728 x 90

Dr. İbrahim Kurt ile Sektöre Bakış

Dr. İbrahim Kurt ile Sektöre Bakış

2012 yılında 6331 sayılı kanun çıkınca bu kanunun doğuracağı sonuçları gördük ve buna dair çok stratejik adımlar attık, bu adımlardan en önemlisi ulusal bir alt yapı oluşturmaktı.

DR. İBRAHİM KURT / Tez Medikal Yönetim Kurulu Başkanı

Röportaj / Arzu Ateş Göçtürk

 

Okuyucularımıza kendinizden bahseder misiniz?

1959 Tokat doğumluyum. Tıp doktoruyum ve hekimlikte 42. Yılındayım. Evli ve üç çocuk babasıyım. Özel hastanecilik deneyimim var, Med-Line Ambulans Hizmetleri’nin Türkiye’de kurucusuyum. Aynı zamanda Türkiye’de havalimanlarında sağlık hizmetlerinin sağlanması için kurulan Portclinic şirketinin kurucusuyum. Son 11 yıldır da iş sağlığı güvenliği hizmetleri sektöründe çalışıyoruz. Burada da sektörün lideri ve yaptığımız tüm işlerde sektöre önderlik eden bir pozisyondayız.

Sektöre girmeye nasıl karar verdiniz?

Kişisel iyi bir yanım vardır ve burnum çok iyi koku alır. 1985 yılında 4857 sayılı iş kanununda bir değişiklik yapıldı. Bu değişiklik iş sağlığı güvenliği hizmetlerindeki koordinasyonu ve mevzuatla ilgili sorunları düzenleme ihtiyacından kaynaklandı.  Sonra 2010 yılında bununla ilgili bir yönetmelik çalışması yapıldığı anda buradaki sürecin gelişeceğini gördüm ve 2010 yılında bu alana yatırım yapmaya karar verdik. İşin doğduğu nokta burasıdır diyebiliriz.

Tez Medikal’ in oluşum ve gelişim sürecinden bahseder misiniz?

2012 yılında 6331 sayılı kanun çıkınca bu kanunun doğuracağı sonuçları gördük ve buna dair çok stratejik adımlar attık, bu adımlardan en önemlisi ulusal bir alt yapı oluşturmaktı. Biz o zaman bu sürecin nereye döneceğini gördüğümüz için özellikle büyük şirketlerle iş yapma motivasyonumuz olduğu için alt yapı yatırımının kendimizi ön plana çıkaracak önemli bir unsur olduğu gördük. Dolayısıyla buraya çok büyük risk alarak yatırım yaptık.

İlk olarak 81 ilde şubeleşmeye başladık. Bu her şubenizde, iş güvenliği uzmanı, hekim, hemşire ve sekreter olarak minimum 4 kişilik kadro demekti. Bu maliyete girilmemesi konusunda riskleri de göz önüne alarak yönetim kurulu ile çok tartıştık ama sonuçta özellikle benim kararlılığımla  Tez Medikal’ i kurduk. Sonra mevzuatta değişiklik yapıldı ve komşu il uygulaması başlatıldı. Kurulan şubeler bulundukları bölgedeki komşu illere de hizmet verebilecekti böylelikle biz de 21 şubeyle kurulduk. Bu alt yapıyla operasyonu devam ettiriyoruz. Stratejik planlamamızın ilk kurgusu buydu. İkinci kurgumuz, daha bu sektör oluşmadan en büyük oyuncularla masaya oturduk. Türkiye’nin önde gelen büyük şirketleriyle görüşmelere başladık, anlaşmalar yaptık. Bu kulvar bizi hem büyüttü hem de eğitti. Zor işleri yaparak insan aynı zamanda eğitiliyor. Bu firmalar denetleyen, yaptırım uygulayan firmalar bu çalışmalarda bizim gelişmemizi daha da hızlandırdı. Şu anda ilk 20 şirketin 12 si, ilk 50 şirketin 34 ü ile çalışıyoruz. Birçok sektörde ana oyuncuyuz, örneğin Petrokimya sektöründe pazar payımız yeni katılımlarla %85 i aştı.

Üçüncü kulvar da kalifiye insan kaynağıydı ve burada da çok yol kat ettik. Ama burada hala çok eksik olduğumuz alanlar var. Türkiye’de iş sağlığı ve güvenliği işini ilk yapan şirket biz değiliz bizden 10 yıl önce bu işe başlayanlar vardı ancak biz stratejimiz ve iyi bir yol haritamız olduğu için 1 yılda sektörün lideri olarak büyük bir ağırlık merkezi oluşturduk.

Tez Medikal Türkiye’de sektörün ana oyuncusu olurken örnek aldığı uluslararası uygulamalar var mıydı?

Böyle bir oluşumda aynı zamanda uluslararası bir deneyiminde parçası olmak gerekiyor. Biz 2014 yılında bir akademi ve uluslararası ilişkiler departmanı kurmuş olmakla beraber böyle bir vizyonumuz olmasına rağmen bu kolumuz pek gelişemedi. Örnek aldığımız uluslararası bir uygulama yoktu. Alçakgönüllülükle ve öğrenmeye açık davranmamız sayesinde birçok şirketle birlikte bu süreci öğrendik. Türkiye’ye özgü bir model yarattık.  Esasen mesela benim  Almanya izlenimlerimde, oralarda gördüğüm deneyim çok birebir örtüşmüyordu Almanya’da benzer zor süreçlerden geçmiş ama orada endüstri erken geliştiği için çok yeni bir süreç değil. Tabii ki bu işi 40/50 yıldır yapan şirketler var, Türkiye’de bu şirketlerin uzantıları var.

Türkiye’de makro ölçekte bu işin vücut bulması 6331 saylı kanun ve o kanun sonrası çabanın sonucu. Burada şunun da altını çizmek lazım kamu burada birçok eksiği olmasına rağmen regülasyon yapmada ve buna liderlik etmede küçümsenmeyecek bir yol kat etti. Çok eleştirilecek tarafı olmakla birlikte bunu da söylememek haksızlık olacaktır.

6331 Sayılı Kanun hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Sektörlere katkıları ve varsa yetersiz olduğunu düşündüğünüz noktalar nelerdir?

6331 sayılı kanun çok önemli bir değişim, bu işin devrimi diyebiliriz. Çünkü ilk defa birçok yerde dağınık olarak yer alan bakış açıları tek bir mevzuatta toplandı. Ben bunu ülke adına çok önemli bir kazanım olarak görüyorum. Ve saha uygulamasına rehberlik edecek kadar da kanun ve yönetmeliklerde düzenlemeler var. Ama denetim ve uygulamalarda yetersizlik olduğu kanaatindeyim. Biliyorsunuz denetimlerin en önemli yanlarından biri eğitimin çok önemli parçalarından biri olması. Eksiğin görülmesi kendini tekrar eden şeyi engelleyecektir.

6331 sayılı kanunun en büyük yanlışı, kamunun bu işe katılmasının sürekli ertelenmesi. Bu kanunun geçici maddesine göre 2014 yılında kamu kuruluşları da bu kanunun kapsamına alınacaktı ancak 5/6 kez bu kanun ertelenerek kamu bu uygulamadan muaf tutuldu. Bu son derece yanlış bir politika. Buna ayıracak kaynak yok demek hiç doğru bir şey değil. Çünkü iş sağlığı güvenliği bir maliyet değil aksine işvereni koruyan, işin sürdürülebilirliğini sağlayan en önemli güvencedir. Kamu bu konudaki liderliğini yapmalı, bu ertelemeler kamunun bu işe bakışında bir problem olduğuna dair işaretler veriyor bunu kamunun acil gidermesi gerekiyor.

Düzenleme olarak önemli bir problem daha var. 50’nin altındaki iş yerlerinin az tehlikeli iş yerlerinin hizmet alımı da kamuyla birlikte bu kanunda erteleniyor. Burada dikkate alınması gereken bir nokta var 50‘nin altında çalışanlı iş yerleri demek doğru bir tabir değir. Örneğin 20 işçi çalışan, 10 işçi çalışan ve riski düşük iş yerlerinde yalnızca eğitim ve risk analiziyle yol alınabilir. Bir de şöyle bir problem var atama süresi düşük yerlerse iş sağlığı güvenliği hizmetlerinin doğru sürdürülebilmesi mümkün değil. Bu sebeple şuna bakılması lazım sürelerin gerekirse yeniden güncellenmesi, özellikle hekim uygulaması sürelerinin özellikle arttırılması gerektiğini düşünüyorum. Bir problem daha var o da veriler değişkenlik gösterebilir 6/7 yıl önce katıldığım bir kongrede iş sağlığı güvenliği genel müdürünün yaptığı paylaşımda 800 bine yakın iş yerinin hizmet alması gerekiyor. Çok tehlikeli, tehlikeli ve az tehlikeli 50’li çalışanın üzerindeki iş yerleri… Ancak hizmet alan iş yerleri 400 bin civarında. Bakanlığın kesinlikle bu kalan kısmın da hizmet almasını sağlaması lazım. Çünkü bu kez şöyle bir sorgulama başlıyor. Bir akaryakıt istasyonu bu hizmeti alıyor başka bir akaryakıt istasyonu bu hizmeti almıyor. Bu iki işveren birbiriyle konuşurken birinde maliyet oluşturup diğerinde oluşturmadığını görüyor ve diğeri de hizmeti almamaya başlıyor. Dolayısıyla kötü örneklerin iyi örnekleri kirletmesine izin vermeden bu işin üzerine gidilmesi lazım.

Ancak yine vurguluyorum 6331 sayılı kanun eksiklik ve uygulamadaki problemlere rağmen bir devrim niteliğindedir. Bir ülkenin iş sağlığı ve güvenliği hizmeti vizyonunun bir kanun etrafında toparlandığı çok önemli bir çalışmadır diyebiliriz. Burada çok kaygı verici bir tartışma var. Bakanlıkta 6331 sayılı kanunu, yeni bir düzenleme ile iş kanunun altına ya da içine alma hazırlığı olduğu duyumunu aldım. Bu kesinlikle çok yanlış ve elde edilen kazanımları tehdit eden bir girişimdir. Bundan derhal vazgeçilmeli, kat edilen yolun geliştirilerek güçlendirilmesine odaklanmak gerekmektedir.

İş Sağlığı ve Güvenliği sektörünün şu anki durumu ve gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu işin aslında birden fazla aktörü olmakla birlikte iki temel aktörü  var. İlki bakanlık, kanun koyan, denetleyen, diğeri de bunu uygulayan işverenler. Üçüncü aktör ise işçi sendikaları ve çalışanları temsil eden organlar ki bu yapıların son derece cılız katkıları var. Daha çok oyuna katılmalarını sağlamak lazım. Aktif olarak proje geliştirmeye, fikir üretmeye, öneri getirmeye yatkın hale getirmemiz lazım bu yönün eksik olduğunu düşünüyorum. Dördüncü önemli aktör de OSGB’ler. Şu anda 2513  OSGB faaliyet yürütmektedir. Çok net bir veri verememekle birlikte bu işin ne kadar kısmı firmalar bünyesinde ne kadar kısmı outsource kısmına bakıldığında OSGB’ lerinin payının %70 in üzerinde olduğunu tahmin ediyorum. Ancak OSGB süreçleri ne kadar etkili ve doğru çalışıyor burada ciddi bir problem var. Çünkü çok sayıda firma var ancak neredeyse %90-95 i kural dışı, kayıt dışı çalışıyor. Bu da sektörde OSGB’ lere bakış açısını bozan bir durum.  Aynı zamanda mevzuata uyumlu çalışmamak gibi majör kusurlarda var. Mesela iş yerine hizmete gidilmeden atama oyunlarıyla bir kişiden haksız yere kazanç sağlama gibi ya da benzer birçok yanlış uygulama…

Bu konuda bakanlığın doğru bir denetim stratejisi uygulaması lazım. Temel öncelik evraksal süreç değil işlevsel süreç olmalı. Mesela bazı evrakların OSGB şirketlerinin merkezinde olması gibi bu çağa uygun olmayan bir uygulama var. Aslında bunun elektronik kayıtları tutulabilir ya da bakanlık bunu sorgulayabilir. Bu evrakların orijinallerinin iş yerinde olması lazım. OSGB şirketlerinde bu işlerle saatlerce uğraşmak yerine enerjinin ve zamanın kazaları engellemeye, eğitim ve iyileştirmeye harcanması bence daha doğru ve önemli.

Buradaki eleştirilerimin ve katkılarımın amacı bu işin topyekün olarak kalıcı ve sürdürülebilir bir sektör haline gelmesini sağlamak. Sektörün genel olarak iyileştirilmeye açık çok fazla alanı var. Bu nedenle bu OSGB hizmetlerinin doğru yere, denetlenerek, eğiterek, yönlendirerek, teşvik edilerek evrilmesinin Türkiye İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetleri’ne sanıldığından çok daha büyük katkı sağlayacağı hatta sihirli değnek gibi bir değişikliğe yol açacağını düşünüyorum. Çünkü sahada binlerce OSGB ve bu OSGB ‘lerde çalışan on binlerce profesyonel var. Bu kaynakların, bu emeğin üretken bir iş sağlığı güvenliği hizmetine dönüştürülmesi için OSGB politikaları ve uygulamalarının da bununla uyumlu olması lazım. Bu olmazsa bu organizasyonların varlığı iş sağlığı güvenliği hizmetlerini geliştirmeyecektir. O nedenle hem bizim hem bakanlığın hem gönüllü hem de denetimsel olarak bu süreçlerin iyileştirilmesi konusuna ağırlık verilmesi gerektiği kanaatindeyim. Kötü örneklerden hareket ederek bu gücün etkisinin azaltılması tüm sektöre ve gelişmelere sanıldığından daha büyük etki yaratacaktır. Bundan kaçınmak gerçekten çok önemli.

Türkiye’de ilgili yasaların ve işverenlerin İş Sağlığı ve Güvenliği alanında geldiği nokta yeterli mi?

Burada çok net görüşlerim var. Ben işverenleri üç kategoriye ayırıyorum. İlki bu işi gerçekten önemseyen, bu işi maliyet değil şirketinin sürdürülebilirliği açısında fayda olarak görenler ki gerçekten öyledir.  Mesela bir fabrikanın yanması demek yalnızca yatırım zahi olması değil o fabrikanın üretim yapamaması, istihdam sağlayamaması gibi birbiriyle bağlantılı ortaya çıkarak birçok sorun var. Dolayısıyla iş sağlığı güvenliği hizmetleri bir iş yerinin sürdürülebilirliği konusunda en az üretim mühendisliği kadar kritik bir iştir. İkinci grup İsg hizmetlerine mevzuata uyum olarak bakan, en ucuz maliyetle bu işi yürütmeye çalışan grup, sonuncu ise bu işi maliyet gözü ile gören ve yasalara aykırı olarak bu hizmeti almayan ya da bu işi suiistimal eden OSGB’lerle birlikte gayri ahlaki yönetmelerle (iş yerine hizmete gidilmeden) ucuz maliyetlerle süreci yürütmektedir. Sonra iş yerinde yangın, çatı çökmesi, olmayacak iş kazaları gibi sıkıntılarla her şeyini kaybeden işletmeler gibi resimleri azımsanmayacak ölçekte yaşamaya devam ediyoruz.

İş Sağlığı ve Güvenliği alanının ekonomiye etkilerini nasıl değerlendirirsiniz?

İş sağlığı güvenliği hizmetleri doğru kullanılırsa makroekonomik ve makro siyasi sonuçları olacaktır. Makroekonomik sonuçlardan en önemlisi şudur, iş kazalarının ve iş yerinde çalışanların yaşadığı maruziyetlerin, meslek hastalıklarının, kazaların engellenmesinin ekonomiye katkısı sanıldığından çok daha büyüktür.

ILO’ya göre dünyadaki iş kazaları ve meslek hastalıklarının maliyeti yıllık yaklaşık 3 trilyon dolardır. Bu rakam küresel gayri safi yurtiçi hasılanın %3,94 ünü oluşturuyor ve sorunun büyüklüğünü yansıtıyor.

İkincisi iş yeri hekimliği uygulamalarının sağlık bakanlığı ve çalışma bakanlığı koordinasyonuyla aile hekimliği gibi etkin bir birinci basamak hizmeti sağlanarak hem sağlığın ulusal maliyetine büyük bir katkı sağlanabilir hem hastanelerdeki hasta başvuruları ciddi olarak azaltılabilir hem de iş gücü kaybı engellenerek çok büyük ulusal makroekonomik faydalar sağlanabilir. Bunun tabii ki aynı zamanda sosyal ve siyasal sonuçları var. Burada mesajım şu hem sağlık bakanlığı hem de çalışma bakanlığı iş yeri hekimliği uygulamalarının bu faydaya dönüşmesi için proje geliştirmesi lazım.

Türkiye, hangi ülkeleri / uygulamaları örnek almalı?

Total bir şey söylemek çok doğru olmaz ama her ülkenin gelişmişlik alanları var. Sektörel olarak iş kolu olarak uzmanlaştığı alanlar var. Mesela kimi ülkeler enerji ve akaryakıt sektörünce çok iyiler, kimi ülkeler mesela Almanya endüstri üretiminde başarılı ya da Amerika’da yangın ve benzeri organizasyonlarda çok gelişmiş kurumlar var. Burada ülke modelinden daha çok makro uygulamalara bakmak lazım ki burada da Almanya’nın incelenmesi daha doğru olabilir. Ki bakanlığın bu konuda şuan ki durumunu bilmiyorum ama geçmiş dönemlerde Almanya ile özellikle kongrelerde çok aktif iletişimleri vardı. Ulusal olarak Almanya tecrübesi burada ciddiyet kazanabilir. Ama aynı zamanda Hindistan gibi belli alanlarda yoğunlaşan ülkeler var ki yalnızca ülkeler olarak bakmakta doğru değil. Global bir dünyadayız. Öyle çok uluslu şirketler var ki ülkelerden daha çok deneyimleri var. Yangın, ergonomi vb. gibi. Nitekim bizim yeni dönem vizyonumuz da bu tür organizasyonlar ve uluslararası işbirlikleri oluşturma gibi fikirlerimiz var.

Yapay zeka ve dijitalleşen iş modelleriyle birlikte teknoloji her geçen gün ilerlemekte. Dijitalleşmenin İSG Sektörüne entegrasyonu hakkında düşünceleriniz neler? Tez Medikal’in bu kapsamda projeleri var mı?

Bu konu hayatın ta kendisi. İsg hizmetlerinin gelişen tüm teknolojik çalışmalardan uzak kalması ya da aktif olarak kullanmaması gibi bir konunun düşünülmesi mümkün değil.  Ben kendi ekibe şu mesajı veriyorum, dijitalleşme ve high tech çözümler konusunda agresif davranmamız gerekiyor. Teknolojik değişim süreci çok hızlı ve bundan daha da hızlanabilir. En büyük olmamız bizi kurtarmaz yeniliği ve süreci en iyi takip eden organizasyon yarının en büyük oyuncusu olacak. Dolayısıyla biz de bu alana yatırım yapıyoruz, saha da uygulanmasını önceliklendiriyoruz. Bu konuda değişim çabamız içimizde ve çalıştığımız müşterilerimize karşı da var.

Her görüşmemizin ve toplantımızın ilk gündemlerinden biri dijital projeler ve high tech çalışmalar.

Tez Medikal’in çalışanlarının gelişimine katkı sağlayacak eğitim, teknolojik ya da dokümantasyon alanlarında yürüttüğü projeler var mı? Çalışanlarınızın sahada daha nitelikli hizmet vermesini nasıl sağlıyorsunuz?

Bu yıl şöyle bir plan yapıyoruz; İk ve Operasyon birimlerimizle birlikte öncelikli olarak iş güvenliği uzmanlarımızın kendi gelişimlerine uygun olarak bir uluslararası sertifikasyon programına katılmaları için teşvik ve finanse ediyoruz. 2024 planlarımız içerisinde bu çalışma var. Sanıyorum 2 yıl içerisinde de tüm çalıştığımız kaynağımızın bu vasıflarında da bir gelişme sağlayacağımız kanaatindeyim.

Bir işveren olarak sektörün gelişimine dair mesajınız ne olur?

Bir OSGB sahibi olarak görüşlerimi kendi tarafımızdan ifade edeceğim. Buradaki en önemli şey sürdürülebilirlik. Bu işin kurallara, mevzuata uygun olması ve üretim/hizmet süreçlerinin seyri dikkate alınarak OSGB’ lerin kendini güncel tutması lazım.  İkincisi, müşterilerle doğru ve sürdürülebilir ilişkiler kurulması son derece kritik. İnsanın olduğu yerde her zaman sorun olabilir ancak buna kurumsal olarak sahip çıkmak, kurumların karşısında kurumsal bir organizasyonun varlığını hissetmeleri farklılığınızı sağlayan en önemli şey. Bu alana yatırım yapan OSGB’ ler ayakta kalacak, diğerleri tarihe karışacak. Üçüncü başlık da şu, bu iş hukuki sorumlulukları çok yüksek bir iş bütün sözleşmelerde şu yazıyor. OSGB’nin çalışanı o iş yerinde bir kazaya yol açarsa oradan doğacak zarar ilgili OSGB ’ye rücu edilir aynı zamanda OSGB’ler işverenle beraber bu sürecin müteselsil sorunları olduğu için burada da bu işi kurallara ve mevzuata uygun yürütülmesinin kritik tarafı var. Son olarak da OSGB’lerin sektördeki İSG profesyonelleri konusunda ucuz bir insan kaynağı gibi değil üzerine büyük ve etkili bir iş inşa edecekleri temel olarak bakmaları daha doğru bir yaklaşım olur. Ucuz iş gücünden sürdürülebilir ya da geleceğe dönük bir şey çıkaramazsınız, günü de kurtarabileceğinizden emin değilim. Dolayısıyla insan kaynağına yatırım yapılması ve sahadaki insan kaynağının değerli olduğunun hissettirilmesinin ön plana çıkarılmasının önemsiyorum. Son olarak da bu işe yatırım yapacak herkese bir stratejik planla yatırım yapması gerektiğini de söylemek isterim.

Admin

Admin
ADMINISTRATOR
PROFILE

Son Yazılar