6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği konusunda müstakil olarak yayınlanan ilk kanun olması açısından oldukça önemlidir.
Murat Çalışır – Genel Müdür / İSO Belgelendirme A.Ş.
6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği konusunda müstakil olarak yayınlanan ilk kanun olması açısından oldukça önemlidir. 4857 Sayılı İş Kanunu’nun iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin düzenlemeleri içeren 77-89 arasındaki 13 madde iptal edilmiş ve bu maddelere ek pek düzenlemeyi içeren İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 2012 yılında müstakil bir kanun olarak yayınlanmıştır. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun getirdiği en önemli yenilik ise işçi, memur, esnaf ayrımını ortadan kaldırarak tüm işyerlerinde aynı kanun kapsamında iş sağlığı ve güvenliği çalışmalarının yürütülmesinin zorunlu hale gelmiş olması olarak dikkat çekmektedir.
Kanun proaktif yaklaşımla risklerin önceden belirlenerek çalışanların zarar görmeden tedbirlerin alınmasını benimsemesi açısından da önemlidir. Bu kapsamda işveren; tehlikeleri, riskleri ve alınması gereken önlemleri belirleyecek, çalışanları eğitecek, iş yerinde bulunan diğer kişileri bilgilendirecek, alınan tedbirlerin etkinliğini ve uygulamaları izleyerek gerekmesi halinde yeni önlemleri planlayarak hayata geçirecektir. Çalışanlar ise işveren tarafından belirlenen iş sağlığı ve güvenliği kurallarına uygun bir şekilde çalışacaktır. Kısacası işveren önlem alacak ve işçiler de buna uygun çalışacaktır.
İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile kamu/özel ya da faaliyet alanına bakılmaksızın tüm işyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği profesyoneli desteği de zorunlu hale getirilmiştir. Ek olarak belli şartları sağlayan işyerlerinde gerekli eğitimi almak kaydı ile işverenin de bu zorunluluğu üstlenebilmesi kolaylığı getirilmiştir. Ancak kanunun yayınlanmasının üzerinden 12 yıl geçmiş olmasına rağmen kamu kurumları ile 50’den az çalışanı olan Az Tehlikeli işyerlerinde İSG profesyoneli çalıştırma ya da bu konuda yetkilendirilmiş Ortak Sağlık Güvenlik Birimlerinden hizmet alma yükümlülüğü halen yürürlüğe girmemiştir. Yeni bir erteleme olmazsa bu yükümlülük 31.12.2024 tarihinde başlayacaktır. Bu durum ise kanunun “kamu/özel tüm işyerlerini kapsaması” ana gerekçesi ile çelişmektedir. Aynı zamanda da işverenler tarafında kafa karışıklığına sebep olmaktadır. Bu işyerlerinde kanunun sadece İSG profesyoneli görevlendirme ile ilgili yükümlülük başlamamış olmasına rağmen bazı işverenlerimiz tarafından sanki kanun bu işyerlerinde henüz yürürlüğe girmemiş algısı oluşmaktadır. Halbuki kanunun başta risk değerlendirmesi olmak üzere iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine ilişkin tüm maddeleri tüm işyerleri için yürürlüğe girmiştir.
Bir diğer önemli nokta ise İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ilk yayınlandığında sahada ciddi bir karşılık bulmuş ve pek çok iş yerinde İş Sağlığı Güvenliği profesyonelleri görevlendirilmeye başlamıştı. Ancak aradan geçen 12 yıllık sürede zorunluluğun başladığı işyerlerinde İSG profesyoneli çalıştırma ya da yetkilendirilmiş ortak sağlık güvenlik birimlerinden hizmet alma oranları %50’nin altına düşmüştür. Kanunda çok ciddi idari para cezaları tanımlanmış olmasına rağmen bunların uygulanmıyor olması da günden güne hizmet alma oranlarının düşmesine sebep olmaktadır. Profesyonel desteğinin düşmesi de işyerlerinde alınması gereken önlemlerin alınmaması ya da hiç fark edilmemesi sonucunu doğurmaktadır. İSGKATİP sistemi ile SGK sistemi birbirleri ile entegre çalışmaktadır. Dolayısı ile İSG profesyoneli bulundurmayan işyerleri uzaktan çok rahatlıkla tespit edilebilmektedir. Burada yapılacak tespit ile doğrudan ceza uygulanması özellikle küçük işyerlerinde çok ciddi mağduriyetlere sebep olabilir. Bu nedenle yapılacak tespit sonrası işyerlerinin uyarılması ve beraberinde de yapılacak bilgilendirme çalışmaları ile İSG profesyoneli desteği almayan işyerlerinin de destek almaya başlaması sağlanabilir. Tabii ki yapılacak uyarı ve bilgilendirmelere uygun davranmayan işyerlerine gerekirse kanunda tanımlanan idari para cezaları da uygulanmalıdır.
İşyerlerinde İSG profesyoneli çalıştırılmaması ya da yetkilendirilmiş ortak sağlık güvenlik birimlerinden hizmet alınmamasının doğal sonucu olarak pek çok iş yerinde işverenlerimiz bir iş kazası oluncaya kadar İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve ilişkili diğer mevzuat kapsamındaki sorumluluklarının da farkında olmuyor. İşverenlerimizin meydana gelen iş kazaları sonrasında sorumluluklarını öğrenmeleri de ciddi mağduriyetlere sebep olmaktadır. Bu durum da yine İSG hizmeti almak zorunda olup hizmet almayan işverenlerimizin uyarılması konusunun önemini göstermektedir.
Sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamı oluşturulması konusunda mesleki eğitimin önemi tartışmasız bir gerçektir. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’na bağlı olarak çıkarılmış olan “Tehlikeli Ve Çok Tehlikeli Sınıfta Yer Alan İşlerde Çalıştırılacakların Mesleki Eğitimlerine Dair Yönetmelik”e göre belirtilen işlerde mesleki eğitim almayanların çalıştırılması mümkün değildir. Benzer şekilde Mesleki Eğitim Kanunu ve Mesleki Yeterlilik Kanunu’nda da çalışanların mesleki eğitimlerine ilişkin yükümlülükler bulunmaktadır. Ancak Bakanlık müfettişlerince yapılan denetimlerde özel bir durum yoksa maden, metal, inşaat ve buna benzer birkaç çok tehlikeli iş dışındaki işlerde mesleki eğitim belgeleri sorgulanmamaktadır. İSG profesyonellerimiz tarafından yapılan yönlendirme ile ciddi kaynak ayrılarak mesleki eğitim süreçlerinin tamamlanması sonrasında yapılan denetimlerde mesleki eğitim konusunun gündeme gelmemesi İSG profesyonellerimizi işveren karşısında zor durumda bırakmaktadır.
Mesleki eğitimin yanı sıra İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’na bağlı olarak çıkarılmış olan “Çalışanların İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimlerinin Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” kapsamında düzenlenen eğitimler de sağlıklı ve güvenli çalışma ortamının oluşturulması bakımında büyük önem arz etmektedir. Yönetmeliğe göre düzenlenecek Temel İSG Eğitimlerinde hangi konuların işleneceği Genel Konular, Teknik Konular ve Sağlık Konuları ana başlıkları altında gruplanarak tanımlanmış ve eğitimleri verecek kişi ve kurum/kuruluşlar ile eğitimlerin düzenlenmesine ilişkin şartlar belirlenmiştir. Ancak Diğer Konular başlığı altında tanımlanan eğitimlerle ilgili herhangi bir kural bulunmamaktadır. Bu da gerek işverenlerimizde gerekse eğitimleri veren kişi ve kurum/kuruluşlarda tereddütlere yol açmakta ve zaman zaman suistimal edilmektedir. Bu eğitimler konusunda da gerekli şartların belirlenmesi ve bu çerçevede düzenlemelerin yapılması da oldukça önemlidir.
İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 12 yılda geldiği durumu değerlendirirken son dönemde yaşanan kazalardan da bahsetmek gerekiyor. Son dönemde özellikle yangın ve patlamalara bağlı çok ciddi kazalar meydana geldi ve çok sayıda çalışanımız bu kazalarda hayatını kaybetti. Bu noktada da 2 yönetmelik karşımıza çıkmaktadır. İlki ülkede bulunan tüm binalar için uygulamada olan “Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik” diğeri ise 6331 Sayılı İSG Kanunu kapsamındaki işyerlerini kapsayan “Çalışanların Patlayıcı Ortamların Tehlikelerinden Korunması Hakkında Yönetmelik”tir.
Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik’te acil durum ekipleri tanımlanmış olup bu ekiplerde görev alanların yerel sivil savunma ya da itfaiye ekiplerinden destek alınarak eğitilmesi gerektiği belirtilmektedir. Özellikle endüstriyel tesislerin yoğun olduğu bölgelerde yerel itfaiye ya da sivil savunma teşkilatlarının bu eğitimlerin tamamına destek verebilmesi mümkün olmamaktadır. Yine aynı yönetmelikte bu alanda faaliyet gösteren eğitim merkezlerinden de eğitim alınabileceği belirtilmiş olsa bile bu merkezlere ilişkin herhangi bir tanımlama bulunmamaktadır. Bu konuda da yönetmelik gözden geçirilmeli ve eğitimlerin niteliği, içeriği ile kimler tarafından hangi şartlarda verileceği netleştirilmelidir.
Çalışanların Patlayıcı Ortamların Tehlikelerinden Korunması Hakkında Yönetmelik kapsamındaki en önemli yükümlülük ise muhtemel patlayıcı ortam oluşması olan işyerlerinde “Patlamadan Korunma Dokümanı” hazırlanması yükümlülüğüdür. Ancak yönetmelikte bu dokümanın hazırlanması ile ilgili olarak da net bir tanımlama bulunmamaktadır. Patlamadan Korunma Dokümanı’nın hazırlanması ile ilgili şartların net olarak belirlenmesi, bu konuda profesyonel desteğin kimler tarafından verilebileceğinin tam olarak tanımlanması gerekmektedir.
Mevzuatımızda işverene iş sağlığı ve güvenliği kurallarını belirleme, uygulama, denetleme ve gerekli durumlarda 4857 Sayılı İş Kanunu kapsamında iş sözleşmesini feshe varan disiplin tedbirlerini uygulama yükümlülüğü tanımlanmıştır. Benzer şekilde kamu otoritesi tarafından da mevzuattaki belirsizlikler giderilmeli, kurallar netleştirilmeli, işverenlerden bunlara uygun hareket edilmesi istenmeli, bu kapsamda işyerleri denetlenmeli ve ihlallere karşı gerekli idari yaptırımlar uygulanmalıdır.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız tarafından son yapılan açıklamaya göre işyerlerindeki denetim faaliyetleri Türkiye genelinde 900 civarında iş müfettişi ile yürütülmektedir. Yine bakanımızın yaptığı açıklamaya göre ülke genelinde 2,5 milyon iş yeri bulunmaktadır. 900 müfettiş ile 2,5 milyon iş yerinin tamamının denetlenmesinin mümkün olamayacağı açıktır. Ancak diğer taraftan denetimin olmadığı bir konuda da yapılan düzenlemelere uyumun tam olmayacağı kabul edilmesi gereken bir gerçektir.
Denetimlerin yanı sıra işverenlerin ve çalışanların bilinçlendirilmesi de İş Sağlığı ve Güvenliği açısından büyük önem arz etmektedir. İş Sağlığı ve Güvenliği bilincinin artırılması konusunda da başta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olmak üzere ilgili kamu kurumlarına, üniversitelere, kamu kurumu niteliğindeki meslek odalarına, vakıflara, derneklere ve başta OSGB’ler ile Yetkilendirilmiş Eğitim kurumları olmak üzere bu alanda faaliyet gösteren şirketlere büyük görev düşmektedir.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın önderliğinde İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve ilgili mevzuattaki eksiklikleri giderip ilgili tüm tarafların desteği ile çalışanların sağlıklı, güvenli bir şekilde çalışmalarını sağlayacak, günün sonunda çalışanların sevdiklerine sağ salim gidebilecekleri çalışma ortamlarını el birliği ile tesis etmeliyiz.








