728 x 90

Kişisel Koruyucu Donanım Uyumunda İnsan Faktörleri ve Görünmez Bariyerler

Kişisel Koruyucu Donanım Uyumunda İnsan Faktörleri ve Görünmez Bariyerler

Endüstriyel hijyen ve iş sağlığı güvenliği disiplininde, risklerin kaynağında yok edilemediği veya…

Dr. Ertuğrul Erdemir
İşyeri Hekimi, Endüstriyel Toksikoloji ve İş Hijyeni Derneği, Ankara

Endüstriyel hijyen ve iş sağlığı güvenliği disiplininde, risklerin kaynağında yok edilemediği veya mühendislik önlemleriyle yeterince azaltılamadığı durumlarda başvurulan “son savunma hattı” kişisel koruyucu donanımlardır (KKD). Ancak küresel saha verileri ve akademik araştırmalar, KKD kullanım oranlarının beklenen yasal seviyelerin çok altında kaldığını göstermektedir. Bu makale, KKD uyumsuzluğunu yasal tanımlardan başlayarak; termal yük, antropometrik uyumsuzluk, sağlık inanç modeli ve durumsal farkındalık ekseninde derinlemesine analiz etmekte ve çözüm için “itaat” odaklı değil, “insan odaklı” bir yaklaşım önermektedir.

Yasal Çerçeve ve Kontrol Hiyerarşisindeki Paradoks

Türk iş hukuku mevzuatında, 01.05.2019 tarihli Kişisel Koruyucu Donanım Yönetmeliği’ne göre KKD; çalışanlarca sağlık ve güvenlik risklerine karşı korunmak amacıyla giyilmek veya tutulmak üzere tasarlanmış donanımları, bu donanımların tamamlayıcı parçalarını ve bağlantı sistemlerini ifade eder. Yasal çerçeve, işverene risk değerlendirmesi yapma, uygun donanımı ücretsiz temin etme ve kullanım eğitimini verme; çalışana ise bu donanımı talimatlara uygun kullanma ve koruma yükümlülüğü getirir. Kâğıt üzerinde sorumluluklar kusursuz bir şekilde paylaştırılmış görünmektedir.

Ancak CDC ve NIOSH tarafından geliştirilen “Kontrol Hiyerarşisi” (Hierarchy of Controls) modelinde KKD; eliminasyon, ikame ve mühendislik kontrollerinin aksine “en az etkili” yöntem olarak piramidin en altında sınıflandırılır (NIOSH, 2024).

Bunun temel nedeni, KKD’nin koruma etkinliğinin değişmez fiziksel yasalara veya bariyerlere değil; değişken insan davranışlarına, anlık algısal süreçlere ve fizyolojik sınırlara mutlak surette bağımlı olmasıdır. Mühendislik önlemleri insan hatasından bağımsız çalışırken, KKD insan hatasına ve uyumuna muhtaçtır. İşyerinde “teknik bir gereklilik” olarak görülen bu donanımlar, insan faktörü devreye girdiğinde “konfor, algı ve davranışsal bariyerler” ile sert bir şekilde çatışmaktadır.

Termal Yük ve Biyolojik Refleksler

Saha çalışmalarından elde edilen en güçlü bulgu, çalışanların KKD’ye yönelik tutumlarının büyük ölçüde “konfor algısı” üzerinden şekillendiğidir. Ancak buradaki konfor kavramı, lüks bir talep değil, yaşamsal bir biyolojik zorunluluktur. İnsan vücudunun termoregülasyon (ısı düzenleme) mekanizması ile koruyucu donanımların yalıtım özellikleri arasındaki çatışma, uyumsuzluğu tetikleyen en baskın ve ölçülebilir fizyolojik bariyerdir. KKD kullanımı, çalışan üzerinde yarattığı “mikro-iklim” etkisiyle vücut ısısının dağılmasını engelleyerek fizyolojik stres yaratır.

Bu durumun somut kanıtları, Building and Environment dergisinde yayımlanan deneysel çalışmada (Mao et al., 2022) çarpıcı verilerle ortaya konmuştur. 32°C ve üzeri ortam sıcaklıklarında yapılan ölçümler, KKD kullanan katılımcıların %92.4 gibi ezici bir çoğunluğunun donanım içindeyken “boğucu bir sıcaklık ve nem hissi” yaşadığını, %66.4’ünün ise belirgin bir dispne (nefes darlığı) hissettiğini göstermiştir. Çalışmanın sunduğu en kritik veri ise; KKD kullanımının insan fizyolojisinin tolerans sınırlarını zorlayarak, “kabul edilebilir çalışma süresini” ortalama 1.8 saatten 1.5 saate düşürdüğü gerçeğidir.

Ayrıca Fang ve arkadaşlarının (2023) yaptığı çalışmalar, KKD kullanımının kalp atım hızında artışa ve ciddi ısı birikimine yol açtığını doğrulamaktadır. Bu veriler ışığında, bir çalışanın maskeyi indirmesi veya tulumu açması eylemi keyfi bir “itaatsizlik” veya disiplin suçu olarak değil; vücudun homeostazı (iç dengeyi) korumaya yönelik geliştirdiği, engellenemez bir “biyolojik refleks” olarak okunmalıdır. Beyin, oksijensiz kalma veya aşırı ısınma tehdidi altında, güvenlik protokollerini askıya alarak hayatta kalma dürtüsüne öncelik vermektedir.

Ergonomik Uyumsuzluk ve Antropometrik Sınırlar

Teknik koruyuculuk standartları (CE belgesi vb.) sağlansa dahi, KKD’nin bedenle fiziksel uyumu (fit), hem koruma faktörünü hem de çalışan davranışını doğrudan etkiler. İnşaat ve sanayi çalışanları üzerinde yapılan araştırmalarda, KKD değerlendirme kriterleri arasında en yüksek puanı “bedene uygunluk” almıştır. Ancak küresel ölçekte, özellikle kadın çalışanlar için tasarlanmış beden seçeneklerinin yetersizliği (antropometrik uyumsuzluk), ciddi bir “yapısal engel” olarak karşımıza çıkmaktadır (Porterfield, 2020).

Uygun olmayan (bol, dar veya yüz hattına oturmayan) eldiven, gözlük veya tulum; çalışanın el becerisini azaltmakta, hareket kabiliyetini kısıtlamakta ve reaksiyon süresini uzatmaktadır (Brisbine et al., 2022).

Sağlık sektöründe yapılan pandemik araştırmalar (Artuvan et al., 2023), yüze tam oturmayan N95 maskelerin uzun süreli kullanımda cilt lezyonlarına, baş ağrısına ve yorgunluğa neden olduğunu; bu fiziksel acının da çalışanları mola sırasında maskeyi uygunsuz şekilde çıkarmaya ittiğini göstermiştir. Ergonomik uyumsuzluk, çalışanda “işi yapamama” veya “beceriksizlik” hissi yaratarak donanımın reddedilmesine zemin hazırlar.

Sağlık İnanç Modeli ve “Güvenlik Paradoksu”

Bireyin KKD kullanma kararı, sadece dışsal talimatlarla (yönetmelik, tabela) değil, içsel bir risk değerlendirme süreciyle şekillenir. Literatürde Sağlık İnanç Modeli (HBM) olarak tanımlanan teoriye göre; uyum davranışı, çalışanın “Algılanan Tehdit” ile “Algılanan Engel” arasında yaptığı anlık bir maliyet-fayda analizine dayanır (Maulana et al., 2024).

Eğer çalışan riski “düşük”, “görünmez” (örneğin gürültü) veya “uzak ihtimal” (“Benim başıma gelmez”) olarak algılıyorsa; donanımın yarattığı buğulanma, ağırlık, terleme veya iletişim güçlüğü gibi “engeller” kararda baskın çıkar. Bu durum, literatürde “Güvenlik Paradoksu” olarak adlandırılan fenomeni doğurur: Çalışan, tehlikeyi daha net görebilmek (buğulanan gözlüğü çıkarmak), vincin sesini duyabilmek (kulaklığı çıkarmak) veya işi yetiştirebilmek (eldiveni çıkarmak) adına, tehlikeye karşı savunmasız kalmayı göze alır.

Ülkemizde yapılan saha çalışmaları (Atasoy et al., 2024), “işi yetiştirme baskısı” ve “üretkenlik kaygısı”nın, bu paradoksu besleyen en önemli örgütsel faktörler olduğunu doğrulamaktadır.

Duyusal İzolasyon ve Durumsal Farkındalık Kaybı

KKD’nin iş güvenliğinde yarattığı en büyük ikilemlerden biri, çalışanı tehlikelerden korurken aynı zamanda çevresel uyaranlardan da izole etmesidir. PLOS ONE dergisinde yayınlanan araştırmalar (Snapp et al., 2023), özellikle işitme koruyucuların “Durumsal Farkındalık” (Situational Awareness) üzerindeki negatif etkilerini bilimsel olarak kanıtlamıştır.

Çalışmada, çift kulak koruyucu kullanan bireylerde sesin yönünü tayin etme (lokalizasyon) yeteneğinin anlamlı ölçüde düştüğü saptanmıştır. Yaklaşan bir forkliftin veya vincin sesini duyamayan, yönünü kestiremeyen çalışan; kendini paradoksal bir şekilde “güvensiz” hisseder. İnsanın “duyularına güvenme” içgüdüsü, dışarıdan dayatılan “korunma” talimatından daha ağır basar ve çalışan duyusal hakimiyetini geri kazanmak için kulaklığı çıkarır. Benzer şekilde tam yüz maskelerinin iletişim engelleri yaratması, çalışanı sosyal ve operasyonel olarak izole ederek psikolojik bir bariyer oluşturur.

Örgütsel Bariyerler ve Yönetim Kültürü

Uyumsuzluk sorunu bireysel bir eylem gibi görünse de, kökleri genellikle organizasyonel yapıdadır. Kalitesiz, hasarlı veya kirli ekipmanların dağıtılması, lojistik aksaklıklar (beden numarasının bulunmaması) ve yönetimin “aşırı üretim baskısı”, çalışanlarda KKD’nin “gerçekten gerekli olmadığı” algısını yaratır. Yönetim desteğinin zayıf olduğu, denetimin sadece cezalandırıcı bir araç olarak kullanıldığı kültürlerde, çalışanlar “bana bir şey olmaz” yanılgısına daha sık düşmektedir (Demirbilek & Çakır, 2008). Eğitimlerin sadece teorik kalması ve uygulamalı (fit-test vb.) süreçlerle desteklenmemesi de, özellikle karmaşık donanımlarda kullanım hatalarını artırmaktadır.

İnsan Odaklı Entegrasyon

Bu çalışma açıkça göstermektedir ki; KKD uyumsuzluğu tek boyutlu bir “disiplin suçu” değildir. Termal yük, fizyolojik sınırlar, ergonomik yetersizlikler ve algısal körlükler, çalışanı donanımı çıkarmaya iten somut ve ölçülebilir faktörlerdir. Cezai yaptırımlar, fizyolojik limitlerin aşıldığı nefes darlığı ve ısı stresi gibi noktalarda caydırıcılığını yitirmektedir.

Sürdürülebilir ve gerçekçi bir KKD programının inşası, öncelikle donanım seçim süreçlerinin demokratikleşmesini ve teknik iyileştirmeleri gerektirir. Tedarik aşamasına çalışanların dahil edilmesi, konfor algısı yüksek, nefes alabilir ve farklı beden seçeneklerine sahip donanımların tercih edilmesini sağlar. Buna paralel olarak, sıcak çalışma ortamlarında kişisel soğutma sistemlerinin (yelekler vb.) kullanımı, mola sürelerinin termal yüke göre düzenlenmesi ve iş planlamasının günün serin saatlerine kaydırılması gibi mühendislik destekli çözümler hayata geçirilmelidir.

Teknik önlemlerin başarısı, ancak güçlü bir eğitim ve liderlik anlayışıyla kalıcı hale gelebilir. Teorik eğitimlerin maske sızdırmazlık testleri (fit-test) ve uygulamalı senaryolarla desteklenmesi, çalışanın donanıma olan güvenini artırırken yanlış kullanım riskini minimize eder. Bu sürecin en kritik halkası ise güvenlik kültürü liderliğidir; yönetim, KKD kullanımını sadece çalışandan bekleyen bir otorite değil, sahada örnek olan ve üretimi değil “önce güvenliği” önceleyen bir rehber konumunda olmalıdır.

Sonuç olarak geleceğin iş güvenliği vizyonu; insan doğasıyla savaşan yasaklar üzerine değil, biyolojik ve psikolojik gerçekliklerle uyumlu tasarımlar üzerine inşa edilmelidir. Bu dönüşüm, tek bir aktörün değil, tüm toplumun ortak sorumluluğundadır:

Devlet otoritesi, denetimi sadece cezalandırıcı bir araç olarak değil, insan odaklı standartları teşvik eden rehberlik edici bir fener olarak kullanmalıdır. Tasarımcılar ve üreticiler, laboratuvar verilerinin ötesine geçerek sahanın terini ve yorgunluğunu hissetmeli; konforu bir “lüks” değil, hayati bir güvenlik parametresi olarak kodlamalıdır. İşverenler, en ucuz veya kâğıt üzerinde en yüksek korumalı ekipmanı değil, çalışanının içinde en iyi hissettiği donanımı seçmeyi bir kurum kültürü haline getirmelidir. Sivil toplum ve çalışan örgütleri ise, “bana bir şey olmaz” diyen o eski cesaret anlayışını değil, “önce güvenlik” diyen bilinçli duruşu bir toplumsal değer olarak yüceltmelidir.

Kaynaklar:

  • Kişisel Koruyucu Donanım Yönetmeliği. (2019, 1 Mayıs). Resmî Gazete (Sayı: 30761).
  • Akboğa Kale, Ö., & Eskişar, T. (2021). Kişisel Koruyucu Donanım Kullanımının Önemi ve Gelişim Planlaması İçin Bir Alan Çalışması.
  • Artuvan, Z., Uzun, S. B., & Çetin, H. (2023). Bir Devlet Hastanesi Çalışanlarının COVID-19 Pandemisinde KKD Kullanımı.
  • Atasoy, M., et al. (2024). A Study on the Use of Personal Protective Equipment — Türkiye (Construction).
  • Brisbine, B. R., et al. (2022). Does the fit of personal protective equipment affect functional performance? A systematic review.
  • Canadian Centre for Occupational Health and Safety (CCOHS). (n.d.). Designing an Effective PPE Program.
  • Demirbilek, T., & Çakır, Ö. (2008). KKD Kullanımını Etkileyen Bireysel ve Örgütsel Değişkenler.
  • Fang, Z., et al. (2023). Human thermal physiological response of wearing personal protective equipment.
  • Hudson, S. (2024). The comfort and functional performance of personal protective equipment: Scoping review.
  • Koçali, K. (2022). TOPSIS Yöntemi ile KKD Seçimi.
  • Mao, Y., Zhu, Y., Guo, Z., Zheng, Z., Fang, Z., & Chen, X. (2022). Experimental investigation of the effects of personal protective equipment on thermal comfort in hot environments. Building and Environment, 222, 109352.
  • Maulana, I., Winarti, E., & Mohamad, N. (2024). Application of the Health Belief Model to Compliance with the Use of Personal Protective Equipment. Journal of Health Sciences.
  • National Institute for Occupational Safety and Health (NIOSH). (2024). Hierarchy of Controls. Centers for Disease Control and Prevention.
  • Porterfield, C. (2020). A Lot Of PPE Doesn’t Fit Women. Forbes.
  • Snapp, H. A., et al. (2023). The effects of hearing protection devices on spatial awareness in complex listening environments. PLOS ONE.
  • Williams, J., et al. (2020). The Physiological Burden of Prolonged PPE Use. NIOSH Science Blog.
Admin

Admin
ADMINISTRATOR
PROFILE

Son Yazılar