728 x 90

Çalışma Hayatında Kronik Hastalıkların Yönetimi

Çalışma Hayatında Kronik Hastalıkların Yönetimi

Çalışma hayatı, yaşamın sürekliliğini sağlayan sosyal bir faaliyet olarak, insan yaşamının önemli bir bölümünü kapsamaktadır.

Çalışma hayatı, yaşamın sürekliliğini sağlayan sosyal bir faaliyet olarak, insan yaşamının önemli bir bölümünü kapsamaktadır. Çalışma hayatı ile ilgili çeşitli etkenler çalışanların sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yapabilir. Bu etkiler bazı bireysel faktörlerle bir araya geldiğinde daha büyük olumsuzluklara dönüşebilir. Bu iki temel öge, çalışan kişinin sağlık sorununu veya sağlıklı olup olmama durumunu belirler.    

Kişisel özellikler arasında yaş, cinsiyet, genetik yapı, herhangi sağlık sorununun varlığı, beslenme ve yaşam alışkanlıkları gibi pek çok özelliğin iş ve sağlık ilişkileri bakımından önemi vardır. İş sağlığı çalışmaları sürdürülen kontrol muayeneleri ve çalışan sağlığının korunması uygulamalarının yanı sıra “sağlığı geliştirme” çalışmaları açısından da fırsatlar içermektedir. Günün büyük bölümünü işyerinde geçiren erişkin nüfusa yönelik iş sağlığı hizmetleri, aralarında kronik hastalıkların da bulunduğu özel izlem gerektiren riskli gruplara ulaşılabilmesi açısından büyük avantaj oluşturmaktadır. Bu çerçevede; İşyeri hekimleri iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri kapsamında kronik hastalığı olanlar gibi özel politika gerektiren grupları yakın takip ve koruma altına almak, bilgilendirmek ve yapılacak risk değerlendirmesinde özel olarak dikkate almakla ve sağlık muayenelerini tekrarlamakla yükümlü kılınmıştır. 

Kronik hastalıkların oluşumunda kişilerin sağlıkla ilgili davranışlarının önemi büyüktür. Kronik hastalıklar genetik yatkınlıklar dışında; sağlıksız yaşam tarzı davranışlarının ve olumsuz çevresel faktörlerin etkisiyle ortaya çıkmaktadır.

Tütün ürünü kullanımı, alkol kullanımı, sağlıksız beslenme, yetersiz fiziksel aktivite, aşırı kilo ve obezite, yüksek kan basıncı, yüksek kan şekeri ve anormal düzeyde kan lipidi gibi temel risk faktörleri ile ilgili olarak gerçekleştirilmiş olan Kronik Hastalıklar ve Risk Faktörleri Sıklığı Çalışması sonuçlarına göre ülkemizde;

Kronik hastalıkları önlemede izlenmesi gereken yol bireylerin risk durumlarını belirleyip, hastalık oluşmadan önce harekete geçmektir. Bilinen risk faktörleri dışında Kronik hastalıkların en önemli özelliği, aile öyküsü ve genetik yapı gibi bazı değiştirilemez etkenlerin dışındaki nedenlerin birçoğunun tamamen önlenebilir risk faktörleri olmasıdır.

Kronik hastalıkların gelişiminde rol oynayan risk faktörleri; Davranışsal risk faktörleri (sigara, sağlıksız beslenme alışkanlığı, fiziksel hareketsizlik ve aşırı tuz tüketimi) Biyolojik risk faktörleri (yüksek kan basıncı, kan yağlarının yüksekliği, yüksek kan glukoz düzeyi ve obezite) olarak iki grupta ele alınabilir.

DAVRANIŞSAL RİSK FAKTÖRLERİ

Fiziksel Aktivite Azlığı

Fiziksel aktivite; kronik hastalıklardan korunma, sağlığın geliştirilmesi ve yaşam kalitesinin arttırılması ile doğrudan ilişkilidir. Fiziksel aktivite azlığı, dünyada ölüme neden olan risk faktörleri sıralamasında dördüncü sırada yer almaktadır. Fiziksel aktivite azlığı, düzeltilebilecek majör risk faktörleri arasında yer almakta olup diyabetin % 27’sinin ve iskemik kalp hastalıklarının % 30’unun başlıca sebebidir ve obezite ile yüksek ilişkili olduğu pek çok yayında bildirilmektedir.

Aşırı Tuz Tüketimi

Aşırı tuz tüketimi hipertansiyon gelişiminde rol oynayan davranışsal faktörler arasında en yaygın ve en önemli risk faktörüdür. Bununla birlikte veya bağımsız olarak diyetteki yüksek tuz alımının inme ve kalp yetmezliği oluşma riskini arttırdığı da ileri sürülmektedir. Bir meta analiz çalışmasında; günde 5 gramdan fazla tuz tüketildiğinde inme riskinin %23 ve kalp damar hastalığı riskinin %17 arttığı gösterilmiştir.

Yanlış Beslenme Beslenme

Beslenme, yaşamın sürdürülmesi ve sağlığın korunması için yaşamın her döneminde sağlığın temelini oluşturmuştur. Dengeli ve doğru beslenme, çalışanın iş verimini ve performansını olumlu yönde etkilemektedir. Tüm dünyada olduğu gibi çalışanların besin seçiminde daha çok yağlı ve karbonhidratlı besinleri tercih ettikleri ve buna bağlı olarak obezite oranlarında artış olduğu görülmektedir. Bununla birlikte tatlandırıcı içeren içecek tüketiminde artış ve hareketsiz yaşam obezite prevalansının yükselmesine sebep olmaktadır.

Metabolik Sendrom

Yüksek kalorili ve yağdan zengin besin alımı düşük düzeyde fiziksel aktivite ile birlikte Metabolik Sendrom görülme sıklığında artışa yol açmaktadır. Yağ oranı yüksek, işlenmiş şekerleri içeren, liften fakir olan yiyeceklerle beslenen kişilerde insülin duyarlılığı azalır ve bozulmuş glukoz toleransı ortaya çıkarabilir. Tip 2 diyabetin gelişiminde en önemli etkenlerin fiziksel aktivite azlığı ve obezite olduğu epidemiyolojik çalışmalarla kanıtlanmıştır.

Tütün Kullanımı

Tütün ürünü kullanımının ve aktif sigara içiciliğinin önemli bir risk faktörü olduğu yıllar önce kanıtlanmıştır. Bu alışkanlığın yanı sıra sigara dumanına maruz kalma veya pasif içicilik de değiştirilebilir bir risk faktörü olarak saptanmıştır. Türk toplumunun kalp sağlığını inceleyen TEKHARF çalışması, sigara içiminin kalp damar hastalıkları yönünden ülkemizde en yaygın risk faktörü olduğunu ortaya koymaktadır. Günde 10 adetten fazla sigara tüketme, koroner olay riskini 1,7 kat arttırmaktadır. İçilen sigara miktarı ile bu risk doğrusal olarak artmaktadır.

Sigara içme inme riskini diğer risk faktörlerinden bağımsız olarak arttırmakta olup Kronik Obstruktif Akciğer Hastalığının (KOAH) bilinen en önemli nedenidir. Genel anlamda sigara içenlerde KOAH gelişme riski %20 civarında olup, yaşla birlikte bu oranda belirgin artış görülür. Sigara içme en iyi araştırılmış KOAH risk faktörü olmakla birlikte tek faktör değildir. Pasif olarak sigara dumanına maruziyetin de KOAH gelişme riskini, hiç sigara dumanına maruz kalmamış kişilere oranla belirgin olarak arttırdığı bilinmektedir.

Hareketsiz Yaşam Tarzı

Sürdürülen işlere bağlı olarak çalışma tarzı (oturarak çalışma, ofis çalışmaları, vardiyalı çalışma vb.) davranışsal risk faktörlerinin oluşmasını ve biyolojik risk faktörlerinin gelişmesini kolaylaştırmaktadır. Vardiyalı sistemde gece de çalışmak zorunda kalan bireylerde beslenme bozuklukları, obezite, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, diyabet ve diğer sağlık problemleri, gündüz düzenli çalışanlara göre daha sık görülmektedir.

Çalışma ortamına bağlı gelişen uyku bozuklukları da sirkadiyen kortizol düzeyini etkileyerek ve metabolik sendrom, obezite ve insülin direnci gelişimi sonucunda kalp damar hastalığı riskini artırır. Vardiyalı sistemde gece de çalışmak zorunda kalan bireylerde serebrovasküler hastalıklar, koroner arter hastalıkları, hipertansiyon, diyabet ve diğer sağlık problemleri, gündüz düzenli çalışanlara göre daha sık görülmektedir.

Zararlı Gaza ve Toza Maruz Kalma

Çalışma ortamında (fabrikalar, açık veya kapalı üretim tesisleri, çiftlikler gibi) akciğerlere zarar verebilecek çeşitli gaz ve tozlara soluma yolu ile uzun süre maruz kalınması sonucu olarak ta kronik solunum sistemi hastalıkları gelişebilir.

BİYOLOJİK RİSK FAKTÖRLERİ

Kalp-Damar Hastalıkları

Yüksek Kan Basıncı; Kendi başına bir morbidite ve mortalite nedeni olmakla birlikte birçok kronik hastalığın ilk bulgusudur. Dünya genelinde ölümlere neden olan en önemli risk faktörlerine bakıldığında; yüksek kan basıncının hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde birinci sırada yer aldığı, yüksek kan basıncının inmelerin %62’ sinden, kalp hastalıklarının %49’undan sorumlu olduğu gösterilmiştir. Yüksek kan basıncı özellikle kalp – damar hastalıkları için önemli bir risk faktörüdür. Kan basıncı seviyesinin, inme ve koroner kalp hastalığı ile anlamlı ve ilerleyici ilişkisi vardır. Aynı yaş grubunda 115/75 mm Hg’dan itibaren kan basıncındaki her 20/10 mm Hg’lık artış kalp ve damar hastalıkları riskini iki katına çıkarmaktadır.

Diyabet

Kan şekerinin (glukoz) normal sınırların üzerinde bulunmasına hiperglisemi adı verilir. Yüksek seyreden kan glukozu büyük ve küçük damarlarda daralma veya tıkanıklık oluşmasına yol açarak doku ve organlarda kalıcı hasarlar oluşmasına yol açabilir. Kan şekeri yüksekliği böbreklerde fonksiyonel bozukluklara yol açarak böbrek yetmezliğine kadar gidebilen tablolara neden olur. Yapılan çalışmalar diyabetik hastaların diyabeti olmayanlara göre kalp ve damar hastalıklarına yakalanma olasılığının iki ile altı kat arttığını göstermektedir. Aynı yaş grubundaki kişilerde inme riski diyabetli olanlarda iki kat daha fazladır.

Kolesterol

Yağ metabolizması bozuklukları, kalp ve damar hastalıklarının önemli risk faktörlerinden birisidir. İnsanların kanında bulunan ve başta karaciğerde olmak üzere bütün hücreler tarafından doğal olarak üretilen, bir lipid yani yağ türü olan kolesterol’ ün kandaki düzeyi ile kalp-damar hastalıkları riski arasındaki ilişki pek çok çalışmada kanıtlanmıştır. Kolesterol kanda düşük yoğunluklu lipoprotein  (LDL) ve yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) aracılığı ile taşınır. Kandaki kolesterolün büyük kısmı LDL-Kolesterol (LDL-K) olarak taşınmaktadır. Yüksek LDL-K ya da total kolesterol düzeylerinin, koroner olay gelişmesi ile ilişkili olduğu birçok bilimsel çalışmada gösterilmiştir. Yüksek serum kolesterolünü düşürmek kalp hastalığı riskini azaltır. 40 yaşındaki bir erkekte kan kolesterolündeki yüzde 10’luk azalmanın 5 yıl içinde kalp hastalığı riskini yüzde 50 azalttığı tespit edilmiştir.

HDL Kolesterol Düşüklüğü

Düşük HDL-Kolesterol koroner kalp hastalığı riskinin güçlü bir göstergesidir. HDL-K düşüklüğünün trigliserid yüksekliği, şişmanlık, fizik aktivite azlığı, tip 2 diyabet, sigara kullanımı gibi sebepleri vardır. HDL-K düzeyinde % 1’lik azalma koroner kalp hastalığı riskini yüzde 2-3 artırmaktadır. Kan yağlarından trigliseridlerin (TG) kalp ve damar hastalıkları açısından risk etmeni olup olmadığı uzun süre tartışılmıştır. Bir meta-analizde yüksek TG düzeylerinin, HDL-K düzeyinden bağımsız olarak kardiyovasküler hastalıklar açısından bir risk etmeni olduğu saptanmıştır.

Trigliserid Yüksekliği

Metabolik sendromun bir öğesi olan Trigliserid yüksekliğinin koroner kalp hastalığı için bir risk faktörü olduğu ortaya konmuştur. Sağlıksız beslenme ile paralel olarak kan yağlarının yüksek olması Trigliserid değerlerinin 250mg/dl’nin üzerinde, HDL nin 35 mg/dl’nin altında olması diyabet için risk faktörü olarak değerlendirilir. Tüm lipoprotein düzeyi bozukluklarında başlangıç tedavisi olarak yaşam tarzı değişikliği önerilmektedir.

İleri Yaş

Birçok kronik hastalık için ileri yaş önemli bir risk faktörüdür. Bununla birlikte çalışan nüfusun giderek yaşlanması nedeniyle bu hastalıkların ortaya çıkışı çoğunlukla üretkenliğin ve çalışma hayatının bir bölümüne denk gelmektedir. Yaşlanan işgücü, artan kronik hastalık yaygınlığı ve üretken bir işgücünün sürdürülmesi gereksinimi göz önüne alındığında, işyerlerinde kronik hastalıkların yönetimi ve çalışan sağlığının özendirilmesi giderek daha önemli hale gelmektedir.

Obezite

Obezite Dünya Sağlık Örgütü tarafından ‘sağlığı bozacak ölçüde yağ dokularında anormal veya aşırı miktarda yağ birikmesidir’ şeklinde tanımlanmıştır. Beden kitle indeksinin 27 ve üzerinde olması ile kan basıncı yüksekliği arasında ilişki vardır. Erişkinlerde hipertansiyonun %60-70’inin doğrudan yağlanmaya bağlı olduğu saptanmıştır.                                         

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi ile T.C. Sağlık Bakanlığı’nın işbirliğinde gerçekleştirilen ‘Türkiye Diyabet, Hipertansiyon, Obezite ve Endokrinolojik Hastalıklar Prevalans Çalışması-II (TURDEP-II Çalışması) sonuçlarına göre Türkiye nüfusunun %31,2’sinin obez, %37,5’inin fazla kilolu olduğu sonucuna varılmıştır. Erkeklerde kilo fazlalığının, kadınlarda ise obezitenin daha yaygın olduğu dikkati çekmektedir. Türkiye’de diyabet 12 yılda diyabet sıklığı %90, obezite ise %44 artmıştır.

Abdominal Obezite

Karın bölgesinde aşırı yağlanma (Abdominal obezite) beden kütle indeksinin artmadığı durumlarda bile risk faktörü ve morbiditenin bağımsız belirleyicisidir. Kadınlarda 88 cm, erkeklerde 102 cm üzerindeki bel çevresi değerleri kardiyovasküler hastalık, tip 2 diyabet ve obeziteye bağlı hastalıklar açısından yüksek riski beraberinde getirmektedir. Bel çevresi en alt kaburga ile kalça kemiğinin ön-üst ucu arasındaki mesafenin ortasından mezura ile ölçülür.  Kronik hastalık riskinin en aza indirilebilmesi için bel çevresi değerlerinin kadınlarda <80cm, erkeklerde <94 cm olması önerilmektedir. Fiziksel aktivite ve davranış değişikliği ağırlık kaybı programlarının önemli birleşenleridir. Kilo kontrolünün sağlanmasına da yardımcıdırlar. Kilolu ve insüline dirençli obez bireylerde %5 civarındaki kilo kaybı bile insülin direncini azaltır. Bu nedenle, diyabet riski olan kilolu veya obez bireylere kilo kaybı önerilir.

Obezitenin astım için bir risk faktörü olduğu konusunda çeşitli yayınlar mevcuttur. Yapılan çalışmalar beden-kitle indeksi yüksek olan kişilerde astımın daha fazla görüldüğünü, astım gelişme riskinin, obez bireylerde 2,7 kat arttığını göstermektedir.

Kronik hastalıklarla mücadelede tek bir risk faktörü değil, tüm risk faktörleri bir arada ele alınmalıdır. Bireyin verdiği bilgiye dayanarak sağlığına etki edebilecek bütün riskleri ortaya koymak, farkındalığı arttırmak, yaşam tarzı değişikliklerini başlatmak ya da yaşam tarzının hastalık yapıcı etkilerini en aza indirmek amacı ile sağlık riski belirleme formları kullanılabilir. Bu hastalık grubunda en önemli tedavi bileşeni olan yaşam tarzı değişikliğinin yerini tutacak hiçbir ilaç bulunmamaktadır. Yaşam tarzı değişiklikleri tüm risk faktörleri üzerinde olumlu etki gösterir.

Risk hesaplama formları hastalığın gelişiminde ilişkilendirilebilen ve değiştirilebildiğinde yarar sağlanabilen risk faktörlerinin değerlendirilmesine dayanan sistemlerdir. Sağlık riski yüksek bireylerin saptanması ve özellikle semptomu olmayan bireylerde riskin öngörülmesi koruyucu sağlık uygulamaları son derece önemlidir.

Sağlık Riski Belirleme (SRB) formlarının kullanılması gerekli girişimlerin planlanmasına yardımcı olacak ve bireylerin öz bakım etkinliklerini destekleyecektir. Sağlık riskini belirleme formlarında yer alan sağlık riski belirleyicileri; fiziksel ölçüm verilerini (boy, vücut ağırlığı, kan basıncı vb.), laboratuvar sonuçlarını (total kolesterol, HDL, LDL, açlık kan şekeri vb.) ve bireyin yaşam tarzından kaynaklanan alışkanlıkları (sigara-tütün ürünleri, alkol kullanımı, beslenme alışkanlığı, fiziksel egzersiz vb.) içermektedir. Yapılmış çalışmalarda sağlık risklerinin belirlenmesine yönelik uygulamaların bireylerin yaşam biçimini olumlu yönde etkilediği (ancak sigara içme davranışı üzerine çok fazla etki etmediği) saptanmıştır. SRB formları, sağlık risklerini vurgulayan programlar ile desteklendiğinde sağlık eğitiminin etkisini olumlu yönde arttırarak bireyin öz bakım sorumluluğu ve yaşam tarzı değişimi açısından uyarıcı rol oynayacaktır.

Kronik hastalıklar grubunda çok sayıda hastalık bulunmasına rağmen çoğunun risk faktörleri ve korunma stratejileri ortaktır. Kronik hastalıkların ortaya çıkmasının önlenmesi için risk faktörlerini ya da etkenlerini ortadan kaldırmaya yönelik girişimler birincil koruma olarak adlandırılmaktadır. Sağlık riski düşük olan kişilerin yaşam boyunca aynı durumda kalmasını sağlamak, hastalık riski artmış olanların ise risk oranını azaltmayı hedefleyen birincil koruma stratejilerinin temeli, bireylerde hastalığa yol açan yaşam tarzını ve çevresel faktörleri değiştirmeye yönelik özel önlemler almaktır. Bunu sağlamak için çeşitli eğitim ve bilgilendirme çalışmaları yapılır, ancak bu eğitim ve bilgilendirme müdahalelerinin etkisi bireylerin sağlık okur-yazarlığı düzeylerine göre farklı ölçülerde etki yaratmaktadır.

Kronik Hasta Çalışanların Sağlık Gözetimi

İş Sağlığı uygulamaları çerçevesinde sağlık gözetimi çalışmaları, çalışanların sağlığının korunması ve geliştirilebilmesi amacıyla, sağlık risklerini göz önünde bulundurularak sürdürülmelidir. Herhangi bir yakınması olmasa bile çalışanların aralıklı sağlık muayenelerine alınması kronik hastalıklara ait risk faktörlerinin ve bulguların erken dönemde saptanarak sağlık girişimlerinin başlatılabilmesini sağlayacaktır.

  • Genel sağlık durumunun değerlendirilmesi; mevcut sağlık sorunlarının saptanması veya sağlık sorunları olma olasılığı yüksek bireylerin ortaya çıkarılmasına yönelik yapılan anamnez alma, gözlem, fiziksel değerlendirme, yaşam bulgularını değerlendirme ve sistem değerlendirmesini kapsar.
  • Çalışanın her başvurusunda sigara içimi, alkol kullanımı, beslenme alışkanlıkları sorgulanmalı, fiziki aktivite değerlendirilmeli, kan basıncı ölçülmeli, beden kitle indeksi, bel çevresi ve bel- kalça oranı hesaplanmalı ve aile öyküsü tekrar gözden geçirilmelidir.
  • Bel çevresinin erkeklerde ≥94 cm, kadınlarda ≥80 cm olması daha fazla kilo alınmaması gereken eşiği temsil eder. Erkeklerde ≥102 cm, kadınlarda ≥88 cm olması ise kilo azaltılmasının önerilmesi gereken eşiktir.
  • Genetik yatkınlıkların kronik hastalık tablolarının ortaya çıkmasında rolü nedeni ile ayrıntılı bir biçimde aile öyküsü alınmalıdır. Ailesinde erken yaşta (erkeklerde 55 yaştan önce, kadınlarda 65 yaştan önce) kronik hastalık öyküsü olan tüm kişilerde sağlık riski değerlendirmesi yapılmalıdır.
  • Ülkemizde 40 yaş üzeri toplumun %10’dan fazlasında diyabet bulunduğu için kilosu ne olursa olsun, 40 yaşından itibaren diyabet taraması yapılmalıdır.
  • Belirgin diyabet belirtileri bulunmasa bile Beden Kitle İndeksi ≥ 25 kg/m2 olan kişilerin; fiziksel hareketsizlik /hipertansiyon /kalp damar hastalığı /ailede diyabet öyküsü gibi risklerden en az birinin varlığında daha genç yaşlardan itibaren ve daha sık olarak diyabet yönünden araştırılmaları gerekir.
  • İzlemlerde sağlık düzeyi ve olası komplikasyonlar yönünden değerlendirmeler hastalığa özgü metabolik ölçütler kullanılarak gerçekleştirilmelidir. İzlem sıklığı bireysel olarak çalışanın sağlık düzeyine ve/veya saptanmış sağlık riski durumuna göre belirlenmelidir.
  • İşyerinde sık görülen kronik sağlık sorunlarına yönelik korunma çalışmaları; aralıklı kontrol muayeneleri sonuçları çerçevesinde sürdürülürken aynı doğrultuda çalışanların sağlık halleri konusunda öz kontrollerini arttırabilmeyi hedeflemelidir.
  • İş Sağlığı çalışmaları sürdürülen kontrol muayeneleri ve sağlığının korunması uygulamalarının yanı sıra “sağlığı geliştirme” çalışmaları açısından da fırsatlar içermektedir. Sağlığın geliştirilmesi, insanların kendi sağlıkları üzerindeki kontrollerini artırmalarını ve geliştirmelerini sağlama sürecidir. Kronik hastalık yönetimi, hastalığın tedavisinden daha fazlasını, diğer bir ifadeyle hastanın öz-yönetim becerisi kazanması için çeşitli eğitim öğretim yöntemleriyle hazırlanması ve güçlendirilmesini kapsar.
  • İş yerlerinde sağlığı geliştirmeyle ilgili girişimsel çalışmalara ilişkin bir araştırmanın sonucu; 9’u alkol, 14’ü diyet, 18’i fiziksel aktivite, 30’u sigara kullanımını içeren ve bazılarında birden fazla davranışın ele alındığı 40 çalışmadan 26’sında sağlığı geliştirmeye yönelik yapılan girişimlerin davranışlar üzerinde etkili olduğunu göstermiştir.*
  • Kronik hastalık yönetiminde öncelikli hedef davranış değişiklikleri oluşturularak önlenebilir risk faktörlerinin ortadan kaldırılması, kronik hastalık gelişiminin önlenmesi, ikinci hedef ise hastalık gelişmişse erken tanı ve mümkün olabildiği takdirde tedavisi ve sağlık durumuna uygun işe yerleştirmenin sağlanmasıdır. Kronik hastalığı olan çalışanların uygun olmayan işlere yerleştirilmeleri durumunda; yaşamını ilaç tedavisine gereksinim duymadan sürdürebilen hastalar ilaca bağımlı hale gelebileceği gibi ağır komplikasyonların gelişmesine yol açabilen istenmeyen durumlarda ortaya çıkabileceği unutulmamalıdır.
  • Kronik hastalıkları önleme stratejileri tüm çalışanları ve yüksek riskli bireyleri kapsamalıdır. Sağlıklı beslenme için, yağ ve enerji alımı, şeker ve tuz tüketimi azaltılmalı günlük yağ tüketimi doymuş yağlardan ziyade doymamış yağlardan karşılanmalıdır. Fiziksel aktiviteyi arttırmak, yaşam tarzı değişikliklerini geliştirmek ve tedaviyi yönlendirmek için önemli bir araç olarak sağlık riskleri belirleme formlarının kullanımı teşvik edilmelidir.

Kaynaklar:

  • T.C. Sağlık Bakanlığı, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu, Türkiye Kronik Hastalıklar ve Risk Faktörleri Sıklığı Çalışması 2013. Ankara
  • TUİK Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri 2022
  • T.C. Sağlık Bakanlığı, Ulusal Hastalık Yükü Çalışması 2013
  • Yıldız, A. N. ve Sandal, A. (Ed.). (2020). İş Sağlığı ve Güvenliği Meslek Hastalıkları. Ankara: Hacettepe Üniversitesi.
  • Cimrin, A.H. Beyan A.C. Bahadır, H. Teoriden Pratiğe İş Yeri Hekimliği
  • Bilir, N. Sağlık okur-yazarlığı ve işyerinde sağlığın geliştirilmesi. Çalışma Yaşamıyla İlgili Özel Konular-2 HASUDER  
  • Soler RE, Leeks KD, Razi S, Hopkins DP, Griffith M, Aten A, et al. Systematic review of selected interventions for worksite health promotion the assessment of health risks with feedback. Am J Prev Med 2010; 38(2S): S237-62. 
  • Onat, A.(Ed.) TEKHARF 2017 Tıp Dünyasının Kronik Hastalıklara Yaklaşımına Öncülük 
  • Durusu-Tanrıöver M, Yıldırım H.H, Demiray-Ready F.N, Çakır B ve Akalın H.E. Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Araştırması (2014)
  • T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu, Türkiye Sağlıklı Beslenme ve Hareketli Hayat Programı (2014-2017 ), 2013 Ankara.
  • http://www.turkhipertansiyon.org/pdf/Turk_Hipertansiyon_Prevalans_Calismasi_Ozeti-1.pdf
  • Stenius-Aarniala B, Poussa T, Kvarnstrom J, et al. Immediate and long term effects of weight reduction in obese people with asthma: randomised controlled study. BMJ 2000; 320:827-32
  • Türkiye’de Diyabet, Obezite, Hipertansiyon ve Endokrinolojik Hastalıklar Prevalans Çalışması (TURDEP-II)
  • Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği.  Dislipidemi Tanı ve Tedavi Kılavuzu (2021)
  • Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği. Diabetes Mellitus ve Komplikasyonlarının Tanı, Tedavi ve İzlem Kılavuzu(2022)
  • Gan Y, Yang C, Tong X, Sun H, Cong Y, Yin X, Li L, Cao S, Dong X, Gong Y, Shi  O, Deng J, Bi H, Lu Z. Shift work and diabetes mellitus: a meta-analysis of observational studies. Occup Environ Med. 2015 Jan;72(1):72-8.
Dr. M. Bülent Dik

Dr. Mehmet Bülent DİK;  1959 İskenderun doğumludur. İlk, Orta ve Lise eğitimini İskenderun’da tamamladı.  Evli ve 2 çocuk babasıdır. 1982 yılında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesinden mezun oldu. Sağlık Ocağı Hekimliği, Hastane Kat Hekimliği, Ambulans Hekimliği ve İşyeri Hekimliği yaptı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Acil Yardım ve Cankurtarma Müdürlüğünde Acil Sağlık Hizmetlerinden Sorumlu Müdür Yardımcısı olarak görev aldı. 1992 yılından bu yana İşyeri Hekimliği yapmakta olup, İlkyardım Eğitmenliği, İşyeri Hekimliği ve İş Güvenliği Uzmanlığı Eğiticisi belgesine sahiptir. 2011 yılından beri Tez Medikal Ortak Sağlık ve Güvenlik Biriminde İşyeri Hekimliği, Proje Ekip Liderliği, Eğitmenlik, Tez Akademi Yöneticiliği gibi çeşitli pozisyonlarda görev alan Mehmet Bülent DİK; özellikle meslek hastalıkları, endüstriyel hijyen ve ergonomi konularında çalışmalar sürdürmektedir. Türk Tabipler Birliği ve Endüstriyel Toksikoloji ve Hijyen Derneği üyesidir. Ulusal Bilimsel Toplantılarda Sunulan ve Bildiri Kitaplarında Basılan Bildiriler 1. İş Sağlığı Güvenliği Profesyonellerinde Ergonomi Bilinci 28. Ulusal Ergonomi Kongresi 14-16 Ekim 2022/ Eskişehir ( Bildiri ve Sözlü Sunum) 2. İşe Bağlı Ses Hastalıklarının Yönetiminde Vokal Ergonomi. 27. Ulusal Ergonomi Kongresi 25 – 27 Mart 2022 / İzmir (Bildiri ve Sözlü Sunum) 3. Çalışma Hayatında Yeni Düzen Evden Çalışma Modeli İle Hibrit Çalışma Modeline Geçişe Dair Ergonomik Risk Analizi 27. Ulusal Ergonomi Kongresi 25 – 27 Mart 2022 / İzmir (Bildiri ve Sözlü Sunum) 4. İşyerlerinde Ergonomik Tasarım. 25. Ulusal Ergonomi Kongresi 18-20 Ekim 2019 / Samsun (Bildiri ve Sözlü Sunum) 5. Çalışma Duruşunun Kas İskelet Sistemi Rahatsızlıklarına Etkisi 25. Ulusal Ergonomi Kongresi 18-20 Ekim 2019 / Samsun (Bildiri ve Sözlü Sunum) 6. Ergonomik Risk Değerlendirme Yöntemlerinin Karşılaştırılması. 24. Ulusal Ergonomi Kongresi 28-30 Eylül 2018 / Erzurum (Bildiri ve Sözlü Sunum) 7. Ofis Çalışmalarında Ergonomik İyileştirme Önerileri 24. Ulusal Ergonomi Kongresi 28-30 Eylül 2018 / Erzurum (Bildiri ve Sözlü Sunum) 8. Uçak Yükleme Boşaltma İşlerinde Kas İskelet Sistemi Rahatsızlıkları. 24. Ulusal Ergonomi Kongresi 28-30 Eylül 2018 / Erzurum (Bildiri ve Sözlü Sunum) Uluslararası Bilimsel Toplantılarda Sunulan ve Bildiri Kitaplarında Basılan Bildiriler 1. Petrokimya Endüstrisinde İş Sağlığı Güvenliği Riskleri ve Korunma Prensipleri. İETOX2020: Uluslararası Endüstriyel ve Çevresel Toksikoloji Kongresi, 18-25/Kasım 2020, Çevrimiçi Kongre  (Bildiri ve Sözlü Sunum) 2. Çalışma Hayatında Yeni Düzen Evden Çalışma Modeline Yönelik Ergonomik Risk Analizi. İETOX2020: Uluslararası Endüstriyel ve Çevresel Toksikoloji Kongresi, 18-25 Kasım 2020, Çevrimiçi Kongre (Bildiri ve Sözlü Sunum) 3. Ergonomik Risk Değerlendirme Yöntemlerinde Güncel Gelişmeler – BAuA Yöntemi İETOX2020: Uluslararası Endüstriyel ve Çevresel Toksikoloji Kongresi, 18-25 Kasım 2020, Çevrimiçi Kongre (Bildiri ve Sözlü Sunum) 4. Lojistik Sektöründe Meslek Hastalıkları / İşle İlgili Hastalıklar. 4. Uluslararası Mesleksel ve Çevresel Hastalıklar Kongresi 5-8 Mart 2020 İstanbul (Bildiri ve Sözlü Sunum) 5. İş Sağlığı Güvenliği Pratiğinde Meslek Hastalıklarını Öngörme ve Önleme.  İETOX2019: Uluslararası Endüstriyel ve Çevresel Toksikoloji Kongresi, 26-29/Ekim/2019, Antalya (Bildiri ve Sözlü Sunum) 6. İş Yerlerinde Kimyasal Maddelerin Maruziyet Yönetimi.  İETOX2019: Uluslararası Endüstriyel ve Çevresel Toksikoloji Kongresi, 26-29/Ekim/2019, Antalya (Bildiri ve Sözlü Sunum)

Son Yazılar