1972’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 5 Haziran’ı Dünya Çevre Günü olarak belirledi. “Yalnız Bir Dünya” sloganıyla ilk kutlama 1973 yılında yapıldı.
1972’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 5 Haziran’ı Dünya Çevre Günü olarak belirledi. “Yalnız Bir Dünya” sloganıyla ilk kutlama 1973 yılında yapıldı. Sonraki yıllarda ise Dünya Çevre Günü, çevremizin karşı karşıya olduğu hava kirliliği, plastik kirliliği, yasa dışı vahşi yaşam ticareti, sürdürülebilir tüketim, deniz seviyesinin yükselmesi ve gıda güvenliği gibi diğer sorunlar hakkında farkındalık yaratmak için bir platform olarak gelişti.
Bu yıl, #BeatPlasticPollution etiketi ve sloganıyla plastik kirliliğine yönelik çözümlere odaklanılacak olan Dünya Çevre Günü’nün 50. yıl dönümü. Dünya Çevre Günü’ne her sene farklı bir ülke ev sahipliği yapmakta ve 2023 için ev sahibi ülke Fildişi Sahili olarak belirlendi. Fildişi Sahili, 2014’ten beri plastik poşet kullanımını yasaklayarak yeniden kullanılabilir ambalajlara geçişi desteklemekte. Ülkenin en büyük şehri Abidjan, plastik kirliliğini yenmek isteyen yeni kurulan şirketler için de bir merkez haline geldi.
Kimya sektöründe yaşanan gelişmeler plastik ürününü ortaya çıkarmış ve Dünya plastik ile 20. yy. başlarında tanıştı. 1950’lerden 1970’lere kadar yalnızca az miktarda plastik üretildi ve sonuç olarak plastik atık nispeten yönetilebilirdi. Ancak 1970’ler ile 1990’lar arasında plastik atık üretimi, plastik üretimindeki benzer artışı yansıtacak şekilde üç kattan fazla arttı. 2000’li yılların başında, ürettiğimiz plastik atık miktarı son 40 yılda olduğundan daha fazla arttı. Bugün her yıl yaklaşık 400 milyon ton plastik atık üretiyoruz. Plastik atıklar karada yarattığı kirlilik kadar denizleri de kirletmekte.
Türkiye’den Akdeniz’e yıllık plastik (makro ve mikro plastik) sızıntısı kişi başına yaklaşık 1 kg seviyesindedir. Türkiye yarattığı toplam atık miktarı ile Akdeniz’i en çok kirleten (Mısır ve İtalya’nın ardından üçüncü) ülkeler arasındadır.
Karasal kaynaklı plastikler akarsulara çeşitli yollarla ulaşabilir. 5 mm’den büyük boyutlu plastiklerin (makro plastikler) akarsulara erişimi çöp dökme, akarsu yatakları üzerindeki uygunsuz depolama sahaları, yerlere atılan veya toplanamayan çöplerin rüzgar ve yağmur ile akarsulara taşınması gibi yollarla gerçekleşebilir. Makro plastikler ayrıca kıyı, plaj veya gemilerden atılma nedeniyle de denize ulaşabilir. Kanalizasyon sistemleri ile hem makro plastikler hem de 5 mm’den küçük boyutlu plastikler (mikro plastikler) su kanallarına ulaşabilir. Islak mendiller, kulak pamukları gibi plastik içeren ürünler de bilinçsiz kullanım sonucunda kanalizasyon sistemleri aracılığıyla denizlerle buluşmaktadır.
Dünya Doğal Yaşamı Koruma Vakfı (WWF)’nın raporuna göre, Akdeniz’e dakikada 33 bin 800 plastik şişeye eşdeğer plastik atık karışmakta. WWF’in Akdeniz Plastik Raporu, atık sorununun önemli parçalarından birinin tek kullanımlık plastikler olduğunu net olarak ifade etmekte ve denizlere ulaşan atıkların yüzde 80’i kara kaynaklı olduğunu gözler önüne sermektedir.
Plastik atıklar karalarımızı ve denizlerimizi kirletmekle kalmamaktadır. Hollandalı bilim insanları, ilk kez insan kanında küçük plastik parçacıklar (mikro plastik) bulunduğunu saptamıştır. Daha önce yapılan araştırmalar sonucunda da insanların yiyecek ve su yoluyla mikro plastikleri yutabileceği ve parçacıkların dışkıda ve hatta plasentada bulunabileceği zaten bilinmekteydi. Hatta bebeklerin dışkısındaki mikro plastik oranının, yetişkinlere göre 10 kat daha fazla olduğu saptanmıştı. Bunda, büyük ölçüde bebeklerin plastik şişelerle beslenmesinin payı olduğu belirtilmiştir.
Araştırmalar gösteriyor ki tek kullanımlık plastik kullanımını sınırlamaz ve uygun geri dönüşüm alanlarına gitmesini sağlayamazsak Dünyamız yakın zamanda büyük bir kirlilikle karşı karşıya kalacak. Tek bir Dünya var ve onun için tek kullanımlık plastiklerin kullanımını azaltmak hatta tamamen yok etmek, atıkları uygun atık kutusuna atmak, sıfır atık kavramını hayatımızın her alanında uygulanabilirliğini sağlamak yapabileceklerimizden sadece birkaçı. Dünya’nın sonsuz bir kaynak olmadığını, gün geçtikçe kirlenme sebebi ile doğal alanlarının ve sağlığının bozulduğunu unutmayalım.
Gelecek nesillere miras olan Dünya’yı korumak bizim ellerimizde.








