728 x 90

İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetlerinin Dünü, Bugünü, Yarını

İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetlerinin  Dünü, Bugünü, Yarını

Ülkemizde iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin düzenlemelerin miladı 1869 tarihli Maadin Nizamnamesine uzanır…

Dr. Ali Rıza Tiryaki / ARTI OSGB Kurucu / YKB

Ülkemizde iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin düzenlemelerin miladı 1869 tarihli Maadin Nizamnamesine uzanır. Geçen 150 yılda, işçi sağlığı ve iş güvenliği düzenleme ve uygulamaları farklı koşul, ihtiyaç ve dinamiklerinden etkilenmiş, farklılaşmıştır.  Yarını konuştuğumuz bugünün koşullarında 6331 sayılı “müstakil” iş sağlığı ve güvenliği yasasının yürürlüğe girmesi -gündemimize gelen köklü, dramatik değişiklikler nedeniyle-yeni bir milat sayılmalıdır.

İSG kanunu öncesinde, iş sağlığı ve güvenliğini sağlamaya yönelik olarak işverenlere, ‘iş kazaları ve meslek hastalıklarını önlemek üzere her türlü önlemi alma, gerekli araç ve gereçleri noksansız bulundurma’ yükümlülüğü getiren, iş kanunu, borçlar kanunu, umumi hıfz-ı sıhha kanunu vb. kanunlar yanında ağır ve tehlikeli işler tüzüğü, iş sağlığı ve iş güvenliği tüzüğü, SSK sağlık işlemleri tüzüğü, ağır ve tehlikeli işlerde çalışma yönetmeliği vb. son derecede kapsamlı, detaylı teknik tanım ve düzenlemeler içeren, sanayiden sayılan ve 50 ve üzeri işçi çalıştıran işyerlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği kurullarının kurulmasını, iş yeri hekimi istihdamını zorunlu kılan kanun, tüzük ve yönetmeliklerden oluşmuş bir mevzuat vardı.

  • 30 Haziran 2012 tarihinde yayınlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası ile birlikte,
  • Sanayi ya da hizmet, kamu ya da özel ayrımı olmaksızın bütün işverenler ve çalışanlar kanun kapsamına alındı.
  • İşverenlerin yükümlülükleri, çalışanların hak ve yükümlülükleri yeniden kapsamlı olarak tanımlandı.
  • Çalışanlar ciddi, yakın ve hayati tehlike taşıyan işi yapmaktan kaçınma hakkı kazandı.
  • Risk yönetimi / risk değerlendirmesine dayalı önleyici / koruyucu yaklaşım yasal bir dayanak buldu, zorunlu hale geldi.
  • İşverenlere alınan önlemlerin denetlenmesi yükümlülüğü getirildi.
  • alışanların bilgilendirilmesi, eğitimi ve katılımının sağlanması bütün yönetmeliklerde vurgulanan en önemli yasal yükümlülüklerden biri oldu.

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nın getirdiği en önemli yenilik,  en köklü ve en çok tartışma yaratan değişiklik; iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin Çalışma Bakanlığı tarafından yetkilendirilmiş özel kurumlar aracılığıyla verilebilmesine, işverenlerin bu hizmeti dışardan satın alabilmesine imkan veren tanım ve düzenlemeler getirmiş olmasıdır. 

Bu düzenlemeyi yapan kamu otoritesi temsilcileri tarafından;  sadece sanayiden sayılan ve 50 ‘den fazla çalışanı olan işletmelerde yürütülen iş sağlığı ve güvenliği faaliyetlerinin, alınan önlemlerin yetersiz olduğunu ve bu hizmetlerin yeterli ve etkin olarak denetlenemediğini,  eğitimli, yetkinliğine güvenilebilecek insan gücünün yetersiz olduğunu, bu alana personel yetiştirecek yeter sayıda kurum bulunmadığını, bu nedenle iş kazalarına ve meslek hastalıklarına bağlı kayıp ve yaralanmaların kabul edilemez boyutlara ulaştığı ifade ediliyordu.

İş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle, ülke ekonomisinin ciddi kayba uğradığı, sağlık sigortacılığının yükünün arttığı, iş barışının bozulduğu vurgulanıyordu. Tümüyle önlenebilir olan meslek hastalıklarına ilişkin tanı, tıbbi ve mesleki rehabilitasyon hizmetlerinin son derecede yetersiz olduğu, teşhis edilen vakaların beklenenin çok çok altında kaldığı tespit ediliyordu. Bu nedenle tam bir seferberlik halinde Sağlık Bakanlığı ve Çalışma Bakanlığı arasında iş birliği sağlanıyor, meslek hastalıkları konusunda dosya hazırlamaya yetkili hastane sayısı 3’ten, eğitim ve araştırma ve devlet üniversitesi tıp fakültesi hastaneleri yetkili kılınarak, 143’e çıkarılıyordu. Açıklanan ulusal iş sağlığı ve güvenliği metinlerinde iş kazalarının %20 azaltılması, meslek hastalığı vaka sayısının % 500 artırılması hedefleniyordu.

Kamu otoritesi tarafından yetkilendirilen, denetim ve takip altında tutulan sağlık, güvenlik hizmet kuruluşları,  eğitilmiş belgelendirilmiş işgücü aracılığıyla iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin yaygınlaşacağı, kalite ve etkinliğin artacağı varsayılıyordu.

2010 yılı SGK istatistik yıllığında, 62.903 iş kazası, 533 meslek hastalığı, 1444 ü iş kazalarına, 10’u meslek hastalıklarına bağlı toplam 1454 ölüm kayda geçmişti.

6331 sayılı yasa ve ilgili yönetmeliklerin yayınlanmasıyla birlikte adım, adım; hizmet, eğitim, tetkik, test ve muayene kurumları yetkilendirildi, iş güvenliği uzmanları, iş yeri hekimleri, sağlık personeli eğitildi, belgelendirildi, kongreler, sempozyumlar düzenlendi, projeler yürütüldü, kitaplar, broşürler, afişler yayınlandı, süreli yayınlar yapıldı, rehberler, kılavuzlar hazırlandı. Ulusal farkındalık kampanyaları düzenlendi. Bakanlık örgüt yapısı içinde çok sayıda akademik olarak da donanımlı uzman yetiştirildi. Araştırmalar yapıldı, tezler yayınlandı.

İSG katip olarak bilinen uygulama aracılığı ile dijital kayıt, takip, tescil sistemi esaslı, bütünlüklü ve sürecin hem zaman içinde hem eş zamanlı izlenebilirliği garanti altına alındı, uçtan uca denetim sağlandı. 

Aradan tam 12 yıl geçti.

Bugün ülke çapında yetkili, onaylı,
2.513 OSGB,  53 eğitim kurumu,
5.707 eğitici,
124 iş hijyeni laboratuvarı,
147 akredite muayene kuruluşu,
23.659 A sınıfı iş güvenliği uzmanı,
28.182 B sınıfı iş güvenliği uzmanı,
93.913 C sınıfı iş güvenliği uzmanı,
51.545 iş yeri hekimi,
23.938 sağlık personeli bulunuyor.

SGK istatistik yıllıkları arasında ulaşabildiğimiz en güncel veri 2022 yılına ait.

2022 yılı SGK istatistik yıllığında, 588,823 iş kazası, 953 meslek hastalığı, 1517 si iş kazalarına, 8’i meslek hastalıklarına bağlı toplam 1525 ölüm kayda geçmiş.

12 yıl boyunca, 744 ölümlü iş kazası meydana gelen 2012 yılı haricinde izleyen 12 yılda ölümlü kaza sayıları ortalama 1500 ‘ün üzerinde. Küçük dalgalanmalar olsa da ölümlü iş kazası sayılarının, sıklık ve ağırlık oranlarının tedrici olarak artığını gösteren makaleler, tez çalışmaları var. AB ülkeleri ile kıyaslandığında açık ara öndeyiz. AB ülkeleri içinde en yüksek ölümlü kaza yaşanan Fransa’dan neredeyse 3 kat daha fazla can kaybediyoruz her yıl.

SGK istatistikleri bize kayda geçen kaza sayılarında dramatik artış olduğunu gösteriyor. Önleyemesek de hiç değilse meydana gelen kazaları daha yüksek oranda kayda geçirme başarısı gösterdiğimiz söylenebilir.

Olumlu, yapıcı bir bakış açısıyla bardağın dolu tarafına baktığımızda, son 14-15 yılda iş sağlığı ve iş güvenliği konularının, sanayi ve hizmet kuruluşlarının yönetim katında daha fazla ele alındığına, bu alana daha fazla kaynak ayrıldığına, daha fazla eğitim denetim yapıldığına tanık oluyoruz. Yaşanan çoklu hatta kitlesel işçi ölümleriyle gündeme gelen iş sağlığı ve güvenliği alanına yönelik toplumsal duyarlılığın da giderek artığını söylemek mümkün.

Yapılandırılan hizmetlerin, yürütülen faaliyetlerin yaygınlaşması, büyümesi ve eğitimli belgeli iş gücü sayısının artmış olmasını niceliksel bir başarı olarak okumak mümkün. Diğer yandan elde ettiğimiz sonuçlara bakıldığı vakit ne ölçüde başarılı olduğumuz, katettiğimiz yol ortada. 

Ard arda gelen pandemi, deprem ve ekonomik kriz koşullarında tahsis edilen kaynakların sınırlanması, pes peşe gelen seçimler nedeniyle teftiş mekanizmasının uzun bir süredir neredeyse çalışmıyor olması, hizmet kurumu seçme, hizmet satın alma ve sürdürme süreçlerinde tek kriterin ucuz maliyet olması sektörün iyi iş yapmaya niyetli kuruluşlarını bile nitelikli insan gücü tutamaz, bir yönetim sistemi kuramaz ve çalışanların motivasyonunu koruyamaz hale getirmiştir.

Verdiğimiz emek, ayırdığımız kaynaklara denk düşen bir başarı elde etmek, ulusal iş sağlığı ve güvenliği politika belgelerinde ifade ettiğimiz hedefleri yakalamak için artık hizmet ve faaliyetlerin kalitesini-etkinliğini artırmamız, artık niceliklere değil niteliklere odaklanmamız gerekiyor.

Eleştirel bir bakış açısıyla yazılanlara, söylenenlere değil sahaya uygulamalara, süreçte rolü olan bütün tarafların tutumuna, kendimize dönmemiz, bakmamız lazım. İşveren kuruluşlarına, işçi sendikalarına, meslek örgütlerine, kamuoyunda gündem yaratan basın, yayın kuruluşlarına, eğitim kurumlarına,  özellikle kamu otoritesini temsil eden yetkililere sorular sormalıyız. Mevzuat düzenlemelerine uyum ve uygunluğun nasıl izlenip, desteklendiğine, nasıl denetlendiğine bakmalıyız.

Kendimizi gözden geçirmeli, öz değerlendirme hatta öz eleştiri yapmalıyız. 

Yasanın yürürlüğe girişini takip eden 14 yıl içinde ne yaptık, nasıl çalıştık,  nereye geldik? İş kazaları ve işe bağlı sağlık sorunları, meslek hastalıkları nedeniyle yaşadığımız kayıpların önlenmesine, azaltılmasına ne ölçüde, nasıl katkıda bulunduk ?

Meslek hastalığı olan çalışanların teşhis, tedavi ve rehabilite edilmesini sağlamak için ne yaptık? Ne kadar başarılı olduk ? Sürdürülebilir bir üretkenliği nasıl destekledik?

Önce Denetim

Hayati öncelik, denetimdir. Kamu otoritesinin, çıkardığı kanun ve yönetmeliklerin arkasında durması,  uyumu desteklemesi, özendirmesi, kılavuzlaması, uyumu yakın takibe alması, uymayana göz açtırmaması acil, en öncelikli meselemizdir.

Rutin denetimler uygulamaya ışık tutan, öğrenmeyi destekleyen bir tarzda icra edilmeli, öncelikli sektör, ölçek vb. gözetilerek, kaza sıklığı, meslek hastalığı riski dikkate alınarak denetim planlanmalıdır. Kamu denetimi (teftiş) yaygınlaşmalı, sıklaşmalı, güçlü önleyici, geliştirici olmalıdır. Denetim sahici, caydırıcı olmalı, ölçülebilir bir sonuç yaratmalıdır. Denetimi yapacak kurum ve kişilerin alanla ilgili bilgisi desteklenmeli, geliştirilmelidir.

Kamunun, kanun ve yönetmeliklere uyum düzeyini nitelikli, etkili sürekli takip etmesi, denetlemesi, yurttaşının kaybedilmesine, yaralanmasına, hastalanmasına göz yummaması şarttır.

Yetki veren otorite tarafından, hizmet ve eğitim kurumlarının hizmet kalitesine, etkinliğine odaklı olarak denetlenmesi zamanı gelmiş olsa gerektir. Yetki veren otorite denetiminin bina metrajlarıyla ve evrak kontrolü ile sınırlı olduğu, hizmeti satın alan tarafın kalite değil maliyet gözettiği, mesleki öz denetimin bulunmadığı, işçi sendikalarının konuyu tören konuşmaları dışında sahiplenmediği koşullarda iş sağlığı iş güvenliği hizmetlerinin kalite güvencesini nasıl sağlayacağız?

Hesap verebilirlik en önemli güncel yönetişim değerlerinden biridir. Ölümlü kaza olduğunda en üst düzey yöneticinin müfettişe, savcıya hesap vermesi mümkün olursa kalıcı önlemler için gereken yetkiler ve kaynaklar tahsis edilir. Ölümlü kazalardan sonra iş güvenliği uzmanlarının hapsedilmesi, günah keçisi yapılması utanç vericidir. Hiçbir kalıcı önlemi almaya tek başına gücü yetmeyen, karar alma-kaynak tahsis etme otoritesi olmayan bir uzmanın hapse atılması adil de vicdani de değildir.

Çalışanlar ve örgütlerinin talep etmediği, sahiplenip takip etmediği, meslek örgütlerinin mesleki öz denetim yapamadığı, yetkilendirilmiş hizmet kurumlarının iç denetiminin çok yetersiz olduğu koşullarda, kamu teftişinin güçlü olması hayati derecede önem kazanmaktadır.

İSG Hizmetleri Geliştirilmeli İyileştirilmelidir

En öncelikli gelişim alanı yönetim/yönetişim eksikliğidir. Hedef tanımlayan, bütçe – kaynak tahsis eden, planlama yapan, başarıyı izleyen, destekleyen, başarısızlığı analiz eden, benzer başarısızlıkların tekrarını önleyen, çözüm üreten, yenilikler getiren, geliştiren bir yönetim yapısı, organizasyonu yoksa ne kadrolu istihdam edilenler, ne OSGB üzerinden hizmet verenler bütünsel, köklü, sürekliliği olan bir hizmet üretebilirler.

Yönetim-yönetişim kalitesini artırmanın bir maliyeti bulunmaktadır. OSGB‘ lerden hizmet satın alan üretim işletmeleri, hizmet kurumları yönetim, eğitim, geliştirme, denetim maliyetlerine ortak olmalı, kamu otoritesi bu maliyetlerin karşılanmasına, paylaşılmasına imkan verecek doğrudan, dolaylı teşvik ve kolaylıklar getirecek düzenlemeler yapmalıdır.    

Hizmet Modeli Düzeltilmeli Geliştirilmelidir

Ülke çapında 2500 ‘ün üzerinde yetkilendirilmiş hizmet kurumu OSGB’nin faaliyet gösterdiği koşullarda artık il sınırları üzerinden yetki sınırlamasından vazgeçilmesi veya OSGB tiplendirmesine gidilmesi ve farklı tip OSGB’ ler için yetki şartlarının yeniden düzenlenmesi gereklidir.

Küçük işletmelere, bölge-alan bazlı hizmet vermek üzere yapılanmış OSGB’ler ile büyük ölçekli işyerlerinde kurulan iş yeri sağlık ve güvenlik birimlerinde hizmet veren OSGB’lerin yapısı, organizasyonu, yetkilendirme koşulları farklılaştırılmalıdır. Mevcut model büyük bir kaynak israfına yol açmakta,  hizmetin yönetsel bütünlüğü ve denetimi mümkün olmamakta, mekan, ekipman ve malzeme bakımından çok ciddi bir atıl kapasite bir yük olarak taşınmaktadır.

Eğer OSGB küçük ölçekli işletmelere hizmet vermek üzere yetki talep ediyorsa, sadece aynı şehirde kurulmuş olması yetmemeli, küçük işletme çalışanlarının makul sürede erişebilecekleri, işletmeye en çok 5 km mesafe içinde fiziki olarak uygun bir mekanda hizmet verebilmelidir. Küçük ölçekli işletmeler için tamamen fiziki yakınlık, erişilebilirlik esasına göre yetki alan ve hem iş yerine ortam ölçümü-izlemi, risk değerlendirme ..vb.  çalışmalar için kolay, çabuk ulaşabilecek, bir aksilik kaza, olay, etkilenme olduğunda hemen gidip gözlem ve inceleme yapabilecek, acil durumların yönetilmesine sorumluluk alıp katılacak OSGB tipi tanımlanmalıdır. Küçük işletme çalışanları sağlık hizmeti talep ettikleri veya işe giriş ve periyodik muayene ihtiyacı olduğunda, eğitim düzenlendiğinde OSGB’ye çok çabuk-kolay erişebilmelidir.

Büyük ölçekli işyerlerinde iş yeri sağlık birimi kurarak hizmet vermek üzere yetki talep eden OSGB‘ler için ülke çapında faaliyete bir sınır getirilmemelidir. Büyük ölçekli sanayi ve hizmet kuruluşları, farklı illerdeki yerleşkeleri, birimleri için o illerde yetkili OSGB ‘lerden hizmet almaya mecbur edilmemelidir.

Eğer OSGB’ lerden bu alanda hizmet üretmeleri beklenecekse, bu sistemin yeniden düzenlenmesi, kaza ve meslek hastalıklarının önlenmesine katkı sağlayacak, mesleki değer – görgü yaratacak, bilgi-deneyim biriktirecek, çözüm – proje geliştirecek, meslektaşların yetişmesine katkıda bulunacakları bir çalışma modeli için uygun şartlar sağlanmalıdır.

Hizmet maliyet ve etkinliğinin optimize edilebildiği ölçek büyüklüğü teşvik edilmeli, bu büyümenin önündeki engeller kaldırılmalıdır.

Doğru yönetilen, hizmet kalitesinin optimizasyonuna, yönetim, eğitim ve gelişime kaynak ayıran OSGB’lerin teşvik edilip, desteklenmesini sağlayacak düzenlemeler vakit kaybetmeden yapılmalıdır.

Önümüzde artık hiç vakit kaybetmeden hizmet kalitesinin arttırılması görevi vardır.

İş sağlığı iş güvenliği hizmetlerinin yerinde, etkili, sürekli veriliyor olmasından en büyük yarar görecek olan çalışanların ve onların sendikalarının konunun sahibi olarak sürece katılması, katkıda bulunması takip destek ve denetim sorumluluğunu paylaşması gereklidir.

Serbest piyasa koşullarında İşverenlerin hizmet satın alma yoluyla iş sağlığı iş güvenliği yükümlülüklerini yerine getiriyor olmasına imkan veren kamu otoritesi, yetkilendirdiği kurumların hizmet kalitesi ve standartları bakımından güvenilir olduğundan emin olmalıdır. 

Yüklendiği kamusal sorumluluğun farkında olarak bir mesleki ihtisas kurumu olma bilinciyle, iş kalitesini iş hizmet etiğini gözeten hizmet kurumlarının korunması, teşvik edilmesi, ödüllendirilmesi, aksine tutum sergileyen kurumların çalışmasına izin verilmemesi gerekir.

Admin

Admin
ADMINISTRATOR
PROFILE