Tehlike ve risk günlük hayatımızda aynı kavramlar gibi kullanılsa da kavramsal olarak ciddi farklılıklar içermektedir.
Tehlike ve risk günlük hayatımızda aynı kavramlar gibi kullanılsa da kavramsal olarak ciddi farklılıklar içermektedir.
“İş Sağlığı Ve Güvenliği Risk Değerlendirmesi Yönetmeliği” ne göre;
Tehlike: işyerinde var olan ya da dışarıdan gelebilecek, çalışanı veya işyerini etkileyebilecek zarar veya hasar verme potansiyelini,
Risk: tehlikeden kaynaklanacak kayıp, yaralanma ya da başka zararlı sonuç meydana gelme ihtimalini, ifade eder.
Yani tehlike genelde kişilere zararlı olacak konuları ifade ederken, risk ifadesi ise tehlikelerin oluşma ihtimalini anlatmaktadır.
Bu tanımlardan kazaları engellemenin en önemli seçeneğinin riskleri fark etmek ve gerçekleşecek tehlikeler için tedbir almak olduğu anlaşılmaktadır.
Risk algısı insanların riskin özellikleri ve şiddeti hakkında yaptıkları öznel bir yargıdır; bu yüzden kişiden kişiye göre değişmektedir. Bu tanım, en çok insan sağlığı ve çevreye yönelik doğal tehlikeler ve nükleer güç gibi tehditlerle alakalı olarak kullanılır, çünkü bunlar tüm insanlar için ciddi bir durumdur. Farklı insanların neden risklerin tehlikelerini farklı gördüklerini açıklamak için birkaç farklı teori önerilmiştir. Bu teoriler üç temel alanda yoğunlaşmaktadır;
- Psikolojik yaklaşımlar (Sezgisel ve Bilişsel),
- Antropolojik/Sosyal yaklaşımlar (Kültürel teori)
- Disiplinler arası yaklaşımlar (Risk çerçevesinin sosyal açıklamaları).
Psikoloji yaklaşımları, insanların bilgiyi nasıl işlediklerini anlamaya çalışan araştırmalarla başlamaktadır. Araştırmalar aynı zamanda risk algısının, algılayanın psikolojik durumundan da etkilendiğini göstermektedir. Risk algılama değerlik teorisi sadece mutluluk ve iyimserlik gibi duygular ile korku ve şiddet gibi olumsuz duygular arasında farklılaşabilmektedir.
Bu teoriye göre olumlu duygular iyimser risk algısına sebep olurken negatif duygular kötümser risk algısına sebep olmaktadır. Araştırmalar risk ve faydanın dünyanın her yerindeki tehlikeli faaliyetlerinde olumlu olarak ilişkilendirilirken, insanların zihinlerinde ve yargılarında olumsuz olarak ilişkilendirilmektedir.
Yani risk duygu ve deneyimlerden beslenir. Örneğin; bir işi ne kadar fazla süre yaparsak, riski o kadar küçük görürüz. Aslında bu durum kazaları da beraberinde getirmektedir. Risk ne kadar azsa önlemi o kadar az almaya başlarız ve bu birikim tehlikenin bir anda değil küçük tavizlerle meydana geldiğini bizlere göstermektedir. Bir kuralı ihlal ettiğimizde “nasılsa bir şey olmadı” diyerek devam ettiğimizde kaza ise artık geliyorum demektedir.
İş kazaları öncesinde yaşanan ramak kala olayları ciddiyetle raporlamak da riski ve tehlikeyi daha net bir şekilde gözler önüne sermektedir. Risk olarak görmediğimiz ramak kalalar başka birinin ciddi şekilde kazalanmasına sebebiyet verebilmektedir. Bu yüzden İş Sağlığı ve Güvenliği yönünden raporlama yapılması çok önemlidir.
İş kazası istatistikleri, iş kazalarının işe yeni başlayanlar ile çok tecrübeli çalışanlarda yoğunlaştığını göstermektedir. Bu da gösteriyor ki iş kazalarının meydana gelmesinde iki tutum vardır; işe yeni başlayan kişinin kurallar yönünden bilgisiz olması ve tecrübeli çalışanın ise “ yıllardır böyle yapıyoruz, hiçbir şey olmadı” demesiyle meydana gelmektedir.
Tehlikelerin normalleşmesi, kurumsal güvenlik kültürünün en büyük düşmanıdır. Başlangıçta riskli olarak kabul edilen bir durum, zamanla ve tekrarlanan maruziyetle birlikte “işin normal bir parçası” olarak kabul edilir ve artık bu şekilde davranılmaktadır. Bu psikolojik süreç, sadece saha çalışanlarını değil, aynı oranda stratejik kararlar alan yöneticileri de ciddi şekilde etkilemektedir.
Kurumsal aşamada bu durum, “stratejik körlük” olarak tanımlanabilir; pazar riskleri, operasyonel verimsizlikler veya mevzuat değişiklikleri gibi bariz tehlikeler, işletmenin günlük rutini içinde görünmez hale gelir. Bu durumun çok kritik sonuçları olmaktadır. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz;
Kaza Sıklık Oranında Artış: Normal hale gelen tehlikeler, ufak ihmallerin birikerek büyük ve ciddi iş kazalarına yol açtığı “kaza piramidi” teorisini tetikler. Önemsenmeyen her ufak risk, potansiyel bir kayıp zamanlı kazanın habercisidir.
Operasyonel Verimsizlik: Güvenlik prosedürlerinin ihlal edilmesi, yalnızca kaza riskini artırmaz, aynı zamanda kalite kontrol süreçlerini de zayıflatarak üretim hatalarına ve verimsizliğe sebep olmaktadır.
Yasal ve Finansal Yükümlülükler: Tehlikelerin normalleşmesi sonucu kaçınılmaz olarak meydana gelen kazalar, 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında ciddi idari para cezaları, tazminat davaları ve cezai sorumluluklar meydana getirmektedir.
Yönetimsel Zafiyet: Orta ve üst düzey yöneticilerin sahadaki risk algısının düşüklüğünü fark edememesi, proaktif risk yönetimi yeteneğinin kaybolmasına sebep olmaktadır. Bu durum, kurumun genel risk katsayısını ve stratejik dayanıklılığını olumsuz etkilemektedir.
Güvenlik Kültürü
Güvenlik kültürü, bir kuruluşta sağlık ve güvenlik açısından nelerin önemli olduğuna yönelik olarak paylaşılan değerler, inançlar ile organizasyonun yapısı ve davranışsal normları üreten kontrol sistemleri arasındaki etkileşim anlamına gelmektedir. Güvenlik kültürünün;
a. Organizasyon üyelerinin güvenliğe ilişkin inancı, tutum ve değerleri,
b. Yönetimin benimsediği politikalar, organizasyonda güvenliği destekleyen, geliştiren yapılar, uygulamalar ve kontroller olmak üzere iki ana bileşeni bulunmaktadır.
İşyerinde çalışanlar tarafından anlaşılmış, benimsenmiş, içselleştirilmiş, ortak yaşam biçimi haline gelmiş, çalışma alışkanlıklarına dönüşmüş sağlık ve güvenlik uygulamaları iş sağlığı ve güvenliği kültürünü oluşturmaktadır. Güvenlik kültürü oluşturulan işletmelerde ise tehlikeler çalışanlar tarafından ciddiye alınır ve iş kazalarının önlenmesinde ciddi şekilde artış gözlenebilir. Tehlikenin farkında olan çalışan, tehlikeli durumları ve davranışları, ramak kala olayları bildirir. Bu bilinçle çalışacağı içinde kendini ve diğer çalışma arkadaşlarını koruyarak işletme içerisinde görünmez bir korunma duvarı oluşmasına zemin sağlar.
Risk Algısı ve Tehlikenin Normalleşmemesi İçin Yapılabilecekler
Dijital Geri Bildirim ve Ramak Kala Sistemleri: Çalışanların tehlikeleri normalleştirmesini önlemek için mobil uygulamalar veya kare kod sistemleri üzerinden anlık “ramak kala” bildirim sistemleri kurulması düşünülebilir. Bu sistemler, Heinrich ’in kaza piramidi modeline dijital bir veri tabanı sağlar ve küçük ihmallerin büyük kazalara dönüşmesini engeller.
Davranış Odaklı Güvenlik Yönetimi (BBS): Risk algısı kişiden kişiye göre değiştiği için, işletmelerde sadece kural bazlı değil, davranış odaklı güvenlik yönetim modelleri uygulanmalıdır. Çalışanların güvenli davranışları dijital platformlar üzerinden puanlanmalı ve ödüllendirilmelidir.
Sanal Gerçeklik (VR) Destekli Eğitimler: Tecrübeli çalışanlardaki “bize bir şey olmaz” algısını kırmak adına, tehlikeli durumların sonuçlarını güvenli bir ortamda deneyimlemelerini sağlayan sanal gerçeklik simülasyonları kullanılmalıdır.
Liderlik ve Görünürlük: Yöneticilerin “stratejik körlükten” kurtulması için periyodik olarak saha denetimlerine katılması ve sahadan gelen tüm geri bildirimleri (olumlu ya da olumsuz) iyi bir şekilde karşılamalıdır.
Periyodik Risk Algısı Ölçümleri: İşletme genelinde anketler ve psikolojik testler yardımıyla çalışanların risk algı düzeyleri düzenli olarak ölçülmeli; algı düzeyinin düştüğü birimlere yönelik özellikli farkındalık çalışmaları düzenlenmelidir.
Kaynaklar:
-
https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=16925&MevzuatTur=7&MevzuatTertip=5
-
https://isgb.eskisehir.edu.tr/tr/Icerik/Detay/tehlike-ve-risk
-
https://egeconsulting.com/risk-algisi-ve-normallesme-rutine-donusen-tehlikeleri-yeniden-fark-ettirme/
-
https://www.csgb.gov.tr/Media/dbac2urm/davrani%C5%9F-odakli-g%C3%BCvenlik-y%C3%B6netimi.pdf
-
https://www.ilo.org/topics-and-sectors/safety-and-health-work






