Deprem bölgesindeki enkaz kaldırma çalışmaları asbest maruziyeti sorununu tekrar ülke gündemine getirdi. Aynı sorun 30 Ekim 2020 günü Sisam Adası açıklarında
Deprem bölgesindeki enkaz kaldırma çalışmaları asbest maruziyeti sorununu tekrar ülke gündemine getirdi. Aynı sorun 30 Ekim 2020 günü Sisam Adası açıklarında meydana gelen İzmir’in Bayraklı ilçesinde yıkıma neden olan depremden sonra da yaşanmıştı. Bu depremden dolayı orta ve ağır derecede hasar gören yüzlerce bina asbestten arındırılmadan yıkıldığı ve yıkımda çalışanların ve çevrede yaşayanların asbeste maruz kaldıkları iddia edilmişti.
Asbest
Asbest ya da halk arasında bilinen adı ile amyant lifli yapıda bir silikat mineralidir. Mineral içeriğini magnezyum silikat, kalsiyum-magnezyum silikat, demir-magnezyum silikat veya sodyum-demir silikat oluşturur. Doğada başlıca kaynağı taş küre üzerindeki mineral topluluklarının oluşturduğu kayaçlardır. Bu kayaç topluluklarının doğal süreçler (erozyonlar, volkanik patlamalar) ya da insan eliyle olan süreçler (madencilik, patlama, endüstriyel faaliyetler) nedeniyle bozulmasıyla asbest lifleri çevreye yayılır.
Çok iyi bir izolasyon malzemesi olması ve doğada çok bulunması nedeniyle tarihin ilk zamanlarında itibaren yaygın olarak kullanılmıştır. Yapılan arkeolojik çalışmalarda ısıyı çok iyi yalıtması nedeniyle antik çağda inşa edilen binalarda da kullanıldığı görülmüştür. XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ısı yalıtımının yanı sıra elektrik yalıtımında da kullanılması, sürtünme ve asitlere karşı dirençli olduğunun görülmesi üzerine kullanımı çok artmıştır.
Mineralojik özelliklerine göre asbestin ‘Serpantin’ ve ‘Amfibol’ olmak üzere iki türü bulunmaktadır. Serpantin grubu asbest mineralleri; krizotil (beyaz asbest), lizardit ve antigorit mineralleridir. Amfibol grubu asbest mineralleri ise krokidolit (mavi asbest), ribekit amozit, tremolit (beyaz amfibol), aktinolit mineralleridir. Ülkemizde serpantin grubu asbest sınıfı içerisinde yer alan ‘beyaz’ asbest rezervlerinin başlıca bulunduğu iller; Çanakkale, Bursa, Muğla, Burdur, Konya, Eskişehir, Ankara, Çankırı, Çorum, Amasya, Tokat, Sivas, Erzincan, Ağrı, Bitlis, Diyarbakır, Kahramanmaraş, Osmaniye ve Hatay’dır. Amfibol tipi asbest yatakları ise başlıca; Manisa, İzmir, Aydın, Denizli, Uşak, Kütahya, Eskişehir, Konya ve Kastamonu illerinde bulunmaktadır.
Asbest maruziyeti iki yol ile olur; çevresel ve mesleksel… Çevresel maruziyet genellikle asbestin doğada bulunduğu bölgelerde insanlar tarafından evlerde ısı izolasyonu amaçlı boya ve sıvaların içinde kullanılması ile gelişir. Mesleksel maruziyet açısından asbest sanayide pek çok endüstri kolunda kullanılmıştır. Asbestin kullanıldığı iş alanları; tekstil endüstrisi (lifler, kumaşlar, ipler), çimento endüstrisi (saç, boru) inşaat malzemeleri endüstrisi (çimento ürünlerinin işlenmesi), kimya endüstrisi (boya dolgusu, dolgu materyalleri, sentetik reçine kompresyon kalıp materyalleri, termoplastikler, kauçuk ürünleri), izolasyon endüstrisi (ısı, ses ve yangın izolasyonu), kağıt endüstrisi (asbest kağıdı, karton), fren, debriyaj, balata üretimi, gemi yapımı ve vagon üretimi.
Asbest ve Sağlık
Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) bağlı bir kuruluş olan Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC) tarafından asbest insanlar için kesin kanserojen bir mineral olarak belirlenmiş ve I. Grup içinde sınıflandırılmıştır.
Havaya saçılan asbest liflerinin solunmasıyla solunum yollarına ulaşan lifler maruziyet yoğunluğuna, maruziyet süresine, asbest lifinin yapısına ve bireysel faktörlere bağlı olarak akciğer dokusunda birikir. Krizotil de dahil olmak üzere asbeste maruz kalmak, akciğer, gırtlak ve over kanserine ile mezotelyomaya (plevral ve peritoneal zarların kanseri) neden olur. Asbest maruziyeti ayrıca asbestosis (akciğerlerin fibrozisi) ve plevrada plaklar, kalınlaşma ve efüzyon gibi diğer hastalıklardan da sorumludur.
Şu anda, dünyada yaklaşık 125 milyon insan işyerinde asbeste maruz kalmaktadır. Mesleki kanserden ölümlerin yaklaşık yarısının asbestten kaynaklandığı tahmin edilmektedir. Ek olarak, yılda birkaç bin ölümün evde asbeste maruz kalmaya atfedilebileceği tahmin edilmektedir. Ayrıca, tütün dumanına ve asbest liflerine birlikte maruz kalmanın akciğer kanseri riskini önemli ölçüde artırdığı gösterilmiştir. Ağır sigara içicilerde asbest ile maruziyet halinde akciğer kanseri riski çok artar.
Kısa süreli asbest maruziyetine bağlı hastalık bildirilmiş ise de asbeste bağlı hastalıkların ortaya çıkması genellikle uzun yıllar alır. Bu süre, maruz kaldıktan sonra 10 ile 50 yıl arasında değişir. Asbestle ilişkili hastalık riski, ömür boyu solunan asbest liflerinin sayısı ile orantılı olarak artar. Asbestle ilişkili hastalıklar nedeniyle ölen 60- 79 yaş arası kişilerin otopsi incelemelerinde kuru akciğer dokusunun 1 gramında 1 milyon asbest lifi olduğu gösterilmiştir.
Asbest maruziyeti ile ilişkili hastalıklar:
Plevral Sıvı: Maruziyetten sonraki ilk yılda gelişebileceği gibi 40 yıl sonra da ortaya çıkabilir. Genelde iyi seyirlidir. Akciğer zarının kalınlaşmasında ya da kötü huylu tümör gelişiminde bir rolü olup olmadığı net olarak bilinmemektedir.
Plevral Plak: Asbest maruziyetinin en önemli göstergelerinden biridir. Plaklara zamanla kalsiyum çöker ve tipik olarak 30 yıldan fazla bir sürede kireçlenme gelişir. Plakların yaygınlığı ile ilişkili olarak nefes darlığı, solunum fonksiyonlarının bozulması gibi bulgulara neden olabilir. Pek çok hastada başka nedenlerle çekilen akciğer filmlerinde tesadüfen saptanır. Akciğer kanseri veya mezotelyoma gelişimi açısından bir risk oluşturup oluşturmadığı konusunda kesin kanıt bulunmamaktadır.
Round Atelektazi: Genelde bulgu vermez. Akciğer radyolojik bulguları akciğerin kötü huylu tümörü ile karıştırılabilir.
Asbestozis: Asbestozis, akciğer dokusunda yaygın hasar nedeniyle kayba neden olan kronik, ilerleyici bir hastalıktır. İlerleyen dönemlerinde sıklıkla solunum yetmezliği ile seyreder. Hastalığı diğer akciğer doku kaybı ile giden hastalıklardan ayırt etmek zordur. Bununla birlikte, maruziyet ile ilişkili diğer hastalıklarda olduğu gibi, asbestozis tanısında da en önemli basamak, kişinin asbeste çevresel ya da mesleksel olarak maruziyetinin gösterilmesidir. Radyolojik bulgulara eşlik eden asbest maruziyeti öyküsü tanı koydurucudur. Akciğer dokusundan alınan örneklerde asbest liflerinin gösterilmesi ile tanı patolojik olarak kanıtlanmış olur.
Mezotelyoma: Akciğerleri dıştan saran zar (plevra) ile karın boşluğunu kaplayan periton zarının kötü huylu tümörüdür. Asbest bu hastalığın tek nedenidir. Asbeste maruz kalındıktan 20-50 yıl gibi uzun bir süre sonra bu kanser ortaya çıkar. Ülkemizde mezotelyomanın büyük bir bölümü çevresel asbest maruziyeti nedeniyledir. Ölümcül seyreden bir kanser türü olan mezotelyomaya yönelik küratif tedavi yaklaşımları günümüzde de kısıtlı kalmaktadır.
Dünya Sağlık Örgütü 1980 yılında asbestin akciğer kanserine kesin olarak yol açtığını duyurmuştur. Asbest tek başına akciğer kanseri gelişimi için 5 kat risk oluşturmakta iken, sigaranın tek başına oluşturduğu risk 10 kattır. Sigara ve asbest birlikteliği ise akciğer kanseri gelişimi riskini 50-90 kat artırmaktadır. Asbeste bağlı akciğer kanserinin, pazarın büyük kısmını karşılayan ülkelerde üretiminin halen devam ediyor olması, dolayısıyla endüstride kullanılıyor olması ve kentsel dönüşüm sürecindeki eski binaların yıkımı nedeniyle önümüzdeki yıllarda artış gösterebileceği ön görülmektedir.
DSÖ, Uluslararası Çalışma Örgütü (İLO), diğer hükümetler arası kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşları ile işbirliği içinde, asbest ile ilgili hastalıkların ortadan kaldırılması için birlikte çalışarak aşağıdaki önerileri geliştirmiştir.
Asbestle ilişkili hastalıkları ortadan kaldırmanın en etkili yolunun her türlü asbest kullanımını durdurmak olduğunu kabul ederek;
Asbestin daha güvenli ikamelerle değiştirilmesi için çözümler hakkında bilgi sağlamak ve değiştirilmesini teşvik etmek için ekonomik ve teknolojik mekanizmalar geliştirmek;
Asbest giderimi (azaltma) sırasında asbeste maruz kalmayı önlemek için önlemler almak;
Asbest ile ilişkili hastalıklar için erken tanı, tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerinin geliştirilmek,
Geçmişte ve/veya şu anda asbeste maruz kalan kişilerin kayıt defterlerinin oluşturulması ve maruz kalan işçilerin tıbbi gözetiminin organize edilmesi,
Asbest içeren malzeme ve ürünlerle ilgili tehlikeler hakkında topluma bilgi vermek ve asbest içeren atıkların tehlikeli atık olarak değerlendirilmesi gerektiği konusunda farkındalık yaratmak.
Türkiye’deki Durum
Ülkemizde asbest üretimi ve kullanılması 31.12.2010 tarihinde yürürlüğe giren yönetmelikle tamamen yasaklanmıştır. Ancak daha önceden kullanıma girmiş olan asbestli maddelerin sökümü, yıkımı, tamiratı, bakımı, geri dönüşümü sırasında asbeste iş yerlerinde maruz kalındığı bilinmektedir. Son 30 yılda ülkemizin asbest kullanımı yaklaşık 500.000 tondur. Dolayısıyla asbestin kullanıldığı ürünlerle temasımız 30-40 yıl daha sürecektir. Özellikle eski sanayi ürünleri ile çalışılan ortamlarda, örneğin gemi ve vagon tamiri, otomotiv sanayinde fren, balata, debriyaj tamiri ve değişimi, inşaat yıkımı, kaynakçılık, izolasyon, jeneratör çalışanlarında asbest maruziyeti halen sürmektedir. Günümüzde maruziyet riskinin en fazla olduğu iki alan, gemi sökümü ve kentsel dönüşüm kapsamında veya deprem sonrası eski binaların tadilatı ve yıkımıdır. Asbest eski bina yapılarının yalıtımında, tavan kaplamalarında, yangın yalıtım malzemelerinde, kazan ve borularda ısı yalıtımı amacıyla, elektrikli araçların yalıtımında, vinil ve termoplastik zemin döşemelerinde, oluklu çatı kaplamaları gibi pek çok bölümde kullanılmıştır. Ülkemizde asbestin binaların hangi bölümlerinde kullanıldığı kesin olarak bilinmemekle birlikte, özellikle ısı yalıtımı gerektiren su borularında ve çatılarda cam yünü kullanıldığı bilinmektedir.
25.01.2013 tarih ve 28539 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan ‘Asbestle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmelik’e göre ülkemizde asbestin her türünün kullanımının yasak olduğunun vurgulanmasının yanı sıra asbestli binaların yıkım koşulları da düzenlenmiştir. Yönetmeliğin 7. maddesi; özellikle de üçüncü bendi yıkım ve enkaz kaldırma işlemini sürdürenlere büyük bir sorumluluk getiriyor. Bu maddeye göre “işveren, söküm, yıkım, tamir, bakım ve uzaklaştırma işlerine başlamadan önce, asbest içerebilecek malzeme ve yerlerini belirlemek için tesis, bina, gemi ve benzeri yapı ve sistemlerde inceleme yaparak gereken tedbirleri alır.” Yine aynı maddeye göre yıkım izni için 18.3.2004 tarihli ve 25406 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan ‘Hafriyat Toprağı, İnşaat ve Yıkıntı Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği’nin ilgili hükümleri uygulanmak zorundadır. Aynı madde daha da önemli koşullar getiriyor; bugün deprem bölgesinde acele ile molozları kaldırarak; sulak alanlara, tarım arazilerine dökenler için; “İşverenin çalışma yaptığı herhangi bir yapı veya ortamda asbest veya asbestli malzeme bulunduğu şüphesi varsa bu Yönetmelik hükümleri uygulanır. İşveren; asbest içerebilecek malzemelerin, söküm, yıkım, tamir, bakım ve uzaklaştırma işlerini sekizinci maddede belirtilen uzman nezaretinde ve yine aynı maddede belirtilen çalışanlarca yapılmasını sağlar” deniyor. Teknik önlemler alınmasına rağmen, havadaki asbest konsantrasyonunun 11 inci maddede belirtilen sınır değeri (Madde 11: İşveren, bu Yönetmelik kapsamındaki çalışmalarda çalışanların maruz kaldığı havadaki asbest konsantrasyonunun, sekiz saatlik zaman ağırlıklı ortalama değerinin (ZAOD-TWA) 0,1 lif/cm3’ü geçmemesini sağlar) aşabileceği söküm, yıkım, tamir, bakım ve uzaklaştırma gibi belirli işlerde; çalışanların korunması için işveren, özellikle aşağıda belirtilen önlemleri almak zorundadır.
Uygun solunum sistemi koruyucusu ve diğer kişisel koruyucu donanım ile bunları kullanacak çalışanların ve çalışma sürelerinin belirlenmesi ve kişisel koruyucuların kullanılmasını sağlar.
Sınır değerin aşılması ihtimali olan yerlere uyarı levhalarının konulmasını sağlar.
Asbest veya asbestli malzemeden çıkan tozun, tesis veya çalışma alanı dışına yayılmasını önler.
Asbest sökümü yapacak ekipte mutlaka Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından sertifikalandırılmış asbestli malzeme sökümü konusunda uzman kişinin ve bu konuda eğitimli çalışanların bulunması zorunludur. Binalarda asbestli alanın yıkımından önce tüm asbestli alan sızıntı olmayacak şekilde izole edilmelidir. Çalışanların sağlık gözetimi açısından özel giysiler ve özel solunum maskelerinin kullanılması bu yönetmelikle zorunlu hale getirilmiştir. Üstelik ‘Asbestle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmelik’e enkaz kaldırma ve yıkım işlerine başlamadan önce, alınacak önlemler hususunda çalışanlar veya temsilcilerini bilgilendirilmesi ve görüşlerinin de alınması gerekiyor.
Yaşadığımız günlerde gerek deprem bölgesindeki enkaz kaldırma çalışmalarında, gerekse kentsel dönüşüm amaçlı yıkımlarda ‘Asbestle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmelik’ hükümlerine uyulmamaktadır. Bu durum nedeniyle özellikle ülkemizde 10-50 yıl arası bir dönemde asbestin neden olduğu sağlık sorunlarında dikkat çekici bir artış olması kaçınılmazdır.
Kaynaklar:
-
WHO; Asbestos: elimination of asbestos-related diseases. www.who.int/news-room/fact-sheets/detail/asbestos-elimination-of-asbestos-related-diseases (erişim tarihi:25. 07,2023)
-
Türk Toraks Derneği, Çevresel ve Mesleki Akciğer Hastalıkları Çalışma Grubu. Asbest Nedir, Asbestin Sağlık Üzerine Etkisi. Bilimsel Tıp Yayınevi, Ankara, 2017.
-
Soysal A. Deprem Bölgesinde Adım Adım Felakete Doğru, Yeşil Gazete; 15.04.2023. www.yeşilgazete.org/deprem-bölgesinde-adım-adım-felakete-doğru/ (erişim tarihi:25. 07,2023)
-
Furaya S., Chimed-Orcir O., Takahaski K. Global Asbestos Disaster nt. J. Environ. Res. Public Health 2018, 15(5), 1000; https://doi.org/10.3390/ijerph15051000








