728 x 90

ILO Türkiye Ofisi Direktörü Ahmed Yasser Hassan ile 6331 Sayılı Kanunun Değerlendirilmesi

ILO Türkiye Ofisi Direktörü Ahmed Yasser Hassan ile 6331 Sayılı Kanunun Değerlendirilmesi

2012’de yürürlüğe giren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) Kanunu, Türkiye’nin iş yeri güvenliği ve sağlığını iyileştirme çabalarında…

AHMED YASSER HASSAN / ILO Türkiye Ofisi Direktörü

Röportaj / Zeynep Baydar

 

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun faydaları nelerdir?

2012’de yürürlüğe giren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) Kanunu, Türkiye’nin iş yeri güvenliği ve sağlığını iyileştirme çabalarında dönüm noktası niteliğinde bir adım olmuştur. Bu kanun, işyerlerinde önleyici tedbirlerin ve risk değerlendirmelerinin önemini vurgulayarak, tüm sektörlerde çalışanların güvenliğini ve sağlığını sağlamaya yönelik sistematik bir yaklaşım getirmiştir.

Bu yasa kapsamında, işverenlerin artık iş yeri risklerini değerlendirmek ve yönetmek için güvenlik önlemlerinin geliştirilmesi ve nitelikli İSG uzmanlarının istihdam edilmesini de içeren proaktif adımlar atmaları gerekmektedir. Bu değişim, işverenlerin yalnızca potansiyel tehlikelerin farkında olmalarını değil, aynı zamanda daha güvenli çalışma ortamları sağlamaktan sorumlu tutulmalarını da sağlamaktadır.

Yasa aynı zamanda çalışanlara işyerlerindeki riskler ve tehlikeler hakkında bilgi sahibi olma hakkı tanıyarak çalışanların korunmasını da güçlendirmektedir. Çalışanlar artık işverenlerinin cezalandırıcı eylemleriyle karşılaşmadan tehlikeli işlerden çekilme haklarını kullanabilirler. Bu hüküm, hem işverenlerin hem de çalışanların güvenli bir çalışma ortamının sürdürülmesinde sorumluluğu paylaştığı bir güvenlik kültürünün oluşturulması açısından büyük önem taşımaktadır.

6331 sayılı Kanun’un bir diğer kritik yönü de kapsamlı bir içeriğe sahip olmasıdır. Yasa, genellikle bu tür düzenlemelerin dışında bırakılan kayıt dışı ekonomi de dahil olmak üzere çeşitli sektörlerdeki tüm çalışanlar için geçerlidir. Yasa, korumaları kayıt dışı çalışanları da kapsayacak şekilde genişleterek güvenlik standartlarının evrensel olarak uygulanmasını sağlamakta ve işgücünün en savunmasız kesimlerine de fayda sağlamaktadır.

Ayrıca yasa, işle ilgili kaza ve hastalıkların kayıt altına alınmasını iyileştirerek meslek hastalıklarının ele alınmasına daha güçlü bir vurgu yapmaktadır. Bu durum, iş sağlığı sorunlarının kapsamının daha doğru bir şekilde anlaşılmasını sağlamış ve daha iyi hedeflenmiş müdahalelere olanak tanımıştır. Bu tür verilerin görünürlüğünün artması, hem işverenlerin hem de düzenleyici kurumların iş sağlığı risklerini önlemek ve yönetmek için daha etkili bir şekilde müdahale edebilmelerini sağlamaktadır.

İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin 6331 sayılı Kanunun önleyici ve kapsayıcı niteliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

6331 sayılı Kanun Türkiye’de önleyici güvenlik kültürüne doğru önemli bir geçişi temsil etmektedir. Risk değerlendirmesi ve önleyici eylem planlarına odaklanılması, potansiyel tehlikelerin kazalara veya çalışanların zarar görmesine yol açmadan önce öngörülmesine ve azaltılmasına yardımcı olmaktadır.

Yasanın kapsayıcılığı, inşaat ve madencilikten tarım ve hizmet sektörlerine kadar tüm sektörleri içermesinden anlaşılmaktadır. Daha güvenli bir çalışma ortamının yaratılmasında hem işverenlerin hem de işçilerin katılımını teşvik ederek ortak sorumluluk kültürünü geliştirmektedir.

Ancak, özellikle 2022 Bartın Maden Kazası gibi olayların bize sürekli iyileştirme ihtiyacını hatırlattığı madencilik gibi yüksek riskli sektörlerde zorluklar devam etmektedir. ILO, önleyici tedbirlerin etkili bir şekilde uygulanmasını sağlamak için daha iyi uygulama, daha sık denetim ve işverenler, işçiler ve düzenleyiciler arasında daha fazla işbirliğini savunmaya devam etmektedir.

ILO’nun Türkiye’de İş Sağlığı ve Güvenliği faaliyetlerinin geliştirilmesiyle ilgili yeni projeleri var mı?

Evet, ILO Türkiye’de İş Sağlığı ve Güvenliğini güçlendirmeyi amaçlayan çeşitli girişimlerde ve normlara uyum sağlanması için aktif olarak yer almaktadır. En önemli çabalardan biri, güvenli ve sağlıklı bir çalışma ortamının temel bir insan hakkı olarak önemini vurgulayan 2024-2030 Küresel İş Güvenliği ve Sağlığı Stratejisi’dir. Bu strateji, ulusal İSG çerçevelerinin geliştirilmesine, iş yeri güvenlik yönetim sistemlerinin iyileştirilmesine ve kapsayıcı güvenlik uygulamalarının sağlanması için sosyal diyaloğun teşvik edilmesine odaklanmaktadır.

Özellikle, 2022 Uluslararası Çalışma Konferansının (ILC) ardından ILO, 155 ve 187 sayılı iki İSG Sözleşmesini Temel Sözleşmeler kategorisine yükseltmiştir. Bu hamle, kısmen COVID-19 pandemisinden çıkarılan derslerin de etkisiyle, İSG’ye yönelik küresel bağlılığın arttığını yansıtmaktadır. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu üye devletlerin artık her üç yılda bir bu Temel Sözleşmelere uygunluklarını rapor etmeleri gerekmekte olup, bu da ülkenin İSG uygulamalarına olan bağlılığını pekiştirmektedir.

Türkiye, yeni belirlenen İSG Sözleşmeleri de dahil olmak üzere on Temel Sözleşmelerin tamamını onaylayarak iş yeri güvenliğini teşvik etme konusunda güçlü bir kararlılığa sahip olduğunu ortaya koymuştur. ILO Türkiye Ofisi, üçlü bileşenlerin (hükümet, işverenler ve işçiler) İSG ile ilgili sorumluluklarını yerine getirmelerini desteklemekte ve bu kritik güvenlik standartlarının uygulanmasına destek olmaktadır.

ILO, Türkiye’de İş Sağlığı ve Güvenliğini (İSG) geliştirmeye yönelik çeşitli girişimlerde aktif olarak yer almaktadır. Öncelikli odak noktamız ulusal İSG çerçevesinin güçlendirilmesidir. Başta 155 ve 187 sayılı ILO Sözleşmeleri olmak üzere uluslararası standartlarla uyumlu düzenlemeleri güncellemek ve uygulamak için hükümet ve sosyal ortaklarla yakın işbirliği içindeyiz. Bu ortaklık, yasal ve düzenleyici ortamın iş yeri güvenliği ve sağlığı alanındaki mevcut zorlukları ele alacak kadar sağlam olmasını sağlamakta ve sektörler arasında bir önleme kültürünü teşvik etmektedir.

Ayrıca kapasite geliştirme ve eğitim programlarına da büyük yatırım yapıyoruz. ILO, İSG düzenlemelerinin etkili bir şekilde uygulanmasını sağlamak için İSG uzmanlarının ve iş müfettişlerinin becerilerini geliştirmeyi amaçlayan girişimleri desteklemektedir. İSG standartlarını uygulamaktan sorumlu kişilerin yetkinliklerini geliştirerek, Türkiye’deki tüm sektörlerde daha güvenli çalışma ortamları yaratılmasına yardımcı oluyoruz.

Sorularımıza ek olarak sektöre ilişkin belirtmek istediğiniz notlarınız var mı?

Türkiye’de güçlü bir İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) kültürü sadece mevcut yasal çerçeveye değil, aynı zamanda işverenlerin ve özel sektörün kararlılığına ve aktif katılımına da bağlıdır. İşveren örgütleri, sadece yönetmeliklere uymanın ötesinde, İSG yükümlülüklerini yerine getirme konusunda üyelerine rehberlik etme ve onları destekleme konusunda daha belirgin bir rol oynamalıdır. Bu, işveren örgütlerinin İSG ile ilgili ulusal politika oluşturma sürecine dahil olmalarını ve sektörlerini etkileyen politikaları etkileyebilmelerini ve bunlara uyum sağlayabilmelerini gerektirir.

İşverenlerin İSG sorumluluklarını etkin bir şekilde yerine getirebilmeleri için, bu gerekliliklerin karmaşıklığını anlamada sürekli desteğe ihtiyaçları vardır. Bu, işverenleri güvenlik önlemlerini proaktif bir şekilde uygulayabilmeleri için donatacak kaynak, eğitim ve araçların sağlanmasını da içerir. İşveren örgütleri üyeleri arasında İSG’yi aktif bir şekilde teşvik ettiklerinde, hem işverenlerin hem de çalışanların iş yeri güvenliği ile ilgili hak ve görevlerini tanıdıkları ve bunlara saygı duydukları ortak bir sorumluluk kültürünün geliştirilmesine yardımcı olurlar. Bu dengeli yaklaşım, güvenli ve sağlıklı bir çalışma ortamının sürdürülmesi için esastır.

Özel sektörün İSG’ye yatırım yapması, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler (KOBİ’ler) ve kayıt dışı ekonomi başta olmak üzere tüm sektörlerde önleyici güvenlik tedbirlerinin yerleştirilmesinde kritik bir faktördür. Özel sektörün İSG’ye artan bağlılığı sadece yasal gereklilikleri karşılamakla ilgili değil, aynı zamanda güvenliği organizasyon kültürüne entegre etmekle de ilgilidir, bu da daha iyi genel performans ve çalışan memnuniyetine yol açabilir.

Ayrıca, özel sektörün İSG’ye katılımı sürdürülebilir, uzun vadeli güvenlik uygulamalarının oluşturulmasına katkıda bulunur. İşverenlerin bu süreçte sadece katılımcı değil ortak olmaları ve işyerlerinin gerçeklerini yansıtan güvenlik politikalarını savunmaları gerekir. İşverenler İSG’ye yatırım yaparak, COVID-19 salgını sırasında görüldüğü gibi, işyerlerinin dirençli ve krizlerle başa çıkmaya daha hazırlıklı olmasını sağlamaya da yardımcı olurlar.

Bu ortak sorumluluk kültürünü inşa etmek için işverenler, işçiler ve hükümet arasındaki sosyal diyalog güçlendirilmelidir. Bu katılım, tüm tarafların İSG iyileştirmelerine yatırım yapmasını ve farklı sektörlerin kendine özgü ihtiyaçlarını ele almak için işbirliği içinde politikalar geliştirilmesini sağlar. Daha güçlü bir diyalog, tüm paydaşların bakış açılarını dikkate alan kapsayıcı bir güvenlik yaklaşımını teşvik ederek en iyi uygulamaların paylaşılmasını da kolaylaştırabilir.

Sonuç olarak, özel sektör yatırımlarını, aktif işveren katılımını ve güçlü sosyal diyaloğu içeren bir İSG çerçevesi, Türkiye’nin iş yeri güvenliği ve sağlığı konusunda sürdürülebilir, kapsayıcı ve proaktif bir yaklaşım benimsemesi için elzem olacaktır. Böyle bir işbirliği çabası, İSG standartlarına uyumu artıracak ve önleyici tedbirlerin tüm sektörlerde etkin bir şekilde uygulanmasını sağlayarak sonuçta hem çalışanlara hem de işverenlere fayda sağlayacaktır.

Admin

Admin
ADMINISTRATOR
PROFILE

Son Yazılar