“Artık çok yoruldum…” Tükenmişlik sendromunu düşündüğümüzde çoğumuzun zihninde canlanan ilk cümle budur…
Psk. Füsun Göknar
“Artık çok yoruldum…” Tükenmişlik sendromunu düşündüğümüzde çoğumuzun zihninde canlanan ilk cümle budur. Oysa ki bir psikolog olarak danışanlarımla yaptığım görüşmelerde çok daha beklenmedik cümlelerle karşılaşıyorum:
“Eskisi kadar umursamıyorum.”
“İnsanlarla uğraşacak sabrım kalmadı.”
“İşimi yapıyorum ama artık hiçbir şey hissetmiyorum.”
İşte tam da bu noktada, tükenmişlik sendromunun en çok gözden kaçan yönü karşımıza çıkıyor. Çoğu zaman ilk alarm yorgunluk değil, kişinin duygusal uzaklaşması oluyor.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), tükenmişliği “başarıyla yönetilemeyen kronik iş stresinin sonucu olarak gelişen, işle ilişkili bir sendrom” olarak tanımlıyor. Bu tanım önemli bir gerçeğin altını çiziyor: Tükenmişlik yalnızca bireyin değil, aynı zamanda çalışma ortamını da yansıtır.
Yorgunluk Her Zaman Tükenmişlik Değildir
Yoğun geçen bir haftanın sonunda kendimizi yorgun hissetmemiz gayet doğaldır. İyi bir uyku, birkaç gün izin ya da sevdiklerimizle geçirilen kaliteli zamanlar çoğu zaman enerjimizi yeniden toplar.
Ancak tükenmişlik bundan farklıdır.
Psikoloji literatüründe Christina Maslach’ın geliştirdiği model tükenmişliği üç temel boyutta ele alır:
Duygusal tükenme
Duyarsızlaşma (kişilere ve işe karşı duygusal uzaklaşma)
Kişisel başarı hissinde azalma
Toplumda en çok bilinen ilk boyut olsa da bir psikolog olarak beni en fazla düşündüren ikinci boyuttur: duyarsızlaşma. Çünkü bu değişim çoğu zaman sessizdir.
Çalışan işe gelmeye devam eder.
Görevlerini yerine getirir.
Toplantılara katılır.
Ancak artık işiyle, ekip arkadaşlarıyla ya etrafındaki insanlarla kurduğu duygusal bağ zayıflamaya başlamıştır.
Eskiden sabırla dinlediği bir kişiye artık tahammül edemeyebilir.
Eskiden çözüm üretmeye çalıştığı sorunlara karşı “Bana ne?” demeye başlayabilir.
Bu durum karakter değişikliği değil, çoğu zaman tükenmişliğin psikolojik bir yansımasıdır.
“Bir Hafta Tatil Yap, Geçer…”
Keşke her zaman bu kadar kolay olsaydı.
Elbette dinlenmek değerlidir. Ancak bazen tatilden dönen çalışanların daha ilk haftada eski ruh hâline geri döndüğünü görürüz.
Bunu danışanlarıma anlatırken zaman zaman şu benzetmeyi kullanırım:
“Bir evde yangın alarmı sürekli çalıyorsa alarmın pilini çıkarmak sesi kesebilir; fakat yangını söndürmez.”
Tatil çoğu zaman alarmın sesini kısa süreliğine azaltır.
Fakat aşırı iş yükü, sürekli zaman baskısı, rol belirsizliği, kontrol eksikliği ya da takdir görmeme gibi sorunlar aynı şekilde devam ediyorsa kişi yeniden aynı döngünün içine girer.
Bu nedenle tükenmişlik yalnızca bireysel dayanıklılık meselesi değildir. Aynı zamanda işin nasıl tasarlandığıyla da ilgilidir.
Tükenmişlik Depresyon Değildir
Toplumda en sık karşılaştığım yanlış anlamalardan biri de budur. Tükenmişlik ile depresyon aynı şey değildir.
Depresyon yaşamın hemen her alanını etkileyebilen klinik bir ruh sağlığı bozukluğudur. Tükenmişlik ise başlangıçta çoğunlukla işle ilişkilidir.
Kişi hafta sonu kendini biraz daha iyi hissedebilir, ancak pazartesi sabahı işe giderken aynı isteksizlik yeniden ortaya çıkabilir.
Bununla birlikte önemli bir noktayı da vurgulamak gerekir.
Uzun süre fark edilmeyen ve müdahale edilmeyen tükenmişlik durumu, depresyon gelişme riskini artırabilir. Bu nedenle “Nasıl olsa biraz dinlenir geçer.” yaklaşımı bazen değerli bir müdahale fırsatının kaçırılmasına neden olabilir.
Tükenmişlik Bulaşır mı?
İlk duyulduğunda şaşırtıcı gelebilir.
Hayır, elbette bir enfeksiyon gibi bulaşmaz.
Ancak psikolojide “duygusal bulaşma” olarak tanımlanan süreç nedeniyle insanlar birbirlerinin duygusal ikliminden etkilenebilir.
Sürekli umutsuzluk yaşayan, alaycı konuşan, yaptığı işin anlamını kaybettiğini düşünen bir ekip arkadaşının tutumu zamanla diğer çalışanların motivasyonunu da etkileyebilir. Bu nedenle tükenmişlik yalnızca bireysel bir sorun değildir. İş yerinin iklimini değiştirebilecek kadar güçlü sosyal etkileri olabilir.
Özellikle sağlık hizmeti sunulan ortamlarda bu durum yalnızca çalışan memnuniyetini değil; iletişimi, ekip uyumunu ve dolaylı olarak hizmet kalitesini de etkileyebilir.
İlk Alarmı Kaçırmamak
Bir psikolog olarak şunu söyleyebilirim:
Tükenmişlik çoğu zaman yüksek sesle gelmez.
İlk belirtiler çoğu zaman performans raporlarında değil; insanların birbirine yaklaşımında görülür.
Empati azalır.
Sabır kısalır. Mizah kaybolur.
Merak yerini kayıtsızlığa bırakır.
Ve belki de en önemlisi, kişi yaptığı işin anlamıyla arasına görünmez bir mesafe koymaya başlar.
Belki de bu nedenle iş yerlerinde çalışanlara yalnızca “Ne kadar yoruldun?” sorusunu sormak yeterli değildir. Bazen çok daha önemli bir soru vardır: “Yaptığın işe karşı hâlâ bir şey hissediyor musun?” Bu sorunun cevabı, tükenmişliği erken fark etmenin ve hem çalışanı hem de çalışma ortamını koruyabilmenin en önemli başlangıç noktalarından biri olabilir.
Kaynaklar
-
World Health Organization. Burn-out an occupational phenomenon: International Classification of Diseases (ICD-11). 2019.
-
Maslach C, Jackson SE. The Measurement of Experienced Burnout. Journal of Occupational Behaviour. 1981;2(2):99-113.
-
Maslach C, Leiter MP. Understanding the burnout experience: recent research and its implications for psychiatry. World Psychiatry. 2016;15(2):103-111.
-
Maslach C, Leiter MP. The Truth About Burnout. Jossey-Bass; 1997.
-
Schaufeli WB, Enzmann D. The Burnout Companion to Study and Practice. Taylor & Francis; 1998.
-
Hatfield E, Cacioppo JT, Rapson RL. Emotional Contagion. Cambridge University Press; 1994.









Yorum Bırakın
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Lütfen * ile işaretlenmiş alanları doldurunuz.