Türkiye’de trafik kazaları, bireylerin güvenliğini, toplumsal refahı ve ekonomik sürdürülebilirliği etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunudur.
Bilal Yeşil1,2, Salih Onur Orhon1, Yeşim Ayöz1, Alpay Lök1,3
1Türkiye Trafik Kazalarını Önleme Derneği 2Açdat Akıllı Çözümler Dan. Tic. 3Frenteknik Otomotiv Sanayi Tic. Ltd.
Türkiye’de trafik kazaları, bireylerin güvenliğini, toplumsal refahı ve ekonomik sürdürülebilirliği etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunudur. Dünya Sağlık Örgütü verileri, trafik kazalarının önlenebilir nedenler arasında üst sıralarda yer aldığını göstermektedir. Bu durum, güvenli sürüş davranışlarını destekleyen politika, teknoloji ve eğitim uygulamalarının önemini giderek artırmaktadır.
Türkiye Trafik Kazalarını Önleme Derneği, 1959’dan bu yana trafik güvenliğinin sağlanması ve kazaların azaltılması amacıyla faaliyet göstermektedir. Dernek, sürücülerin, yolcuların ve yayaların bilinçlendirilmesine yönelik eğitim programları, toplumsal farkındalık kampanyaları, mevzuatın geliştirilmesine katkılar ve ulusal-uluslararası iş birlikleri ile güvenli trafik kültürünün yaygınlaştırılmasına hizmet etmektedir. Ayrıca, trafik kazalarının nedenleri ve sonuçları üzerine bilimsel araştırmaları destekleyerek karar alıcılara kanıta dayalı öneriler sunmaktadır.
Bu makalede, sürücülerin güvenli davranışlarını pekiştiren üç kritik mekanizma ele alınmaktadır: hız kurallarına uyum, takograf kullanımı ve yola elverişlilik. Bu unsurlar, teknik ve yasal düzenlemelerin ötesinde, sürücülük pratiğini güvenli hale getiren ve iş sağlığı ve güvenliği (İSG) bakış açısından çalışma yaşamının sürdürülebilirliğini güçlendiren temel bileşenlerdir. Bu makalede, söz konusu mekanizmaların sürücü güvenliği üzerindeki etkileri tartışılacaktır.
Türkiye’de 2024 yılında toplam 1.444.026 trafik kazası meydana gelmiş, bu kazalarda 385.117 kişi yaralanmış ve 6.351 kişi hayatını kaybetmiştir. Ölümlü kazaların %85’i yerleşim yerleri içinde, %15’i ise yerleşim yeri dışında gerçekleşmiştir. Ne yazık ki trafik kazalarında ve kaza sonucu kayıplarda Avrupa’da ilk sırada, dünyada ise ilk sıralardayız.
Sürücü kusurları, toplam trafik kazalarında büyük paya sahiptir. Yorgunluk, uzun çalışma süreleri ve dinlenme eksikliği; dikkat dağıtan faaliyetler, özellikle cep telefonu kullanımı; şerit ihlali ve geçiş önceliğine uymama bu kusurlar arasında öne çıkmaktadır. Yorgunluk, kronik yorgunluk ve uykusuzluk, sürücünün dikkatini ve reflekslerini ciddi şekilde azaltan başlıca faktörlerdendir.
Uzun süreli araç kullanımı, sürücünün performansında belirgin bir düşüşe yol açar. Sekiz saatten fazla süren sürüşlerde dikkat dağınıklığı ve tepki süresinde gecikmeler başlar. Daha da çarpıcı bir gerçek, 18 saat aralıksız çalışmanın sürücü üzerindeki etkisinin, yaklaşık olarak yüksek miktarda alkol almış bir kişiyle aynı düzeyde olmasıdır.
Özellikle ağır vasıta sürücüleri için gece sürüşü, kaza riskini daha da artıran bir faktördür. Yorgunluk, alkol etkisine benzer şekilde sürüş performansını bozar, dikkati azaltır ve hataları kaçınılmaz hale getirir. Bu nedenle sürücü yorgunluğu, trafik güvenliğinde mutlaka dikkate alınması gereken kritik bir risk alanıdır.
4857 Sayılı İş Kanunu’nun 2.madedesine göre “işin yürütülmesiyle nitelik yönünden bağlılığı bulunan ve aynı yönetim altında örgütlenen yerler ile eklentiler ve araçlar’’ iş yeridir. Dolayısıyla, yukarıda bahsedilen çeşitli sürücü kusurlarına bağlı yaşanan trafik kazalarının önemli bölümünün iş kazası olarak değerlendirilmesi gerekir. İş sağlığı ve güvenliği bakışıyla proaktif güvenlik perspektifi ile trafik güvenliğine yaklaşılması, toplumsal güvenlik kültürüne de kritik katkılar sağlayacaktır.
Aşırı Hızın Etkisi ve Hız Sınırlandırıcı Donanımlar
Sürücü kusurları açısından trafik kazalarının en önemli nedenlerinden biri hız aşımıdır. Yasal hız sınırlarını aşmak, yol ve hava koşullarına uygun hız ayarlaması yapmamak ya da belirlenen hız limitlerine uymamak, hız kaynaklı kazaların temelini oluşturmaktadır.

Şekil 1 Araç Hızına göre durma mesafeleri
Yüksek hız, kazaların meydana gelme olasılığını artırdığı gibi, yaşanan kazaların şiddetini de büyütür. Bunun sonucunda hem can kayıpları hem de maddi hasarlar ciddi boyutlara ulaşır. Hız arttıkça aracın kontrolü zorlaşır; fren ve durma mesafeleri uzar, sürücünün tepki süresi yetersiz kalır. Ayrıca hız yükseldikçe sürücünün görüş alanı daralır, bu da tehlikeleri fark etmeyi güçleştirir.
Çarpışma şiddeti hızla doğru orantılıdır. Örneğin, 80 km/s hızla çarpan bir araçta ölüm riski, 30 km/s hızla gerçekleşen bir çarpışmaya kıyasla 20 kat fazladır. Benzer şekilde, yayalar açısından da hız kritik bir belirleyicidir. 30 km/s hızla çarpılan bir yayanın hayatta kalma ihtimali %90 civarındayken, hız 80 km/s’ye çıktığında bu oran neredeyse sıfıra düşmektedir.
Bu veriler ışığında aşırı hızın sürücüler ve trafikteki tüm kullanıcılar için ciddi bir tehdit olduğunu söyleyebiliriz. Bu nedenle hız sınırlandırıcı donanımların doğru şekilde kullanılması ve denetlenmesi, güvenli trafik ortamının oluşturulmasında hayati bir rol üstlenmektedir.
Yüksek Hızın Yakıt Tüketimi, Çevre ve Altyapıya Etkileri
Yüksek hız, trafik güvenliği açısından olduğu kadar çevresel ve ekonomik boyutlarıyla da önemli bir sorundur. Araçların hızının artması, motorun daha fazla enerji harcamasına yol açar. Özellikle 90 km/s üzerindeki hızlarda yakıt tüketimi %20–30 oranında yükselir. Bu durum hem işletme maliyetlerini artırır hem de doğal kaynakların daha hızlı tükenmesine neden olur.
Fosil yakıtlı araçların yüksek hızda çalışması, karbon salımlarını da belirgin şekilde artırır. Bunun sonucunda hava kirliliği, asit yağmurları ve iklim değişikliği gibi küresel ölçekte etkiler ortaya çıkar. Dolayısıyla hız kontrolü çevrenin korunması açısından da kritik öneme sahiptir.
Yüksek hızın olumsuz etkileri çevreyle sınırlı değildir. Sürekli yüksek hızda çalışan motor ve fren sistemleri daha çabuk yıpranır; bu da lastik patlamaları, fren arızaları ve motorun aşırı ısınması gibi teknik sorunların artmasına yol açar; sürücü güvenliğini tehlikeye sokar ve bakım maliyetlerini yükseltir.
Son olarak, hızlı seyreden özellikle ağır vasıta araçları, yol altyapısının da hızla yıpranmasına neden olur. Asfalt yüzeylerinin bozulması, yol çizgilerinin silinmesi ve aşınması bu durumun en görünür sonuçlarıdır.
Teknolojik gelişmelere paralel olarak, araçlara trafik kazalarının önlenmesine veya kaza sonrası kaza nedenlerinin tespit edilmesine yardımcı olacak, takograf, hız sınırlandırıcı, ADAS (Gelişmiş sürücü destek sistemleri) gibi donanımlar veya sistemler eklenmiştir.
Hız Sınırlandırıcı Donanımlar
Hız sonlandırıcı donanımlar, aracın programlanan hızın üstüne çıkmasına engel olan bir sistemdir. 2000 yılından sonra üretilen benzinli, 2003 yılından sonra üretilen dizel motorlarda motorun ayrılmaz bir parçasıdır ve motor beynine (ECU, MCU) entegredir.

Şekil 2 Haricen takılan hız sınırlandırıcı
Daha eski model araçlarda ise, motora harici olarak takılabilir. Tip onay yönetmeliklerine göre, M2, M3 (Otobüs, minibüs) sınıf araçlarda 100 km/h, N2, N3 (Kamyon, kamyonet) sınıf araçlarda ise 90 km/h ile ayarlanmalıdır. Araçlar üretimde bu değerlere ayarlanmaktadır. Ancak, daha sonra firmalar bu ayarları değiştirtmektedirler. Bu durumda aracın tip onayı düşmektedir. Tip onayı düşen aracın trafiğe çıkması bile yasaktır. Böyle bir araç kaza yaptığında sigorta tespit ederse, hasar ve kayıpların sigorta kapsamı dışına çıkabileceği unutulmamalıdır. Firmalar, yönetmelikte belirtilen hızın altında bir değere hızı ayarlatabilirler, ancak üstünde bir değere ayarlanması yasaktır. Binek tip araçlarda da aynı donanım bulunmaktadır.
Takograf Cihazları
Takograf, ticari araçlarda sürüş süreleri, dinlenme zamanları ve hız kayıtlarını, araç kilometresi ile sistemde meydana gelen arızaları ve olayları otomatik olarak kaydeden cihazlardır. Hem sürücülerin çalışma sürelerinin mevzuata uygunluğunu gözetmek, firmaya karşı korumak, firmalar arasında eşit rekabet ortamı sağlamak ve kazaları önleyerek trafik güvenliğini sağlamak amacıyla kullanılırlar.
Azami yüklü ağırlığı 3,5 Ton üzeri yük araçları ile sürücü dahil dokuz kişiden fazla yolcu taşıyan personel taşıyan ve uluslararası ve şehirlerarası çalışan araçlar takograf takmak zorundadır. Halen, belediye mücavir alanı dışına çıkmama taahhüdü veren araçlar takograf takmamaktadır. Planlanan Karayolları Trafik Kanunu değişiklikleri kapsamında, şehir içinde çalışan araçların da birçoğu takograf takmak zorunda kalacaktır.
Takograf Cihazlarının İşlevleri
Takograf cihazları, sürüş ve dinlenme sürelerinin takibini sağlayarak sürücü güvenliği açısından kritik bir rol oynar. Uzun süre araç kullanımı, yorgunluk kaynaklı kazaların en önemli nedenlerinden biridir. Takograf sayesinde sürüş ve dinlenme süreleri kayıt altına alınır ve denetim mekanizmaları aracılığıyla yorgunluk kaynaklı risklerin azaltılması mümkün olur.
Bunun yanı sıra, araçların hangi hızda ve ne kadar süreyle seyrettiği takograf tarafından kaydedilir. Böylece aşırı hız durumları tespit edilebilir ve sürücülere yaptırım uygulanarak güvenli sürüş davranışları teşvik edilebilir. Takograf verileri aynı zamanda nakliye ve lojistik sektöründe işverenler için de değerli bir kaynak sunar. İşverenler, bu verileri kullanarak sürücü davranışlarını analiz edebilir ve riskleri proaktif biçimde yönetebilir.
Teknik açıdan bakıldığında takograf cihazı, aracın CanBUS sisteminde önemli bir kontrol ünitesi olarak görev yapar. Modern bir araçta, 100 üzerinde kontrolör (Merkez), 500 üzerinde sensör vardır ve bunların birbiri ile iletişim kurması gerekir. Bu maksatla CanBUS sistemi geliştirilmiştir. CANBUS sistemi, araçlarda farklı elektronik kontrol ünitelerinin (ECU) birbirleriyle hızlı ve güvenilir bir şekilde iletişim kurmasını sağlayan bir veri iletişim protokolüdür. Bu sistem, tek bir veri yolu üzerinden aracın motor, fren, hava yastığı gibi modüllerinin bilgi alışverişini sağlar ve kablo karmaşasını azaltır. CANBUS sayesinde aracın hız, yakıt seviyesi, motor sıcaklığı gibi birçok sensör verisi merkezi bir ağ üzerinden anlık olarak takip edilebilir. Ayrıca, bu yapı hata tespiti yapabilme yeteneğine sahip olup, arızaların tanımlanmasını ve diagnostik işlemlerini kolaylaştırır. Araç takip sistemlerinde CANBUS verileri, filo yönetimi ve performans analizleri için kullanılır. Aracın hızını, kat ettiği mesafeyi ve zamanı hesaplayarak bu bilgileri CAN hattı üzerinden diğer sistemlere iletir. Özellikle hız bilgisinin doğru şekilde aktarılması, fren sistemleri, ABS, EBS, şanzıman, direksiyon, çarpışma önleme sistemleri, hız sabitleyici ve hız sınırlandırıcı gibi kritik donanımların doğru çalışabilmesi açısından hayati öneme sahiptir.

Şekil 3 Takograf ve CanBUS sistemi
Takograf ve Hız Sınırlandırıcıların İş Sağlığı ve Güvenliği Açısından Kullanımı
Kazaların önlenmesinde, sürücülerin çalışma ve dinlenme sürelerinin düzenli olarak takip edilmesi kritik bir öneme sahiptir. Bu amaçla, filo yönetimi ile iş birliği yaparak aylık bazda sürücülerin çalışma ve dinlenme sürelerini kontrol etmek gerekir. Takograf verileri son 28 günü kapsayacak şekilde raporlanabilmektedir. Uzun süre çalışan sürücülerin kaza yapma ihtimali daha yüksek olduğundan geniş zaman dilimini verebilen böylesi bir sistemden yararlanmak iş sağlığı ve güvenliğini proaktif yapılandırma için çok yararlıdır. Bunun yanı sıra, takograf verilerinin analizi sayesinde hız ihlali yapan sürücüler ile hız sınırlandırıcısı ayarlanmamış araçlar tespit edilebilir. Aylık olarak hazırlanan takograf arıza ve olay raporlarının incelenmesi, manipülasyon yapılmış araçların ve bu işlemleri gerçekleştiren sürücülerin belirlenmesine olanak tanır. Ayrıca, tüm araçlarda hız sınırlandırıcı donanımların doğru ayarlandığından emin olunmalı ve bu doğrulama için yetkili servislerden belge talep edilmelidir. İlerleyen dönemde, ilgili servis hizmetleri yönetmeliği yürürlüğe girdiğinde bu işlemler yetkili servisler tarafından yapılacaktır.
Kaza nedenlerinin araştırılmasında da takograf ve hız sınırlandırıcı verileri yol gösterici olur. Bir kaza meydana geldiğinde, sürücü kartı verileri ile takograf verilerinin indirilmesi ve son 28 gün içerisindeki faaliyetlerin incelenmesi gerekir. Bu sayede fazla çalışma ya da yetersiz dinlenme süreleri ortaya çıkarılabilir. Olaylar ve hatalar raporu, olası manipülasyonların tespiti için önemli bir kaynaktır; gerekirse diagnostik cihazlar aracılığıyla motor beyni ve ilgili kontrol ünitelerindeki arıza kayıtları incelenerek karşılaştırma yapılmalıdır. Ayrıca hız sınırlandırıcının devre dışı bırakılıp bırakılmadığı kontrol edilmeli, takograf hız kayıtları üzerinden de kaza anına kadar olan hız bilgileri analiz edilmelidir.
Yola Elverişlilik ve Filo Mühendisliği
Araçların yol elverişliliğini bozan sürücüler tarafından yapılan keyfi müdahaleler ve bunların yarattığı tehlikelere bağlı trafik cezalarının sürücülerle birlikte özellikle araç sahiplerine de uygulanması gerekir. Bu düzenleme ile kurumsal sorumluluk devreye girmekte; örneğin, takograf ve hız sınırlandırıcı gibi kritik sistemlerin ayarlarının bozulması veya devre dışı bırakılması halinde sürücünün yanında araç sahibi şirketin de sorumlu tutulması gerekir. Bu tür cezalar mahkeme süreçleri sonucunda şirketlere yansıtılabilirken, trafik polisinin doğrudan şirketlere ya da araç sahiplerine ceza yazabilmesi önemli bir düzenleme olacaktır. Ayrıca, örneğin hız sınırlandırıcılar ve takograflarla ilgili müdahalelerin sürücü tarafından araç sahibinin bilgisi olmadan yapılması pek inandırıcı da değildir.
Bu tür hukuki yaptırımlar, ticari araçların şirket içi teknik denetimini zorunlu hale getirmekte ve bu bağlamda “Filo Mühendisliği” kavramını ön plana çıkarmaktadır. Bu konuda ülkemizde Makina Mühendisleri Odası uzun süredir çalışmalar yürütmektedir. Ağır ticari taşıtların güvenliğinin sağlanabilmesi için yedek parçaların uygunluğu, yakıt kalitesi, sigorta ve vergilerin yatırılması, yıllık muayenelerin yapılması, bakım ve onarım süreçlerinin doğru servislerde gerçekleştirilmesi gibi unsurların titizlikle denetlenmesi gerekmektedir. Aynı şekilde sürücülerin gerekli eğitimleri almaları, iş güvenliği yasalarına uyulması, kış lastiklerinin mevzuata uygunluğu, tip onayını düşürecek izinsiz tadilatların önlenmesi de bu denetim kapsamında değerlendirilmektedir.
Bunun yanı sıra ticari araçlarda kullanılan gelişmiş teknolojilerin de denetlenmesi önemlidir. “Yangın Algılama ve Uyarı”, “Damper Devrilme Uyarı”, “Havalı Kapı Kapanma Kuvveti” ve “Güvenlik Kamerası” gibi karmaşık düzenekler, düzenli bakım ve bağımsız bir teknik kontrol süreci gerektirmektedir. Bu noktada Makina Mühendisleri Odası tarafından eğitilip yetkilendirilmesi istenen Filo Mühendisleri, kurumsal denetim mekanizmasının merkezinde yer alabilir. Böylece teknik riskler azaltılacak, kurumsal sorumluluk güçlenecek ve trafik kazalarının önlenmesine yönelik daha etkili bir sistem kurulmuş olacaktır.
Özetle, araçların teknik uygunluğu ve kurumsal denetim süreçleri trafik güvenliğinde belirleyici rol oynar. Bu bağlamda “yola elverişlilik” (roadworthiness), bir aracın trafiğe çıkabilmesi için gerekli teknik ve çevresel şartları sürekli olarak sağlayabilmesi anlamına gelir. Araç üzerindeki tadilatların onaylı olması, doğru yedek parça ve bakımın yapılması, periyodik araç ve egzoz muayenelerinin tamamlanması, zorunlu sigorta ve vergilerin ödenmiş olması bu uygunluğun temel koşullarıdır.
Filo yönetimi, bu koşulların sürekliliğini sağlayan kurumsal bir yaklaşım sunar. Bakım eksiklikleri, yanlış yedek parça kullanımı veya onaysız teknik değişiklikler araçların yola elverişliliğini ortadan kaldırabilir. Bu durumda, araç kazaya karıştığında bilirkişi incelemesi sonucunda ruhsatsız sayılabilmekte ve sigorta tazminatları geçersiz hale gelebilmektedir. Dolayısıyla filo yönetimi operasyonel verimlilik yanında hukuki ve mali sorumlulukların da doğru yönetilmesini sağlar.

Trafik kazalarının büyük çoğunluğu insan kaynaklıdır. Aşırı hız ve yorgunluk hem doğrudan hem dolaylı olarak kazalara neden olurken; yüksek hızın çevresel ve teknik zararları da toplumsal maliyetleri artırmaktadır. Takograf ve hız sınırlandırıcı donanımlar, bu riskleri azaltmak için kritik teknolojilerdir. Sonuçları itibarı ile takograf ve hız sınırlandırıcı cihazlar, İSİG ilgi alanındadır. İSİG sorumluları filo yönetimi ile iş birliği yaparak bu teknolojiden faydalanmalıdırlar. Takograf verilerinin analiz ve raporlanmasında, masaüstü yazılımlar veya bu konuda hizmet veren araç takip sistemi online portalları kullanılabilir.
Türkiye Trafik Kazalarını Önleme Derneği, Ankara’da 26 Ağustos 1959 tarihinde Türkiye Trafik Kazalarını Önleme Cemiyeti adıyla kurulan bir sivil toplum kuruluşudur. Kamu yararlı dernek statüsü alarak Bakanlar Kurulu kararıyla 22 Mayıs 1973 tarihinde Türkiye adını kullanmaya hak kazanmıştır. Türkiye Trafik Kazalarını Önleme Derneği, ülkemizde trafik bilincinin oluşturulması, trafik çarpışmalarının, karayolu ölüm ve yaralanmalarının önlenmesi için toplumda farkındalık yaratan çalışmalarını sürdürmektedir. Bu amaçla yıllardır yürütülen çalışmalarla toplumun her kesimiyle, her kuruluşuyla ilişkiler kurulmakta, ortak çalışmalar yapılmakta ve trafik alanında iş birliği olanakları yaratmaktadır. Türkiye Trafik Kazalarını Önleme Derneği, toplumda ve bireyde güvenli sürüş ve trafik bilincini oluşturmak, bu alanda çalışanları eğitmek, teşvik etmek, desteklemek, karayollarında trafik çarpışması kaynaklı ölüm ve yaralamaları önlemek, trafik kültürünü geliştirmek amaçları etrafında trafik ve yol güvenliği alanında çalışmalar yapmaktadır.

Şekil 4. Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi 3.6.
Birleşmiş Milletler tarafından küresel düzeyde teşvik edilen Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) arasına trafik güvenliği de alınmıştır. “SKA 3: Her yaşta sağlıklı yaşamı güvence altına almak ve herkes için esenliği teşvik etmek” kapsamında, Türkiye Trafik Kazalarını Önleme Derneği de “Hedef 3.6 – Karayolu trafik kazalarına bağlı küresel ölüm ve yaralanma sayılarını yarıya indirmek” hedefine hizmet eden faaliyetler yürütmektedir. Derneğimiz, bu makalede bahsedilen teknolojik uygulamaların trafik mevzuatına girmesi ve kazaların önlenmesi yolundaki girişimleri destekleyerek “Gösterge 3.6.1 – Karayolu trafik kazalarına bağlı ölüm oranları”nın azaltılması için çok paydaşlı çalışmalar yürütmek için çaba göstermektedir.
Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenen karayolu trafik güvenliği stratejisi ve eylem planı çerçevesinde ülkemizde de trafik çarpışmalarında ölüm ve ciddi yaralanmaların 2030 yılına kadar %50 oranında azaltılması, 2050 yılında ise sıfırlanması küresel ve ulusal ölçekte ana hedef olarak kabul edilmiştir. Bugün çocuk ve gençlik dönemini yaşayanların 2050 yılında birer sürücü olacakları unutulmamalıdır; bu kitleye dönük atılacak güvenli davranış tutumlarını güçlendirecek tüm girişimler son derece önemli proaktif faaliyetlerdir.
Dünya Sağlık Örgütü de sürdürülebilir kalkınma hedefi 3.6 doğrultusunda, hükümetleri karayolu güvenliğini bir halk sağlığı önceliği olarak görmeye ve çok paydaşlı iş birliğine dayalı, kanıta dayalı önlemleri hayata geçirmeye davet etmektedir. Dolayısıyla, ülkemizde de bu konuda bütüncül bir yaklaşım benimsenmelidir. Bu yaklaşım; ulaştırma, emniyet, sağlık ve eğitim gibi çoklu sektörlerin eşgüdüm içinde çalışmasını, yolların, araçların ve yol kullanıcılarının güvenliğini birlikte ele alan politikaları gerektirmektedir. Etkili müdahaleler için daha güvenli altyapı tasarımları yapılmalı, arazi kullanım ve ulaşım planlamasına yol güvenliği unsurları dâhil edilmeli, araç güvenlik standartları iyileştirilmeli, kaza sonrası bakım hizmetleri geliştirilmeli, kamuoyunda farkındalık yaratılmalı, filo güvenliğine iş sağlığı ve güvenliği bakışı entegre edilmeli, çalışanların güvenli sürüş davranışları pekiştirilmeli, bu kapsamda trafik psikolojisinin sunduğu yaklaşımlardan yararlanılmalıdır.








