Mikroplastikler polietilen, polipropilen, polivinil, polistiren gibi polimerlerden oluşur ve çevresel bozunmayla oluşur.
Mikroplastik Nedir ve Nasıl Ortaya Çıkar?
Mikroplastikler polietilen, polipropilen, polivinil, polistiren gibi polimerlerden oluşur ve çevresel bozunmayla oluşur. 1 nanometre ile 5 milimetre arası büyüklüklerde herhangi bir plastik parçacığı mikroplastik olarak tanımlanmaktadır. Boyutlarına göre mikroplastik (MP) ve nanoplastik (NP) olarak da sınıflandırılmaktadırlar. Bu küçük parçacıklar okyanus derinliklerinden Everest Dağı zirvesine ve hatta tüm insan vücuduna kadar yayılma göstermektedir. Primer ve sekonder mikroplastikler olarak iki kaynağı mevcuttur (Tablo 1). Suda, toprakta ve havada bulunabilirler. 2020 yılında 2.7 milyon ton mikroplastiğin çevreye sızdığı tahmin edilmektedir. 2040 itibarıyla bu miktarın iki katına çıkması beklenmektedir.

Tablo 1. Mikroplastiklerin Kaynakları (1)
Maruziyet:
İnsan maruziyeti solunum, sindirim ve deri yoluyla gerçekleşebilir. Plastik ürünlerin aşırı kullanımı ve plastik atıkların düzensiz bir şekilde atılması nedeniyle mikroplastik kirliliği evrensel bir sorun haline gelmiştir. Kanıtlar, MP ve NPlerin kan-beyin bariyeri ve plasenta da dahil olmak üzere kritik biyolojik bariyerleri aşarak merkezi sinir sistemine (MSS) ve gelişmekte olan fetal beyne ulaşabildiğini göstermektedir (Görsel 1) (2,3).
Riskli Sanayi Kolları ve Patogenez
Plastik üretimi ve işleme, tekstil endüstrisi, geri dönüşüm ve atık yönetimi, gıda ambalajı ve paket servis endüstrisi, genel endüstriyel alanlardaki çalışanlar maruziyete yatkındır. Solunduktan sonra, MP ve NPler solunum sistemine ve distal akciğere girerek DNA hasarına, hücresel hasara, oksidatif strese, inflamasyona ve sitokin salgılanmasına neden olabilir. İn vivo ve in vitro çalışmalar, havada bulunan MP’lerin pulmoner toksisitesi, hücrelere geçebilmesi ve teratojenikliği konusunda kanıt sağlamıştır. Atmosferik MP’lerin yüksek konsantrasyonlarına maruz kalmak, bağışıklık bozukluklarına, inflamasyona ve nörodejenerasyona yol açabilir. Havada bulunan MP’ler mikroorganizmaları barındırabilir ve bunların bazıları yüzeye sıkıca yapışabilir. Çevresel MP yüzeylerinden (toprak, su, hava) izole edilen çeşitli bakteri toplulukları, istilacı, virülan ve antibiyotik dirençli suşlar olarak tanımlanmıştır. Yakın zamanda yapılan bir preklinik çalışmada, sağlıklı kadın gönüllülerin vajinal doğumları sırasında toplanan insan plasentasının amniyokoryal, maternal ve fetal zarlarında polipropilen MP’leri saptanmış; MP’lerin ve bunlarla ilişkili bisfenol A, ftalatlar, monomerler vb. gibi endokrin işleyişi bozan ajanların olası teratojenikliğine dikkat çekilmiştir. MP’lerin enflamasyon, oksidatif hasar ve hücresel disfonksiyon mekanizmaları ile kas iskelet sistemi üzerinde de hasar verici etkiye yol açabileceği ön görülmektedir (5,6,7,8,9,10,11,12).
Maruz Kalım Ölçümleri ve Belirsizlikler
Hava, su, sediment ve biyolojik örneklerde MP tespiti için kullanılan başlıca yöntemler FTIR Spektroskopisi (μFTIR, Hyperspectral FTIR), Raman Spektroskopisi (Micro-Raman), Piroliz-GC/MS (Py-GC/MS), Tarama Elektron Mikroskobu (SEM/EDX), İndüktif Eşleşmiş Plazma Kütle Spektrometresi (ICP-MS) olarak sıralanmaktadır. Bu yöntemlerin birbirlerine göre üstünlükleri ve zayıf yönleri bulunmaktadır.
Risk Değerlendirme Kısıtları
Türkiye’de bu ölçümleri yapan kuruluşlar mevcuttur. Bu hizmetler genellikle özel akredite laboratuvarlar, üniversite araştırma merkezleri ve TÜBİTAK gibi kurumlar tarafından sağlanmaktadır. Mikroplastik analizi yeni ve uzmanlık gerektiren bir alandır. En yaygın tekniklerin FTIR ve Raman olduğu görülmektedir. Py-GC/MS ve ICP-MS mikroplastikler için daha az spesifik olduğundan genel polimer veya element analizi için kullanılır. SEM/EDX ise morfoloji için destekleyici olarak kullanılmaktadır. Fiyatları örnek başına 200-600 TL’den başlayıp, analiz başına 1000-3000 TL’ye kadar değişmektedir. Bu miktarlar mevcut sağlayıcıların web sitelerinden alınmış 2025 fiyatları olup, değişiklik olması muhtemeldir.
Ortam ölçümü için μFTIR Spektroskopisi en uygun yöntem olarak öne çıkmaktadır. Pasif inhalasyon maruziyeti doğru yansıtmadığından aktif örnekleme (pompa ile bilinen hacimde havayı filtreye çekme) tercih edilmelidir. Çalışma ortamında çalışanın solunum zonu kullanılmalıdır. Risk değerlendirmesi için μFTIR + Py-GC/MS kombinasyonu önerilmektedir (spektroskopik + termoanalitik).
Doz-yanıt ilişkisi ve olasılıksal modeller risk değerlendirme yaklaşımları olarak kullanılabilir. Örnek kontaminasyonu, boyut/parçacık tipi varyasyonları, ölçüm hassasiyeti eksikliği ve veri harmonizasyonu sorunları belirsizlik kaynakları olarak bildirilmektedir (19). Standart eksikliğini de bu sorunlara eklemek doğru olur (20). Günümüzde henüz yerleşmemiş işyeri maruziyet limitleri (OEL – occupational exposure limits) ve NP/MP için standartlaşmış protokollerin eksikliği gibi engellerin aşılması yeni çalışmalar ve otoritenin bu konu üzerine mevzuatlar hazırlamasıyla çözülebilir (21). ISO benzeri standartlar geliştirilmesi, validasyon protokollerinin oluşturulması ve iş yerine özgü maruziyet riskleri için maruziyetin söz konusu olabileceği ilgili iş yerlerinde MP/NP açısından risk taşıyan kimyasal maddelerin Güvenlik Bilgi Formlarının (GBF – MSDS) hazırlanması ve bulundurulması önem taşımaktadır.
Sonuç
Plastik kullanımının azaltılması, protokollara bağlanması gibi önlemler üzerinde uluslararası arenada çalışmalar sürmektedir. Türkiye Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliği genel çerçevesini 1991 yılında uygulamaya koysa da yasal düzenlemeler1580 sayılı Belediye Kanunu ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ile 1930 yılında başlamıştır (Sayıştay, 2007: 9).
Mart 2022’de düzenlenen beşinci Birleşmiş Milletler Çevre Genel Kurulu’nda alınan tarihi bir kararla, 193 BM üye devletinin tamamı plastik kirliliğine son verme kararı almıştır (22). Çin 2018 itibarıyla atık dış alımını yasaklamışken (23) Türkiye, özellikle Almanya, Belçika, İtalya gibi AB ülkelerinden yapılmakta olan plastik atık ithalatında ön sıralarda yer almaktadır. Plastik atık sektöründe lisanssız firmaların denetlenememe sorunları, yetersiz geri dönüşüm altyapısı bizleri tehlikeye daha çok yaklaştırmaktadır (24).

Kaynaklar:








