728 x 90

Deprem Sonrası Yeşil Binalar ve Enerji Tasarrufu

Deprem Sonrası Yeşil Binalar ve Enerji Tasarrufu

6 Şubat’ta merkez üssü Kahramanmaraş olan; 11 ilimizi ve yaklaşık 350.000 km2’yi etkileyen depremde; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın…

6 Şubat’ta merkez üssü Kahramanmaraş olan; 11 ilimizi ve yaklaşık 350.000 km2’yi etkileyen depremde; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yapmış olduğu incelemelere göre yaklaşık 20.662 bina yıkılmıştır. Depremden etkilen kişi sayısının 13,5 milyon olduğu düşünülmekte ve bu sayı ülke nüfusunun %16’sını oluşturmaktadır1. Yıkımın bu denli fazla olduğu bir alanda kurulacak yeni yaşam alanlarının; bölgenin sosyal ve kültürel yapısını koruyacak şekilde olması aynı zamanda da su kıtlığı ve enerji gerekliliği düşünülerek yapılacak binaların yeşil bina tasarımında olması daha uygun olacaktır.

Dünyamızda şu an genellikle kullanılan enerji kaynakları arasında; kömür ve petrol gibi fosil yakıtların yanı sıra doğalgaz bulunmaktadır. Fosil yakıt kullanımına bağlı olarak artan sera gazı küresel ısınmayı tetiklemektedir. Hem karbon ayak izi azaltılması sebebi hem de bu yakıtların varlıklarını uzun yıllar sürdüremeyecek olması sebebi ile insanlar yenilenebilir enerji kaynakları arayışına başlamışlardır. Güneş enerjisi, rüzgar enerjisi, dalga enerjisi hatta nemden* bile enerji üretebilen sistemler geliştirmişlerdir.

Son yıllarda, inşaat sektörü dünya genelinde yapım ve yıkım aşamasında oluşan atıkların çevreye olan etkileri sebebiyle eleştirilmektedir. Ancak, doğal kaynakların azalması, enerji maliyetlerinin artması ve iklim değişikliği gibi sorunlar, yeşil binaların yaygınlaştırılmasının önemini artırmaktadır.

Peki Sürdürülebilir Yeşil Bina Nedir?

Yer seçimi, tasarım, inşaat, işletme, bakım, tadilat, yıkım ve atıkların bertarafını kapsayan yaşam döngüsü boyunca sürdürülebilir, enerji verimli, doğayla uyumlu ve çevreye asgari düzeyde zarar veren binayı ifade etmektedir2.

Bina ve yerleşimlerin çevreye olan etkileri salgıladıkları CO2 gazıyla da sınırlı değildir. Aynı zamanda su kullanımının yaklaşık %12’si, atıkların %65’i ve elektrik tüketiminin de %71’inden sorumludurlar.

Bu rakamların büyüklüğü, binaların ve yerleşimlerin çevreye olan etkilerinin azaltılması için aynı zamanda büyük bir potansiyelin olduğu anlamına gelir. Amerika’da yapılan bir çalışma, “yeşil” veya “çevreci” olarak tabir edilen binaların enerji tüketiminde %24-50, CO2 salınımında %33-39, su tüketiminde %40 ve atıklarda %70’e varan bir düşüş sağlanacağını ortaya koymaktadır3.

Yeşil yapılar doğal ışık ve iyi bir iç mekan hava kalitesiyle kullanıcıların sağlığını ve üretkenliğini korur ve geliştirirken, yapım ve kullanım sırasında doğal kaynakların tüketimine duyarlıdır, çevre kirliliğine neden olmaz, yıkımından sonra diğer yapılar için kaynak oluşturur ya da çevreye zarar vermeden doğadaki yerine geri döner4.

Yeşil Binaların Sahip Olduğu Başlıca Avantajlar5;

  • Binalardan kaynaklı karbondioksit salınımını azaltması,
  • İnşaat aşamasında çevre tahribatını en aza indirgemesi,
  • İşletme masraflarının azalması,
  • Yenilenebilir enerjinin kullanımını ve geliştirilmesini sağlaması,
  • Hafriyat ile ortaya çıkan atık malzemenin değerlendirilmesi,
  • Yeşil çatı uygulaması ile yağmur sularının biriktirilip kullanılması,
  • Doğal ışıktan yararlanma ve enerji tasarrufu sağlaması,
  • İzolasyon sistemleri ile ısıtma soğutma maliyetlerinin azaltılması,
  • Binanın değerini artırması,
  • Kullanıcılara daha sağlıklı ve verimli ortamın sunulması,
  • Kentsel yaşam alanlarına değer katması.

Yeşil Binaların Temel Hedefleri6;

  • Binayı kullanacak olanlar için dayanıklı, emniyetli, sağlıklı, rahat ve ekonomik ortamların yaratılması,
  • Binaların ve çevrelerinin tasarım, yapım, işletim, kullanım, bakım-onarım, yıkım veya yeni işlev kazandırma aşamalarında (beşikten mezara), ekolojik sistemlerin korunmasına yönelik olarak enerji, su, malzeme, arsa, sermaye gibi tüm kaynakların etkin (verimli) kullanımı,

Bu yaklaşım çerçevesinde temel hedeflerden biri olan “kaynak kullanımında etkinliğin artırılması” açısından dört altın kural önerilmekte:

  • “Tasarruf et”; daha az kullanarak aynı kaliteyi veya performansı yakalamaya çalış, israfı önle
  • “Tekrar kullan”; uygulanabilir, güvenli ve sağlıklı olması açısından koşullar yeterli ise atma, değerlendir,
  • “Dönüştür”; yeniden kullanıma sokulabilme koşullarını oluştur veya dönüştürülebilir olanı tercih et,
  • “Yenilenebilir, çevre dostu ve sağlıklı olana öncelik tanı”, çevreyi kirleten ve tükenme riski olanları azalt.

Yapıların enerji sarfiyatını denetlemek için oluşturulan yeşil bina enerji sertifikasyon sistemleri oluşturulan alternatif enerji sistemlerini teşvik ederken bir yandan yapıların denetimini sağlamaktadır. Dünya ekolojisinin geleceğini güvende tutmak için yeni inşa edilecek yapıların denetimi kadar mevcut yapılarında kontrol altına alınması gerekmektedir. Her bir yenilenebilir enerji sistemleri ile üretilmiş standart yapı fazladan tüketilecek enerji sarfiyatına engeldir7.

Dünya’da birçok yeşil bina sertifika sistemi var.  Bunlardan başlıcaları 1990’da İngiltere’de ortaya çıkan BREEAM, 1998’de Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıkan LEED, 1998’de gelişmiş ülkelerin bir araya gelmesiyle kurulan, 2003’te BREEAM’den uyarlanarak Avustralya’da oluşturulan Greenstar, 2004’te Japonya’da ortaya çıkan CASBEE ve 2009’da Almanya’da ortaya çıkan DGNB’dir.

Bu alanda ulusal ve uluslararası gelişmeleri takip eden Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği, Bina Kodu ve Sertifikasyon Komitesi, ülkemizde önemli bir boşluğu doldurmak amacıyla, alanında uzman isimlerin katılımıyla ulusal koşullara uygun bir Değerlendirme Sistemi oluşturmak için çalışmalarına başlamıştır3.

Yeşil bina projelerinin en önemli etkenleri insan sağlığına ve kentsel dokuya etkileridir. İnsanlar yaşamını sağlıklı bir ortamda sürdürebilmelidir. İnsan sağlığının yapılardan kaynaklı bozulmasını önlemek amacıyla, yapıların sağlıklı olması sağlanmalıdır. Sağlıklı yapının sürdürülebilirliğine yönelik çalışmalar, yapı, çevre ve insan sağlığını birlikte ele alarak bütünleştirilmeli, gelecek nesillere de sağlıklı yaşam alanları bırakılacak şekilde tasarlanmalı ve toplumun bütün kesimleri bu konuda bilinçlendirilmelidir8.

 

KAYNAKLAR

[1]: https://tr.wikipedia.org/wiki/2023_Kahramanmara%C5%9F_depremleri
[2]: https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2014/12/20141208.pdf
[3]: https://cedbik.org/tr/yesil-bina-7-pg
[4]: https://polen.itu.edu.tr:8443/server/api/core/bitstreams/5d5f5783-1b1e-466b-a6df-fe13be518f17/content
[5]: https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/692671
[6]: http://www1.mmo.org.tr/resimler/dosya_ekler/6221b4b01ea0a47_ek.pdf
[7]: https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/662037
[8]: http://uzalcbs.org/wp-content/uploads/2016/11/2014_055.pdf
* : https://www.enerjiportali.com/7-24-temiz-enerji-havadaki-nemden-elektrik-uretiliyor/

 

 

 

 

 

 

İrem Bozdemir

İrem Bozdemir, 01.01.1991 Eskişehir doğumlu, evli ve 1 çocuk annesidir. İlköğretim ve Lise eğitimini Eskişehir’de tamamlamıştır. 2016 yılında Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği bölümünden mezun olmuştur. 2016 yılında Çevre Görevlisi belgesi ve 2017 yılında C sınıfı İş Güvenliği belgesini almaya hak kazanmıştır. Aynı zamanda TUV AUSTRIA ISO 9001:2015, ISO14001, OHSAS 18001 İç Tetkikçi belgelerine sahiptir. Meslek hayatına 2017 yılında başlamış olup, 2018 yılından itibaren Tez Medikal OSGB bünyesinde çalışmaya başlamıştır. DHL Freight, Garanti Bankası, HMS Host, Opet Fuchs, LC Waikiki, Arçelik ve Türkiye Finans Katılım Bankası’nda görev almıştır.

Son Yazılar