Çalışmak bireyin en temel hak ve özgürlükleri arasında yer almakla birlikte bireyin bu hakkı özgür ve eşit bir şekilde kullanabilmesinin yanı sıra…
Çalışmak bireyin en temel hak ve özgürlükleri arasında yer almakla birlikte bireyin bu hakkı özgür ve eşit bir şekilde kullanabilmesinin yanı sıra çalışmanın özellikle insani koşulları içeriyor olması gerekmektedir. İnsana yakışır iş (Decentwork) kavramı ilk kez ILO Direktörü Juan Somavia tarafından 1999 yılında gerçekleştirilen ILO konferansında dile getirilmiştir. Somavia özgürlük, eşitlik, güvenlik ve en önemlisi insan hakları çerçevesinde kadın ve erkekler için insan onuruna yakışır iş olanaklarının artırılmasının ILO’nun öncelikli hedefleri arasında olması gerektiğini vurgulamıştır.
ILO’ya göre insana yakışır iş; insan haklarının korunduğu, gerekli sosyal koruma ile birlikte insan onuruna yakışır bir hayat sürmeye yetecek bir ücretin ödendiği, erişimde eşit koşulların sunulduğu verimli işlerdir. Çalışma hayatının iyileştirilmesi güvenlik iklimi ve sağlık halinin devamlılığı önem arz etmektedir.
İşçi sağlığı Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Dünya Sağlık Örgütü (WH O) tarafından; “tüm çalışanların; fiziki, ruhani, moral ile sosyal yönden tam olarak iyi olma durumlarının sağlanması ve mümkün olduğunca en yüksek düzeylerde devam etmesi; çalışma şartları ile kullanılan ve sağlık açısından zararlı maddeler nedeni ile çalışanların karşılaşabilecekleri zararların önüne geçilmesi ve aynı zamanda işçinin fizyolojik özellikleri ile uyumlu işlere yerleştirilmesi, işin çalışana ve çalışanın işe uymasını temel amaçlar olarak değerlendiren tıp bilimi” olarak tanımlanmıştır.
Güvenlik iklimi için, Nükleer Tesislerde Güvenlik Danışma Komitesi İnsan Faktörleri Çalışma Grubu tarafından önerilen tanım; “Bir örgütün güvenlik kültürü, bir kuruluşun sağlık ve güvenlik yönetim taahhüdünü belirleyen bireysel ve örgütsel değerlerin, algıların, tutumların, davranış kalıplarının ve yetkinliklerinin ürünüdür” şeklindedir.
Güvenlik iklimi, çalışma ortamındaki güvenliğin değerine ilişkin bireysel algıları tanımlar. Güvenlik ortamının önemli bileşenleri olarak bir dizi faktör belirlenmiştir.
Bu faktörler aşağıdaki gibidir:
- Yönetim bakış açısı,
- Yönetim ve organizasyon uygulamaları (eğitimin yeterliliği, emniyet ekipmanlarının sağlanması, emniyet yönetim sistemlerinin kalitesi, vb.),
- İletişim ve işyerinde sağlık ve güvenliğe çalışanın katılımı.
Olumlu güvenlik ikliminin oluşturulmasında yönetici tavrı büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle yöneticilerin güvenlik faaliyetlerine katılmaları, çalışanlarına güvenlikle ilgili eğitim uygulamaları, örgütte sık sık güvenlik konusunu vurgulamaları, kazalardan sonra güvenlik sorunlarını çözmeye yönelik çalışmalar yapmaları önem taşımaktadır.
İSG, çalışanların iş kazasına uğramasını önlemek amacıyla güvenli bir çalışma ortamı oluşturmak için alınması gereken tedbirler dizisi olarak tanımlanmaktadır. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’na göre İşveren, risk değerlendirmesi yapmak ve çalışanlarını risklerden korumakla sorumludur. Çalışanları risklerden korumak için ilk adım risklere kaynağında müdahale edilmesidir. İlk adımın yeterli olmaması durumunda ikinci adım toplu koruma tedbirlerini alınması, ikinci adımın da yetersizliği durumunda kişisel koruyucu donanımların temin ederek kullanılmasını sağlanmasıdır.
Bilim insanı Heinrich’ in 1931 yılında 75.000 adet iş kazası raporunu inceleyerek iş kazalarının %88’ inin tehlikeli hareketlerden, %10’unun tehlikeli durumlardan ve %2’sinin ise mücbir sebepler yani doğal afetler sebebi ile meydana gelen kazalar olarak tespit etmiştir. Yani 1931 yılında yapılmış bu çalışma ile görülüyor ki iş kazalarının %98’i önlenebilirdir. Risk kontrol tedbirlerinin 3.adımında yer alan kişisel koruyucu donanım kullanımı alınabilecek tedbirlerden biri olarak iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenmesinde ve/veya sonuçlarının azaltılmasında önemli bir yere sahiptir. İşyeri çalışma şartlarının iyileştirilmesi, İSG bilincinin oluşturulması, çalışanlara İSG konularında eğitim verilmesi, kişisel koruyucu donanımların uygun işe, uygun özellikte, uygun şekilde ve uygun sürede kullanılması ile iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesi/azaltılması ve sonuçlarının azaltılması sağlanabilir.

Güvenlik kültürü ve güvenlik iklimi, iş sağlığı ve güvenliği alanında sıkça birbirinin yerine kullanılsa da, kavramsal olarak farklı düzeyleri ifade eden iki ayrı yapıdır.
Güvenlik kültürü, bir organizasyonda zamanla gelişen, çalışanların güvenliğe ilişkin ortak değerlerini, inançlarını, tutum ve davranış normlarını kapsayan derin ve kalıcı bir yapıyı ifade eder. Bu kültür, örgütün güvenliğe verdiği önemin içselleştirilmiş bir yansımasıdır ve genellikle üst yönetim politikalarından çalışanların günlük uygulamalarına kadar tüm yapıya nüfuz eder. Güvenlik kültürü uzun vadeli, görece sabit ve kurumsal hafızada yer etmiş bir anlayışı temsil eder.
İşyerinde yerleşik bir güvenlik kültürü, çalışanların risk algısını güçlendirerek kişisel koruyucu donanım kullanımını doğrudan etkilemektedir. Güvenlik kültürü, sadece prosedürel düzenlemelerle sınırlı olmayan bir anlayışı ifade eder. Bu kültürün güçlü olduğu iş ortamlarında, kişisel koruyucu donanım kullanımı bireysel bir sorumluluk olarak değil, kolektif bir norm ve davranış biçimi olarak içselleştirilir. Çalışanlar, yalnızca cezai yaptırımlardan kaçınmak amacıyla değil, kendi sağlık ve güvenliklerini önemsedikleri için koruyucu ekipmanları düzenli ve doğru biçimde kullanma eğilimi gösterirler. Bu bağlamda, güvenlik kültürü, kişisel koruyucu donanım kullanımının sürekliliğini ve etkinliğini sağlamada temel bir rol oynamakta; ekipmanların doğru seçimi, uygun kullanımı ve bakımı konusunda çalışan bilincini artırmaktadır. Ayrıca, yöneticilerin örnek davranışları, sürekli eğitim uygulamaları ve geri bildirim mekanizmaları, güvenlik kültürünün kişisel koruyucu donanım kullanımına olan katkısını pekiştirici unsurlar arasında yer almaktadır. Dolayısıyla, güvenlik kültürünün kurumsal düzeyde geliştirilmesi, kişisel koruyucu donanım kullanımını artırmakla kalmaz; aynı zamanda genel iş güvenliği performansının sürdürülebilirliğine de önemli katkı sağlar.
Sonuç olarak İş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının etkinliği, yalnızca yasal düzenlemeler ve teknik önlemlerle değil, aynı zamanda kurum içerisinde yerleşik bir güvenlik kültürü ile doğrudan ilişkilidir. Güvenlik kültürü, çalışanların risk algısını, davranış biçimlerini ve sorumluluk bilincini şekillendirerek, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenmesinde temel bir rol oynamaktadır. Bu bağlamda, kişisel koruyucu donanım kullanımı, iş güvenliği kültürünün en somut göstergelerinden biri olarak değerlendirilmektedir.
Ancak yapılan çalışmalar ve saha gözlemleri, kişisel koruyucu donanım kullanımının çoğu zaman yalnızca yasal bir zorunluluk olarak görüldüğünü, bu durumun da etkinliğini sınırladığını ortaya koymaktadır. Kişisel koruyucu donanımın doğru, sürekli ve bilinçli kullanımı için çalışanların eğitilmesi, farkındalık düzeylerinin artırılması ve güvenlik kültürünün örgüt genelinde içselleştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Ayrıca yöneticilerin tutumu, denetim mekanizmalarının etkinliği ve çalışanların katılımı, bu kültürün oluşumunda belirleyici faktörlerdendir.

Kaynaklar:
-
https://www.academia.edu/33137421/
-
https://acikerisim.avrasya.edu.tr/yayin/1798600&dil=3
-
https://jshsr.org/index.php/pub/article/view/699/685
-
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-
-
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1227851
-
https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6331&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5
-
https://tr.wikipedia.org/wiki/Kaza_piramidi
-
Reason, J. (1997). Managing the Risks of Organizational Accidents








