728 x 90

Yollarda Tek Başına

Yollarda  Tek Başına

Profesyonel sürücülük, uzun saatler süren yolculuklar, tek başına geçirilen zaman dilimleri ve sosyal etkileşimlerin sınırlılığı ile karakterize edilen özgün bir meslektir.

İŞİ GEREĞİ KARAYOLLARINDA MOTORLU ARAÇ KULLANAN KİŞİLERDE YALNIZLIK, PSİKOLOJİK SAĞLIK ve İŞ YAŞAMI

Prof. Dr. İdil Işık
Bahçeşehir Üniversitesi
Türkiye Trafik Kazalarını Önleme Derneği

Psk. Beyza Mirac Uğur
Bahçeşehir Üniversitesi

Uzm. Psk. Ali Fırat Işık
PRISMA Psikososyal
Risk Yönetimi Enstitüsü

Profesyonel sürücülük, uzun saatler süren yolculuklar, tek başına geçirilen zaman dilimleri ve sosyal etkileşimlerin sınırlılığı ile karakterize edilen özgün bir meslektir. Yol güvenliği ve trafik düzeninin sağlanmasında kilit role sahip olan sürücüler, işlerini çoğunlukla tek başlarına, yüksek dikkat ve sorumluluk gerektiren koşullar altında yürütmektedir. Bu durum, sürücülerin psikolojik sağlıklarını etkileyen önemli bir değişken olarak yalnızlık olgusunu gündeme getiriyor.

Günümüzde “profesyonel sürücü” kavramı, yük veya yolcu taşımacılığı yapan kişilerle sınırlı düşünülmemelidir. İş yaşamının farklı alanlarında, kadın ya da erkek, genç ya da yaşlı, yönetim rolü olan ya da olmayan birçok çalışan, mesleki sorumlulukları gereği uzun saatler boyunca araç kullanıyor. Satış temsilcilerinden saha çalışanlarına, kırsal bölgelerde görev yapan sağlık çalışanlarından lojistik operasyonlarda görev alan beyaz yakalılara kadar geniş yelpazede pek çok meslek grubu için karayollarında araç kullanmak, işlerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Dolayısıyla, işlerin tasarımı gereği karayollarında araç kullanarak geçirilen zamanın çalışanlar üzerinde yarattığı tehlikeler ve riskler, bir iş sağlığı ve esenlik konusu olarak ele alınmalıdır. Bu koşulların yarattığı önemli zararlardan birisi olan “trafik kazaları”nın önüne geçmek için çaba gösterilirken, çalışan sağlığı, güvenliği ve esenliği bütüncül bakışının parçası olarak, karayollarında işi gereği araç kullanan kişilerin psikolojik sağlıkları üzerinde de çalışmalar yapılmalıdır; yani, psikososyal risk yönetimi sürücülere yönelik olarak da uyarlanmalıdır.  Bu kapsamda, “yalnızlık” olgusu bir tehlike kaynağı olarak dikkatle analiz edilebilir.   

Bu bağlamda profesyonel sürücülerin yalnızlık deneyimlerini anlamak için iki temel alandan beslenen bir kuramsal yaklaşım gereklidir: trafik psikolojisi ve psikososyal risk yönetimi. Trafik psikolojisi alanında yapılmış araştırmalar, sürücü davranışlarının ve psikolojik süreçlerin yol güvenliği ile nasıl iç içe geçtiğini göstermektedir.  Trafik psikolojisi perspektifi, sürücü davranışlarını; dikkat, risk alma eğilimleri, yorgunluk, stres ve motivasyon gibi değişkenler üzerinden ele alır. Bu alandaki araştırmalar, sürücülerin bilişsel ve duygusal süreçlerinin yol güvenliği ve iş performansı üzerinde doğrudan etkili olduğunu göstermektedir. Yalnızlık, dikkat dağınıklığı, içsel motivasyon kaybı veya riskli davranışlara yönelme gibi sonuçlar doğurarak sürücünün iş güvenliğini zayıflatabilir.

Psikososyal risk yönetimi ise iş yaşamında çalışanların ruhsal ve sosyal esenliğini etkileyen faktörlerin sistematik olarak değerlendirilmesini öngörür. Özellikle uzun süreli izolasyonun yarattığı duygusal yük, sürücülerin psikolojik dayanıklılığını zayıflatmakta, tükenmişlik ve depresyon riskini artırmaktadır.

Bu iki alanın kesişiminde profesyonel sürücülük, bir yandan trafik psikolojisinin inceliklerini gerektirirken, diğer yandan psikososyal risk yönetiminin müdahale alanına girmektedir. Dolayısıyla sürücülerde yalnızlık olgusunu ele almak, hem bireysel düzeyde psikolojik sağlık ve güvenli sürüş davranışları için hem de örgütsel düzeyde iş sağlığı ve güvenliği kültürünün güçlendirilmesi için kritik bir adım olarak değerlendirilebilir.

Ancak, yalnızlığın, denizyolu, havayolu, raylı sistem, motosiklet ve iş makineleri kullanan profesyoneller için de geçerli olduğu unutulmamalıdır. Farklı taşıt türlerinde çalışan kişiler benzer biçimde uzun süreli izolasyona, yoğun dikkat gereksinimine ve sınırlı sosyal etkileşime maruz kalmaktadır. Bu nedenle, farklı ulaşım ve taşıma araçlarını kullanan meslek gruplarının koşullarını anlamak ve bu konuda özel olarak çalışmak, yalnızlığın iş yaşamındaki çok boyutlu etkilerini ortaya koymak açısından büyük önem taşımaktadır.

Psikoloji Biliminin Perspektifinden Yalnızlık

Yalnızlık kavramı, psikolojide birçok farklı yaklaşım tarafından ele alınmıştır. Kimi görüşler yalnızlığı negatif bir kavram olarak görürken kimileri de yalnızlığı bireylerin üretkenliğine bir girdi olarak görmüştür. 

Weiss’in sosyal ve duygusal yalnızlık ayrımı, profesyonel sürücülerin deneyimlerinin anlaşılması açısından yol göstericidir: Duygusal yalnızlık bireyin yakın bir bağlanma ilişkisine sahip olmamasıyla, sosyal yalnızlık ise geniş bir sosyal ağdan yoksun olmasıyla ilişkilidir.

Sosyal Yalnızlık

Sosyal yalnızlık, bireyin arkadaşlık, grup üyeliği veya toplumsal aidiyet gibi daha geniş sosyal bağlara yönelik ihtiyaçlarının karşılanmamasıyla ilişkilidir. Birey çok sayıda sosyal etkileşim içinde bulunsa dahi bu ilişkileri tatmin edici ve destekleyici olarak algılamadığında sosyal yalnızlık yaşayabilir. Nitel ve nicel açıdan yetersiz algılanan sosyal bağlar, bireyde toplumsal aidiyet eksikliği ve dışlanmışlık hissini güçlendirmektedir. Yalnızlık ve sosyal izolasyon ilk bakışta, birbirine yakın kavramlar gibi görünse de aslında farklı olguları işaret etmektedir. Güncel araştırmalarda yalnızlık öznel bir deneyim, sosyal izolasyon ise daha çok nesnel bir durum olarak tanımlanmakta ve bu iki olgunun birbirleriyle sadece zayıf ya da orta düzeyde ilişkili olduğu vurgulanmaktadır. Bu nedenle bir kişi hem yalnız hem de izole olabilir, yalnız olup izole olmayabilir ya da izole olup yalnız hissetmeyebilir.

Ampirik bulgular, yalnızlık ve sosyal izolasyondaki artışların bağımsız biçimde olumsuz sağlık sonuçlarıyla bağlantılı olduğunu göstermektedir. Hatta bu koşullar, sigara kullanımı, alkol tüketimi, fiziksel hareketsizlik ve obezite ile benzer düzeyde mortalite riskine yol açmaktadır. Kardiyovasküler hastalık, demans, bilişsel gerileme, kaygı ve depresyon belirtilerinde artış da bu kapsamda dikkat çekmektedir. Dünya Sağlık Örgütü, yalnızlık ve sosyal izolasyonu birer küresel halk sağlığı sorunu olarak ele almakta ve bu konuda önleyici politikalar geliştirmek için çağrılar yapmaktadır.

Duygusal Aile Yalnızlığı

Araştırmalar, sağlıklı bir aile ortamının bireylerde yalnızlık düzeyini azalttığını ortaya koymaktadır. Aile içinde sağlıklı iletişim, destekleyici ilişkiler ve uyumlu işlevsellik, bireylerde yalnızlık hissini azaltıcı yönde etkiye sahiptir. Yüksek aile işlevselliği bireylerin umut düzeylerini artırmakta, artan umut ise yalnızlık hissini azaltmaktadır. Duygu düzenleme becerisi de bu süreçte önemli bir değişken olarak öne çıkmakta ve umudun yalnızlık üzerindeki etkisini güçlendirmektedir. Bulgular, aile işlevselliğinin yalnızlıkla baş etmede koruyucu bir faktör olduğunu ve bireylerin psikolojik uyum süreçlerinde kritik bir rol oynadığını göstermektedir.

Duygusal Yalnızlık

Duygusal yalnızlık, bir bireyin başka bir kişiyle bir yakınlık ya da bir bağlanma ilişkisinin olmayışından kaynaklanmaktadır. Bu tür yalnızlık, çoğunlukla bireyin duygusal destek sağlayabilecek romantik partner, aile üyesi veya çok yakın arkadaş gibi figürlerin yokluğunda ya da erişilemez olması halinde deneyimlenir. Araştırmalar, duygusal yalnızlığın depresyon, kaygı ve umutsuzluk ile daha güçlü ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu nedenle duygusal yalnızlık, bireyin psikolojik iyi oluşunu tehdit eden daha derin ve yoğun bir yalnızlık deneyimi olarak değerlendirilmektedir.

Duygusal Yoksunluk

Duygusal yoksunluk, bireyin temel duygusal ihtiyaçlarının – özellikle sevgi, ilgi, değer görme ve anlaşılma gereksinimlerinin – yeterli düzeyde karşılanmaması sonucu ortaya çıkan bir deneyimdir. Bu durum, kişide çoğu zaman sürekli bir yalnızlık, boşluk ve eksiklik duygusu yaratır. Birey, hiçbir zaman tam olarak tatmin olamayacağı, görülmeyeceği ya da anlaşılmayacağı yönünde derin bir inanca sahip olabilir. Bu bağlamda duygusal yoksunluk, bireyin sağlıklı bağlanma geliştirmesini zorlaştıran ve kişilerarası ilişkilerde sürekli bir tatminsizlik, yetersizlik ve yalnızlık deneyimine zemin hazırlayan önemli bir psikolojik olgudur.

Profesyonel Sürücülük ve Yalnızlık Dinamikleri

Profesyonel sürücülük, tek tip bir meslek değildir; uzun yol taşımacılığı, şehir içi dağıtım ve yolcu taşımacılığı gibi farklı biçimleri vardır. Ancak bu farklı iş alanlarının ortak noktası, sürücülerin işlerini çoğunlukla tek başına yürütmesidir.

Uzun yol taşımacılığı yapan sürücüler, günlerce hatta haftalarca ailelerinden ve sosyal çevrelerinden uzakta kalırlar. Bu tür bir mesleki yalnızlık, özellikle aile bağlarının güçlü olduğu toplumlarda, duygusal yalnızlık deneyimini artırabilir. Ayrıca yolculukların monotonluğu, sınırlı sosyal temas ve fiziksel yorgunluk psikolojik sağlık üzerinde yıpratıcı etki yaratabilir. Şehir içi dağıtım sürücüleri, sık ama yüzeysel sosyal temaslar yaşarlar. Müşteriler, iş arkadaşları veya lojistik merkezlerle yapılan kısa süreli etkileşimler, sosyal yalnızlığı tam anlamıyla gidermemektedir. Bu grup için, yalnızlık çoğunlukla “iş yoğunluğu” ve “sosyal ilişkilerde yüzeysellik” ile ilişkilidir.

Yolcu taşımacılığı yapan sürücüler ise sürekli insanlarla iç içe olmalarına rağmen çoğunlukla iletişimsel yalnızlık hissedebilmektedir. Yolcularla olan etkileşim çoğunlukla sınırlı ve işlevseldir; sürücülerin gerçek sosyal destek bulmaları zordur. Bu durum, sosyal ilişkilerin kalitesi açısından yetersizlik hissi doğurabilir.

Tüm bu dinamikler, yalnızlığı profesyonel sürücüler için mesleğin doğasından kaynaklanan yapısal bir özellik olarak görmemize imkân vermektedir. Bu nedenle yalnızlık, sürücülerin psikolojik sağlıkları ve iş güvenliği üzerinde doğrudan etkili olabilmektedir.

Karayollarında Yalnızlık Deneyimini Anlamaya Yönelik Bir Model Önerisi

Yalnızlığın herkes için aynı anlama gelmediğini, bireylerin insanlarla temas etme sıklıkları ve bu temasa duydukları ihtiyaç üzerinden farklı psikolojik deneyimler yaşadıklarını söylemek mümkündür. İnsanlarla temas sıklığı ve bu temasa duyulan ihtiyaç dikkate alındığında, sürücülerin yalnızlık deneyimlerinin çeşitleneceğini söyleyebiliriz; kimi için bu durum ağır bir risk faktörüyken, kimi içinse işin doğal ve hatta değerli bir parçası olabilir.

Bu bakış açısıyla dört temel deneyimden söz edebiliriz:

Zorunlu Yalnız: Bazı sürücüler, insanlarla nadiren temas kurar ama aslında bu temasa yoğun bir ihtiyaç duyar. Onlar için yalnızlık çoğu zaman zorlayıcıdır; kendilerini çevrelerinden kopmuş hisseder, izolasyonu ağır bir yük olarak yaşarlar.

Sosyal Gezgin: Diğer bir grup sürücü, insanlarla sık sık temas kurar ve bu temas ihtiyacı yüksektir. Dinlenme tesislerinde, mola anlarında ya da telsiz/telefon üzerinden bağlantı kurmaları onlar için bir enerji kaynağıdır. Sosyal ilişkiler yalnızlık riskini azaltır ve bu kişiler için sürücülükteki yalnızlık deneyimi çok olumsuz değildir.

Bağımsız Ruh: Bir kısım sürücü ise insanlarla temas kurma konusunda özel bir arayış içinde değildir. Yalnızlığı tercih edebilir, uzun yolculuklarda kendi iç dünyasıyla kalmak ona iyi gelebilir. Bu kişiler için yalnızlık, olumsuz bir deneyim olmaktan çok, besleyici ve yenileyici bir süreçtir.

Topluluk İçinde Yalnız: Son olarak, bazı sürücüler çevresinde insanlar olsa bile kendini yalnız hisseder. Terminalde, şirkette ya da yol kenarında başkalarıyla yan yana olabilir ama bu kişiler için esas mesele, samimiyetin ve anlamlı ilişkinin eksikliğidir. Kendilerini kalabalık içinde yalnız hissederler.

Sürücülerin ailelerinden uzak kalmaları, sosyal destek ağlarına erişimlerinin kısıtlı olması ve işin doğası gereği yaşanan izolasyon, yalnızlığı derinleştirebilmektedir. Örneğin topluluk içinde yalnız sürücüler sosyal yalnızlığı deneyimleyebilir. Araç içinde veya izlenen rotada anlık temas kurulan kişilerle birlikte olunması bu sürücüler için herhangi bir anlam ifade etmeyecektir. Etkileşim içerisinde olunsa dahi bu ilişkiler tatmin edici veya destekleyici algılanmadığı için sürücüler sosyal yalnızlık yaşayabilir. Dolayısıyla, bu sürücüler toplumsal aidiyetleri düşük ve hatta dışlanmış hissedebilir. 

Duygusal yalnızlık ise bir bireyin başka bir kişiyle bir yakınlık ya da bir bağlanma ilişkisinin olmayışından kaynaklanmaktadır. Sürücüler her ne kadar insanlarla ilişki kurmak istese de işi gereği bu pek mümkün olamayabilir. Duygusal anlamda oldukça zorlanan bu sürücüler duygusal açıdan yalnızdırlar. Depresyona, kaygı bozukluğuna ve umutsuzluğa sebep olabilen duygusal yalnızlığın, “zorunlu yalnız sürücüler” tarafından deneyimlenmesi güçlü bir ihtimaldir.

Benzer bir şekilde, “sosyal gezgin sürücüler”in temas ihtiyacı karşılanmazsa duygusal yalnızlık hissedebilir. Bu düşünceyi destekler nitelikte, yapılan bir çalışmada aile kavramının yalnızlıkta umut ve duygu düzenleme süreçleri incelenmiştir. Bulgulara göre, aile ile destekleyici ilişkiler içerisinde olmak yalnızlık hissini azaltmakta etkilidir. Ailelerinden ve sevdiklerinden uzun günler, haftalar hatta aylar uzak kalan sosyal gezgin sürücüler duygusal aile yalnızlığı zorlayıcı bir deneyim olacaktır.

“Bağımsız ruh” diyebileceğimiz sürücüler ise yalnızlığı çoğunluğun aksine olumlu gördüğünden yukarıda bahsedilen depresyon, kaygı bozukluğu ve toplumdan uzaklaşma gibi durumları yaşamayacaktır. Bağımsızlıktan beslenmeleri, uzun süre yolculuk yapan bu sürücüler için tek başına kalmak oldukça yaratıcı ve üretken olabilir. Bu süreyi “benliklerine ayırdıkları” bir zaman olarak görebilir ve “düşünmek” için bir fırsata çevirebilirler.

Yalnızlığın Göreceli Etkileri: Kişilik Özellikleri ve Bireysel Farklılıklar

Yalnızlık çoğu zaman psikolojik sağlık açısından bir risk faktörü olarak ele alınsa da bu olgunun etkileri her bireyde aynı biçimde ortaya çıkmaz. Özellikle kişilik özellikleri, yalnızlığın algılanma ve deneyimlenme biçimini önemli ölçüde belirlemektedir.

Klasik sınıflandırmaya göre içe dönük bireyler, yalnızlığı kimi zaman kendini yenileme, düşünceyi derinleştirme ve bireysel yaratıcılık için bir fırsat olarak görebilmektedir. Uzun süreli araç kullanımının getirdiği yalnızlık, bu kişiler için her zaman olumsuz bir deneyim olmak zorunda değildir; hatta belirli koşullarda stres azaltıcı bir işlev dahi görebilir.

Buna karşılık dışa dönük bireyler, sosyal etkileşime daha yüksek ihtiyaç duyarlar ve yalnızlığı daha olumsuz bir şekilde deneyimleme eğilimindedirler. Profesyonel sürücülük bağlamında, dışa dönük kişilerin uzun süreli izolasyona maruz kalmaları, daha yüksek düzeyde psikolojik sıkıntı, tükenmişlik ve iş tatminsizliği ile ilişkilendirilebilir.

Dolayısıyla, yalnızlığın profesyonel sürücüler için taşıdığı riskin tek boyutlu olmadığı, bireysel farklılıklarla etkileşimli olarak değiştiğini söylenebiliriz. Bu nedenle psikososyal risk yönetiminde yalnızlık olgusunun değerlendirilmesi, kişilik özellikleri ve bireysel eğilimleri dikkate alan daha esnek ve kapsayıcı bir yaklaşımı gerektirir.

Bununla birlikte, kişilik tipolojilerine dair ikili bakışı aşan yeni bir yaklaşım yakın zamanda gündeme geldi. Rami Kaminski’nin verdiği isim “Otrovert”.  Otrovert bireyleri “Öteki Olmaktan Memnun Kişiler” olarak tarif edilebiliriz. Kaminski’ye göre otrovert bireyler, ne içe dönüklerin sessizliğe yöneliminde ne de dışa dönüklerin sürekli sosyalleşme ihtiyacında tam olarak yer alır; farklılıkları ve çeşitliliği anlamaya yatkın, özerklikten beslenen bir eğilime sahiptir. Bu tür bir kişilik yapısına sahip sürücüler için, yollarda tek başına geçirilen uzun saatler değerli ve üretken bir zaman olarak dahi algılanabilir.

Otrovert bireyler, bu “ait olmama” durumunu bir eksiklik değil, kendi özgünlüklerini koruyan bir özellik olarak görürler. Kişilik tipolojilerinde “ötekilik” kavramı, bireylerin doğuştan gelen tekilliklerini ve aidiyet ilişkilerine mesafeli duruşlarını işaret eder. Bu çerçevede “otrovert” olarak tanımlanan birey, toplumsal matrisin dışında kalmaktan kaygı duymayan, aksine bu farklılığı bir güç ve özgürlük alanı olarak deneyimleyen kişidir. Otrovertler için yalnızlık, bir eksiklik ya da tehdit değildir; benlikleriyle temas kurma ve bireysel üretkenliği besleyen bir süreçtir. Profesyonel sürücülük bağlamında düşünüldüğünde, yollarda tek başına geçirilen uzun saatler, otrovert kişiler için değerli bir içsel denge ve özerklik alanı anlamına gelebilir. Bu bakış açısı, yalnızlığın her durumda olumsuz bir psikososyal risk olarak görülmemesi gerektiğini; kişilik özellikleriyle etkileşim içinde, farklı bireyler için farklı anlamlar taşıyabileceğini ortaya koymaktadır. Ancak kişilik tipolojisi olarak literatüre yeni eklenen bir özellik olarak “otrovert” özelliklerin sürücü davranışları ile ilintisinin özellikle araştırılması gerekiyor.

Dolayısıyla yalnızlığın etkileri tek tip değildir. Kimi kişiler için yalnızlık ciddi bir psikososyal risk faktörü iken, bazıları için kendini gerçekleştirme ve verimlilik için bir alan da olabilir. Bu nedenle profesyonel sürücülükte yalnızlık olgusunu değerlendirirken, kişilik çeşitliliğini gözeten çok katmanlı bir yaklaşım benimsemek gerekir.

Trafik güvenliği alanındaki güncel yaklaşımlar, sürücülerin teknik yeterliliklerini, fiziksel sağlıklarını ve psikolojik sağlıklarını da yol uygunluğunun ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirmektedir . Bu bakış açısı, sürücülerin psikolojik dayanıklılığı, stresle başa çıkma kapasiteleri ve psikososyal risklere verdikleri tepkilerin, güvenli sürüş davranışlarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çerçevede sürücülerin psikososyal koşullarını düzenli olarak değerlendirmek, yalnızlık gibi faktörleri yol uygunluğu kriterlerine entegre etmek ve destek mekanizmaları geliştirmek hem çalışan sağlığı hem de toplumsal güvenlik açısından önemlidir.

Psikososyal Risk Yönetimi Perspektifi

Yalnızlık, sürücünün ruhsal dayanıklılığını zayıflatabilir, stresle başa çıkma kapasitesini düşürebilir ve iş performansını olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle yalnızlığın yönetimi hem çalışan esenliğini güçlendirme hem de iş güvenliğini artırma açısından stratejik bir öneme sahiptir.

ISO 45003 standardı, yalnızlığı işin organizasyon biçimiyle ilişkili bir psikososyal risk olarak tanımlamakta ve özellikle uzaktan ya da izole çalışma düzenlemelerine dikkat çekmektedir. Evden, aileden ve destek ağlarından uzakta uzun süreli çalışmak, iş yerinde sosyal etkileşimden yoksun tek başına çalışma ya da başka insanların evlerinde hizmet sunma gibi koşullar, ISO 45003 kılavuzunda yalnızlık açısından kritik risk faktörleri olarak belirtilmektedir. Her ne kadar bu örnekler çoğunlukla uzaktan veya ev merkezli çalışma biçimlerine odaklansa da profesyonel sürücülük gibi doğası gereği izole çalışma içeren mesleklerde bu risk çok daha belirgin hale gelmektedir. ISO 45003 esaslı yaklaşımlar geliştirilirken “uzaktan çalışma” bağlamına odaklanmanın yanı sıra farklı sektörlerdeki izolasyon koşullarını da kapsayacak şekilde daha geniş bir bakış açısı benimsenmesi gerekmektedir.

Sonuç ve Öneriler

Profesyonel sürücülük, çoğu zaman “yalnız olmanın” mesleki kimliğin ayrılmaz bir parçası haline geldiği, özgün bir çalışma alanıdır. Yalnızlığın bireysel bir duygu durumdan öte, iş yaşamında yönetilmesi gereken önemli bir tehlike faktörü olarak ele alınması gerekir.

Örneğin, Health and Safety Executive  tarafından yayımlanan “INDG382- İş yerinde araç kullanma: İşle ilgili yol güvenliğini yönetme” başlığını taşıyan 2014 tarihli, iş amaçlı araç kullanımına odaklanan kılavuz, tüm trafik kazalarının yaklaşık dörtte birinin iş için araç kullanan sürücülerle ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Belge, sürücülerin güvenliğini sağlamak için işverenlerin izlemesi gereken “Planla, Uygula, Kontrol Et, Önlem Al” yaklaşımını tanıtmaktadır. Ayrıca güvenli sürücü, güvenli araç ve güvenli yolculuk boyutları çerçevesinde risklerin nasıl değerlendirileceği açıklanmaktadır. Sürücülerin ehliyet ve sağlık kontrollerinden geçmesi, araçların düzenli bakımının yapılması, sürüş eğitimlerinin verilmesi, yol planlaması ve sürüş sırasında yorgunluk ve stresin önlenmesi gibi uygulamalar ayrıntılı şekilde ele alınmaktadır. Bu yönüyle belge, profesyonel sürücülerin iş güvenliğinin teknik ve psikososyal yönleriyle de değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

“INDG73-Yalnız çalışanların korunması: Yalnız çalışmanın riskleri nasıl yönetilir?” başlığını taşıyan 2020 tarihli rehber ise yalnız çalışanların iş güvenliği ve sağlığına yönelik özel risklerini sistemli şekilde sunmaktadır. Rehberde, yalnız çalışmanın fiziksel tehlikeler yanında ruhsal sağlık, iş stresi, izolasyon ve sosyal destek yoksunluğu gibi psikososyal riskler yarattığı vurgulanmaktadır. İşverenlerin risk değerlendirmesi yapma, iletişim ve denetim sistemleri kurma, yalnız çalışanları düzenli olarak izleme, acil durum prosedürleri geliştirme ve eğitim sağlama yükümlülüklerine dikkat çekilmektedir. Ayrıca yalnız çalışmanın iş yerinde şiddet ve taciz riskini artırabileceği, bu nedenle işverenlerin bu konularda önleyici adımlar atması gerektiği belirtilmektedir. Bu çerçevede yalnız çalışmanın hem güvenlik hem de psikolojik esenlik açısından ele alınmasına dair ihtiyacı açıkça ortaya konulmaktadır.

Özetle, yalnızlığın anlaşılması ve çalışanların ihtiyaçlarına yönelik çözümlerin, bireysel düzeyde çalışan esenliğin korunmasına ve kurumsal düzeyde iş sağlığı ve güvenliği kültürünün güçlenmesine katkı sağlayacaktır.

Bireysel düzeyde, profesyonel sürücülere yönelik psikososyal destek hizmetlerinin, danışmanlık ve stres yönetimi programlarının yaygınlaştırılması önem taşımaktadır. Kurumsal düzeyde, işverenlerin sürücüler için iletişim kanallarını güçlendirmesi, sosyal aidiyet duygusunu besleyen uygulamaları desteklemesi ve dinlenme ile izin politikalarını yalnızlığı azaltacak biçimde düzenlemesi gereklidir. Politika düzeyinde, yalnızlığın iş sağlığı ve güvenliği mevzuatlarında bir psikososyal risk faktörü olarak tanımlanması ve bu doğrultuda sektörel rehberlerin geliştirilmesi kritik bir adım olacaktır. Araştırma düzeyinde ise, profesyonel sürücülerin yalnızlık deneyimlerini farklı taşıma türleri, kültürel bağlamlar ve demografik değişkenler üzerinden inceleyen daha kapsamlı çalışmaların yapılması, literatürü zenginleştirecek ve uygulamaya yön verecektir.

Örgütsel düzeyde, işverenlerin sürücülerin yalnızlık deneyimlerini azaltmaya yönelik politikalar geliştirmesi kritik önem taşır. Bu kapsamda sürücülerin operasyon merkezleri, yöneticiler ve meslektaşlarıyla düzenli bağlantıda kalmalarını sağlayan dijital iletişim ve destek sistemleri oluşturulabilir. Rehberlik ve danışmanlık hizmetleri, stres yönetimi eğitimleri ve psikolojik destek hatları aracılığıyla psikososyal destek sağlanması, sürücülerin ruhsal dayanıklılığını güçlendirebilir. Ayrıca uzun yolculuklarda dinlenme sürelerinin etkin planlanması ve sosyal bağların sürdürülebilmesi için izin politikalarının uygulanması, yalnızlık hissini azaltıcı bir etki yaratır. Bunun yanı sıra sürücüler arasında dayanışmayı artıracak etkinliklerin düzenlenmesi, mesleki birliklerin güçlendirilmesi ve kurum içi sosyal ağların teşvik edilmesi, topluluk ve aidiyet duygusunu besleyen uygulamalar arasında sayılabilir.

Politika düzeyinde ise yalnızlığın iş sağlığı ve güvenliği mevzuatlarında bir psikososyal risk olarak tanımlanması, bu alanda farkındalık yaratılması açısından önemlidir. Dünya Sağlık Örgütü’nün önerileri, yalnızlık ve izolasyonu iş sağlığı politikalarına entegre etmenin giderek daha fazla önem kazandığını göstermektedir.

Bu öneriler, yalnızlık olgusunu sürücülerin yaşam kalitesi ve iş güvenliği bağlamında görünür kılmak için bir başlangıç noktasıdır. Profesyonel sürücülükte “yalnız” çalışmanın getirdiği risklerin anlaşılması ve yönetilmesi çalışan sağlığı ve de toplum güvenliği açısından kritik bir gerekliliktir.

Kaynaklar:

1.PAkgül, H. (2020). Yetişkinler için Sosyal ve Duygusal Yalnızlık Ölçeği’nin (SELSA-S) Türk kültürüne uyarlaması: Geçerlilik ve güvenirlik çalışması. Yalova Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 10(21), 54–69. 2. Doğan, T., Çetin, B., & Sungur, M. Z. (2009). İş yaşamında yalnızlık ölçeği Türkçe formunun geçerlilik ve güvenilirlik çalışması. Anadolu Psikiyatri Dergisi, 10(4), 271–277. 3. Driving for Better Business. (2025, March 29). Driver roadworthiness: Managing physical and mental health & wellbeing in at-work drivers. https://www.drivingforbetterbusiness.com/publications/driver-roadworthiness-guide/ 4.Health and Safety Executive. (2014). Driving at work: Managing work-related road safety (INDG382 rev1). Crown Copyright. https://www.hse.gov.uk/pubns/indg382.htm 5. Health and Safety Executive. (2020). Protecting lone workers: How to manage the risks of working alone (INDG73 rev4). Crown Copyright. https://www.hse.gov.uk/pubns/indg73.htm 6. Margalit, M. (1994). Theoretical approaches to loneliness. In Springer eBooks (pp. 3–17). https://doi.org/10.1007/978-1-4612-2622-2_1 7. Otherness – the Otherness Institute. (2023b, August 29). The Otherness Institute. https://www.othernessinstitute.com/ 8. Weiss, R. S. (1973). Loneliness: The experience of emotional and social isolation. Cambridge, MA: MIT Press. 9. Wolters, N. E., Mobach, L., Wuthrich, V. M., Vonk, P., Van Der Heijde, C. M., Wiers, R. W., Rapee, R. M., & Klein, A. M. (2023). Emotional and social loneliness and their unique links with social isolation, depression and anxiety. Journal of Affective Disorders, 329, 207–217. https://doi.org/10.1016/j.jad.2023.02.096 10. World Health Organization. (2025, June 30). From loneliness to social connection: Charting a path to healthier societies: Report of the WHO Commission on Social Connection (ISBN 978-92-4-011236-0). https://www.who.int/publications/i/item/978240112360 11. Wright, S. L., Burt, C. D. B., & Strongman, K. T. (2006). Loneliness in the workplace: Construct definition and scale development. New Zealand Journal of Psychology, 35(2), 59–68. 12. Yun, P., Xiaohong, H., Zhongping, Y., & Zhujun, Z. (2021). Family Function, Loneliness, Emotion Regulation, and Hope in Secondary Vocational School students: a Moderated Mediation model. Frontiers in Public Health, 9. https://doi.org/10.3389/fpubh.2021.722276
Admin

Admin
ADMINISTRATOR
PROFILE

Son Yazılar