Günümüzde kadınların iş gücüne katılım oranı giderek artmakta ve çalışma hayatında daha aktif roller üstlenmektedirler, ancak bazı sektörler veya roller belirli beceri ve özellikleri gerektirdiği için kadınların fiziksel ve fizyolojik özellikleri, çalışma yaşamları boyunca karşılaştıkları zorluklarla sık sık etkileşime girmektedir. Çocuklukta boy, vücut ağırlığı ve kuvvet cinsiyet farkı gözetmeksizin paralel gelişme gösterirken, ergenlikle beraber kadınlarda
Günümüzde kadınların iş gücüne katılım oranı giderek artmakta ve çalışma hayatında daha aktif roller üstlenmektedirler, ancak bazı sektörler veya roller belirli beceri ve özellikleri gerektirdiği için kadınların fiziksel ve fizyolojik özellikleri, çalışma yaşamları boyunca karşılaştıkları zorluklarla sık sık etkileşime girmektedir.
Çocuklukta boy, vücut ağırlığı ve kuvvet cinsiyet farkı gözetmeksizin paralel gelişme gösterirken, ergenlikle beraber kadınlarda hormon (Follikül Uyarıcı Hormon ve Luteinizan Hormon) salınımı, yumurtalıkların gelişmesi ve östrojen etkisi ile vücut kompozisyonunda; pelvisin büyümesi, özellikle kalça ve bacaklarda yağ depolarının artması şeklinde değişiklikler başlar. Fiziksel olarak genellikle daha kısa boylu ve daha az kas kütlesine sahip olan kadınlarda gövdenin üst kısımlarının bacaklara oranla daha iyi geliştiği görülür. Kemik korteksi daha ince, kemik yoğunluğu daha düşüktür. Göğüs kafesi, ayak ve eller daha küçük olurken pelvis düşük, daha geniş ve daha yayvandır. Omuzlar ise daha dardır, boya göre omurga uzunluğu kadınlarda daha fazla olup vertebral kolonda torasik kifoz, lumbal lordoz eğilimi vardır. Kalça eklemleri arasındaki aralık daha büyük, dirsek açısı daha geniştir.
Vücut ağırlığı ve kas kuvveti erkeğe oranla kadında daha düşüktür. Kas kuvvetini ve dayanıklılığı asıl belirleyen faktör ise kas kitlesidir. Vücut ağırlığı normal sınırlarda olan kadınlarda kas kütlesi toplam vücut ağırlığının %25-35’idir (erkeklerde bu oran %40-45). Kadınlarda kas kütlesinin azlığından ötürü kuvvetleri erkeklere göre daha azdır. Yirmi yaşındaki bir kadın aynı yaştaki bir erkeğe göre yaklaşık %65 oranda daha düşük ağırlık kaldırabilmektedir. Genç bir kadının itme-çekme gücü ise aynı yaştaki erkeğin itme-çekme gücüne oranla yaklaşık %75 civarındadır.
Kadınların kas kuvvetinin yanı sıra kas tonusu da erkeklere göre daha zayıftır, ancak elastikiyet daha fazladır. Kasları daha kolay yorulur, verim daha düşüktür. Kadınların toplam vücut kuvveti, erkeklerin kuvvetinin ortalama %63.5’i (%35-%86 arası) civarındadır. Kaslardaki lif kompozisyonunda cinsiyetler arasında bir fark yoktur. Kadınlar da erkekler gibi ağırlık antrenmanlarına kuvvet artımı ile cevap verirler ve kuvvet antrenmanları boyunca %20-40 kadar kuvvet kazanabilirler. Fakat kadında testosteron salınımının az olması nedeniyle kas kuvvet artımına kas hipertrofisi aynı oranda eşlik etmez. Kadınlarda kas tendonlarının daha küçük, zayıf, gevşek ve kas tonusunun daha az olması eklemlere daha fazla hareketlilik kazandırır. Eklemlerin hareketi, kadında daha yumuşak ve daha geniştir. Sürtünme az olduğu için kadınlarda esneklik daha iyi gelişmiştir.
Yaş, beslenme, aktivite gibi etkenlerin dışında bazal metabolizma hızını etkileyen önemli faktörlerden bir diğeri cinsiyettir. Kadında kas kitlesinin daha düşük olması, genetik yapı ve hormonal değişimi nedeniyle bazal metabolizma hızı daha düşüktür.
Kadın ve erkek arasındaki en önemli fizyolojik farklardan biri de yağ dokusu miktarı ve dağılımı ile ilgilidir. Kadınlar genelde erkeklerden daha yağlıdır. Vücut yağı, kas içinde ve kaslar arasında daha fazladır. Hem kadında hem erkekte hücre zarlarının ve sinir sisteminin düzgün çalışması için vücudun %3-5’i oranında öz (esansiyel) yağ, kadınlarda buna ek olarak %5-8 cinsiyete özel yağ vardır. Kadınlar için ortalama vücut yağı %27 (erkeklerde %15), depo yağı %15 (erkeklerde %12) dir. Toplam vücut yağı cinsiyetler arasındaki farklılığı esansiyel (öz) yağ oranı belirlemektedir. Bu da kadınlar için %12 (erkekler için %3)’ dür. Kadınlarda cinsiyete bağlı yağın %12,7’si göğüste olup en yüksek yağ oranı kalça ve baldırda bulunur. Kadınlar için kabul edilir en düşük yağ limiti kişilere göre farklılık gösterir, ancak doğurganlık ve bazı hormonal fonksiyonlardan ötürü kadınlarda yağ oranı daha yüksektir.
Yağ iç ısıyı izole eder, destek doku vazifesi görür. Vücutta yağ oranı arttıkça harekete aktif olarak katılan kas kitlesi ve vücut ağırlığının kilogram başına düşen aerobik kapasitesi azalır. Dolayısıyla bir kilogram vücut kitlesini hareket ettirmek için gerekli oksidatif enerji metabolizması düşer.
Kalp ve akciğerler, kadında gerek mutlak gerek nispî anlamda daha küçüktürler.
Normal sağlıklı bir kadının akciğer kapasitesi aynı yaş ve ölçülerdeki bir erkeğin akciğer kapasitesinden %10 daha düşüktür. Yapılan birçok çalışmada kadına ait oksijen kullanma kapasitesinin erkeğin %70’i kadar olup vital kapasitenin daha düşük, istirahat solunum frekansı daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Özetle aerobik kapasite erkeklere oranla kadınlarda daha düşüktür.
Kalp hacminin toplam vücut ağırlığına olan oranının da kadınlarda erkeklerden %10-15 daha az olduğu bildirilmiştir. Dolayısıyla maksimal vuruş ve maksimal kardiyak çıkış (her bir dakikada pompalanan kanın maksimum hacmi) kadınlarda daha düşüktür ve bu durum kadınların düşük maksimum aerobik kapasitesini kısmi olarak açıklar. Kalbin atım hacminin daha düşük olması daha yüksek kalp atımı sayısı ile telafi edilir. Kalp, kan hacmi ve damarların özelliği, ilişkide bulunduğu kas sistemine göre değişiklik gösterir. Kadınlardaki kas kitlesi erkeklere göre daha az olduğu için kalbin büyüklüğü, kan miktarı ve kanın hacmini belirleyen alyuvar yoğunluğu daha azdır. Damarlar kalbin yapısı, pompalama gücü ve kan hacminin miktarı ile orantılı olup atar damarlar daha dar, duvarları daha ince fakat damar ağı daha yoğundur. Toplar damarlar ise varis oluşumuna daha yatkındırlar
Kan basıncı aynı yaştaki sağlıklı erkeğe oranla kadında biraz daha düşüktür. Bu düşüklük hem istirahatte hem egzersizde kendini gösterir. Kadında adrenerjik aktivitenin daha düşük oluşunun aktif dokuların daha iyi kanlanmasına etkili olduğu bilinmektedir.
Kanın hacmi, alyuvar, serum demiri ve hemoglobin miktarları aerobik performansta temel belirleyici bir niteliğe sahip olup kadınlarda daha düşüktür. Kadınlardaki ortalama hemoglobin konsantrasyonu erkeklerden yaklaşık %10 daha az olup dolaşım sisteminin oksijen taşıma kapasitesini (aerobik kapasite) belirleyen fizyolojik bir faktördür. Kadınlardaki menstrüel dönemlerde demir kaybı da erkeklere nazaran daha az hemoglobine sahip olan kadınlar için aerobik performansı olumsuz etkileyen bir durum olarak görülmektedir.
Kadınların menstrüel döngüleri düzenli hormonal değişimlerle karakterizedir. Bu hormonal değişimler bazen fiziksel ve duygusal belirtilere yol açabilir. Ayrıca, kadınlar doğurganlık döngüleri boyunca hormonal değişikliklere maruz kalırlar. Gebelik, doğum, emzirme, menopoz kadınların yaşayabileceği fizyolojik süreçlerdir. Kadının yaşam döngüsündeki hormonal değişimler ruh halini, enerji seviyelerini ve performanslarını etkileyebilir.
Kadınlarda sağ beyin daha güçlüdür. Sezgi ve yaratıcılık, soyut düşünce, gözlem yeteneği ve empati daha ön planda olup interaktif, uzlaşmacı, ekip çalışmasına daha yatkın, motor ve nönovejetatif sistemle ilgili reaksiyon zamanları daha süratlidir. Psişik olarak genellikle erkeğe oranla daha heyecanlıdırlar.

Açıklanan bu özellikler biyolojik cinsiyet farklılıklarından kaynaklansa da kadınlar arasında büyük çeşitlilik olabileceği ve genellemelerin her zaman geçerli olmayacağı göz ardı edilmemelidir.
Kadınların kas gücü, kardiyovasküler fonksiyon, aerobik çalışma kapasitesi gibi fiziksel ve fizyolojik farklılıkları onları bazı çalışma ortamlarında bulunan risklere duyarlı kılar, özellikle ev ya da işteki çalışma koşulları beraberinde birçok ergonomik riski de barındırır.
Ergonomik riskler dikkate alındığında, kadınların hem evde hem de ücretli işlerde çalıştığı ortamlarda ergonomik koşulların yeterince karşılanmadığı sıkça gözlemlenir. Özellikle ergonomik faktörlerin en çok neden olduğu Kas-İskelet Sistemi Hastalıkları (KİSH), kadınlarda daha sık görülür ve kadınlarda işe bağlı görülen hastalıklarda ilk sırada yer alır. Bu hastalık grubundan en sık görülenleri bel fıtığı gibi kas ve eklem problemleri, kronik sırt ağrılarıdır. Kadınların çalışma koşulları; özellikle tekrarlayıcı işler, uzun ayakta durma süreleri ve ağır yükler taşıma, KİSH’lerin nedenini oluşturmaktadır. Kadınlarda erkeklere göre daha fazla KİSH görülmesinin nedeni hem fiziksel ve fizyolojik özelliklerinden hem de çalışma koşullarındaki farklılıklardan kaynaklanır.
Çoğu kadının çalıştığı işte, iş döngüsü on saniyenin altında ve aynı hareketler gün içinde birkaç bin kez tekrarlanmaktadır. Yanlış yükseklikteki sandalye, yanlış genişlikteki tezgâh, aynı tendonun ya da eklemin çok fazla çalışmasına neden olur. Belirli bir postürde ya da ayakta uzun süre kalma eylemi, kasların uzun süre kasılı kaldığı statik güç gerektirmektedir. Ayrıca, yük kaldırma gibi ağır fiziksel aktiviteler, kötü çalışma duruşları ve hızlı iş temposu gibi faktörler, kas ve iskelet sistemi sorunları açısından, kadınları erkeklerden daha savunmasız hale getirebilir. Isı toleransının ve solunum kapasitesinin daha düşük olması nedeniyle güç ve efor gerektiren işlerde çalışmaları da dikkate alınmalıdır.
Kadınlar biyolojik farklılıklarının yanı sıra toplumsal cinsiyet rolleri ve çalışma yaşamındaki konumları nedeniyle ergonomik risklere daha fazla maruz kalırlar. Ev içi işler ve bakım gibi görevlerin yanı sıra, bazı sektörlerde kadınlar daha düşük ücretle ve daha düşük statüde işlerde çalışabilirler. Bu durum, kadınların ergonomik açıdan daha az korunaklı çalışma koşullarında bulunmalarına neden olabilir. Ayrıca iş stresi gibi kardiyovasküler sistem sorunlarına yol açabilecek faktörler de göz ardı edilmemelidir.
İster erkek olsun ister kadın, bir çalışanın veya yöneticinin bu farklılıkların farkında olması ve bunları bilerek kişileri görevlendirmesi, gereksiz çelişki ve çatışmaları önler, üretkenliği yükseltir. Gerçek fırsat eşitliğinin yolu da zaten bu farklılıkların bilincinde olmaktan geçer.
Sonuç olarak, kadınlar ve erkeklerin farklı fizyolojik özelliklere sahip olmalarına rağmen iş hayatının ortak bir platform olduğu göz ardı edilmemelidir. İşe girişte veya çalışma sürecinde bu durum, engel teşkil etmemelidir. Unutmamalıdır ki kadınla erkeğin yan yana, eşit ve beraber kuvvetli olamadığı hiçbir ülkenin, yeni dünyada var olma şansı yoktur.
Kaynaklar:
-
Messing K. “WomenWorkers” Wallace R B, Doebbeling B N, Last J M.(Eds) Public Health and Preventive Medicine. New York. 14. Basım. 1998. S:693-696.
-
Bilir N., Yıldız AN. “İş Sağlığı ve Güvenliği”Hacettepe Üniversitesi Yayınları, 2014.
-
Jafry T. “Women, Human Capital and Livelihoods: An Ergonomics Perspective” Natural Resource Perspectives, 2000. 54.).
-
Etiler N. “Kadın Çalışanların Sağlığına Nereden Bakmalı?” Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi. 2015;15(56):2-5
-
Bahar Özvarış Ş. Toplumsal cinsiyet, çalışma yaşamı ve kadın sağlığı. Mesleki sağlık ve güvenlik dergisi. 2015, 56:37-43.
-
Guyton, C.A.(1986). Tıbbi Fizyoloji. İstanbul: Nobel Tıp Kitap Yayınları
-
Zorba,E.(2000). Fiziksel Uygunluk, Ankara: Nehir Matbaası
-
Umutlu,S.,Öztürk,M. “İş Yaşamında Kadın ve Karşılaştığı Sorunlar”. Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi Y.2020, C.25, S.3, s.297-306.
-
Çağlayan,Ç.,Karaca,E. “Ergonomi ve Kadın İşçiler” Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi. 2015;15(57):24-28








