun oldu. 1992 yılında TTB tarafından düzenlenen kurs sonunda işyeri hekimliği sertifikası aldı. 2000 yılında yine TTB tarafından düzenlenen B tipi İşyeri hekimliği sertifikası aldı. Daha sonra yarı zamanlı ve son 6 yıldır tam zamanlı işyeri hekimliği yaparken, birçok eğitim ve kursa katıldı. 2009 da İşletme yüksek lisansını tamamladı. Mezuniyet sonra Çanakkale AÇS/AP de mecburi hizmete başladı. RİA/MR kursuna katılarak, Çanakkale Aile planlaması kliniğinde eğitmen olarak çalıştı, daha sonra Sağlık Müdür yardımcılığı görevine başladı, il aşı sorumlusu ve aşıdan sorumlu müdür yardımcılığı yaptı. Bu sırada anne sütü ile ilgili yaptığı bir araştırma, uluslararası bir dergi de yayınlandı. Daha sonra 17 yıl Çanakkale Onsekizmart Üniversitesi sağlık merkezinde çalıştı, çoğunlukla yöneticilik yaptı, bu sürede yarı zamanlı işyeri hekimliği görevleri oldu. Sporcu sağlığı kursu-ilkyardım eğitici kursu-seyahat sağlığı kursuna katıldı. Medikolar sempozyumunda, sunum yaptı ve ÇOMÜ sağlık merkezinde gençlik merkezi kurulmasında çalışarak, ODTÜ ve Anadolu üniversitesi ile ortaklaşa çalışmalar yapıldı, akran eğitimi ve alkol madde kötüye kullanımı konusunda çalıştı. İlkyardım eğitim merkezi mesul müdürlüğü yaptı. ÇOMÜ İktisat Fakültesi İşletme bölümünde tezli yüksek lisans yaptı. Daha sonra aile hekimi olarak çalışmaya başladı, Bu arada, aile hekimliği derneği yönetim kurulu üyesi ve Çanakkale Tabip Odası yönetim kurulu başkanlığı, TTB aile hekimliği kol yürütmesinde görev yaptı. 2017 yılında emekli oldu. Tam zamanlı İlk Dost OSGB-Elma OSGB-Hakan OSGB bünyesinde işyeri hekimliği görevini sürdürdü. Ergonomi eğitim ve kurslarına katıldı ( TTB ergonomi kursu),yüksekte çalışma, İleri endüstriyel hijyen ( ÇASGEM/Avrupa Birliği Projesi), İş’te Psikososyal Sağlık ve Güvenlik Öğrenme ve Gelişim Platformu (ÇASGEM/Avrupa Birliği Projesi), Mesleki Epidemiyoloji ( ÇASGEM/Avrupa Birliği Projesi) eğitimlerini tamamlayarak sertifika aldı. İzmir Tabip Odası işyeri hekimliği komisyon yürütmesinde çalıştı, halen İşyeri hekimleri Derneği Yönetim kurulu üyesi olarak çalışmaktadır. 07.02.2022 tarihinden bu yana halen Tezmedikal bünyesinde tam zamanlı işyeri hekimi olarak çalışmaktadır. İTO komisyon çalışmaları ve İşyeri hekimliği Dernek yönetim kurulu çalışmaları içeresinde online eğitimler hazırlayarak sundu, 2022 İzmir Büyük Şehir Belediyesi İş sağlığı sempozyumunda, hazırlık komitesinde görev aldı, Tez Medikal ergonomi kurulunda görev aldı. 2022 Eskişehir’de düzenlenen Ergonomi Kongresine katıldı.

Son Yazılar