İnsanlık tarihinin başlangıcından bu yana üretim süreçlerinde yer alan kadınlar ancak sanayi devrimiyle birlikte çalışma yaşamında aktif olarak rol almaya başlamışlardır.
İnsanlık tarihinin başlangıcından bu yana üretim süreçlerinde yer alan kadınlar ancak sanayi devrimiyle birlikte çalışma yaşamında aktif olarak rol almaya başlamışlardır. Ülkemizde ise kadınların çalışma yaşamına “gerçek anlamda” katılmaları ancak Cumhuriyet sonrası dönemde kadınlara tanınan sosyal, siyasal ve hukuki haklar ve sanayinin gelişimine bağlı olarak gerçekleşmiştir.
Bu gelişmelere rağmen tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kadınların iş gücüne katılım oranları hala düşük seviyelerde seyretmektedir. İşgücüne katılma oranı; işgücünün 15 yaş üstü nüfusa oranı olup, o ekonominin sahip olduğu çalışmaya hazır emek potansiyelinin bir ölçüsüdür.
TUİK tarafından yapılmış olan Hane Halkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre 2022 yılında bu oran kadınlarda %35,1, erkeklerde ise %71,4 olarak tespit edilmiştir. İşgücüne katılma oranı eğitim durumuna göre incelendiğinde, kadınların eğitim seviyesi yükseldikçe işgücüne daha fazla katıldıkları görülmektedir.
İşgücü piyasasına dair ikinci temel gösterge, istihdam oranıdır. İstihdam kişinin bizzat gelir getirici bir çalışma faaliyeti içinde olması veya çalıştığı işletmenin gelir getirici faaliyet içinde bulunmasıdır. Aynı çalışmanın sonuçları istihdam edilenlerin sayısının 30.752.000 kişi olduğunu göstermektedir. Aynı yıl içerisinde istihdam edilen kadın sayısı 9.935.000 olmuştur.
Çalışan kadınların çok büyük bir bölümü eğitim, sağlık, tarım ve hizmet sektöründe görev yapmakta olup sanayide istihdamları daha düşük orandadır.
Kadınlarla Erkekler Arasındaki Fiziksel ve Fizyolojik Farklılıklar
Kadınlarla erkekler arasında bazı fiziksel ve fizyolojik farklılıklar söz konusudur. Kadınlar erkeklere oranla doğrusal ve eğrisel ölçülerde ortalama 10 cm daha kısa antropometrik değerlere sahiptirler. Hareket sisteminin temelini oluşturan kas kitlesi, kadınlarda aynı ölçülerdeki erkeklere oranla %15-20 daha azdır. Yirmi yaşlarındaki bir kadın aynı yaştaki bir erkeğe göre %65 kadar az ağırlığı kaldırabilirken, itme-çekme gücü %75 dolayındadır.
Kadınlarda kas tonusu ve kuvveti daha zayıf olduğu için kaslar daha kolay yorulur. Tendonlar daha zayıf ve gevşektir. Bu durum esnekliği sağlarken aynı zamanda eklemlere daha geniş hareket açıları sağlar. Erkeklere oranla kas güçleri daha az olmakla birlikte el becerilerinde daha üstündürler.
Kadın ve erkek arasında bir başka önemli fark, yağ dokusu miktarı ve dağılımı ile ilgilidir. Kadınlarda erkeklere oranla yağ dokusu iki kat daha fazladır. Örneğin; erkekte%10-15, aynı yaşlardaki kadında %25 kadardır
Bu farklılıkların temel nedenlerinden biri erkeklerde testosteron, kadınlarda östrojen hormonlarının varlığıdır. Testosteron hormonun salgısıyla kas gelişimi artış gösterirken östrojen hormonlarının salgısıyla daha çok yağ hücreleri gelişmektedir.
Her iki cinsin günde soludukları miktar yaklaşık 12.000 litre olmakla birlikte akciğer kapasitelerindeki farklılıklara bağlı olarak erkekler dakikada ortalama 16 kez soluk alıp verirken kadınlarda bu sayı dakikada 20-22 kez gerçekleşmektedir.
Kadınların ses telleri kısa olduğu için ses frekansları büyük ve sesleri incedir. Çünkü telin boyu kısaldıkça frekansı artar. Erkeklerin ses telleri uzun olduğundan ses frekansları düşük yani sesleri kalındır. Sesin ana komponenti olan ses telleri konuşma sırasında erkeklerde saniyede 100-150 (ortalama 130) kez, kadınlarda 200-300 (ortalama 250) kez titreşir.
İnsan vücudundaki kan hacminin ve kandaki şekilli elemanlardan alyuvarların miktarı erkeklerde daha fazladır. Alyuvar sayısının daha az olması nedeni ile kanın oksijen taşıma kapasitesi ve kalbin atım volümü kadınlarda daha düşüktür. Atım volümü düşüklüğü daha yüksek kalp atım hızı ile telafi edilmektedir.
Çalışma yaşamına ilişkin yasal düzenlemelerde kadınlar her zaman ayrı bir başlıkta değerlendirilmekle birlikte “kadınların çalışma yaşamında korunması” yaklaşımı kadının korunmasından daha çok kadının doğurganlığının ve anneliğinin korunması yönündedir. Oysa kadın çalışanların sağlığı, bu sorunlar gözden kaçırılmadan bir bütün olarak ele alınmalıdır.
Çalışma Yaşamı, Mesleki Sağlık Sorunları ve Kadınlar
Çalışan kadınlar işyerlerinde üstlendikleri görevlerin yanı sıra toplumun dayattığı cinsiyete dayalı ayrıştırmanın sonucu olarak “evde sürdürmek zorunda bırakıldığı” işler ve iş bölümünün getirdiği sorunlarla da karşı karşıya kalmaktadırlar. Çifte mesai olarak değerlendirilebilecek olan bu durum kadın çalışan açısından dinlenme ve serbest zamanının kısalmasına yol açmakta hatta uyku için yeterli zaman kalmamaktadır.
Çalışma yaşamı, bir yanıyla kadınların toplumsal saygınlığını ve özgüvenini sağlayarak olumlu etkiler yaratırken, çalışma ortamlarındaki tehlikelerin etkisiyle bazı sağlık sorunlarını da beraberinde getirebilmektedir. Avrupa İş Sağlığı ve Güvenliği Ajansı, ‘‘İşyerinde kadınların güvenliği ve sağlığında yeni riskler ve eğilimler raporunda’’ modern çalışma yaşamının getirdiği artan iş baskısı, değişen yaş profilleri, iş cinsiyet dengesi, yeni teknoloji ve üretim biçimlerinin de etkileri vurgulanmıştır.
Pek çok bilimsel araştırmada kadınların çalışma yaşamları süresince sağlık düzeylerini olumsuz etkileyen etkenlerle karşılaşma oranında artış olduğu gösterilmiştir. Bu araştırmalarda; genel olarak kadınların, çalışanlar arasında en yaygın olan tehlikelere; yani uygun olmayan çalışma duruşları, uzun süre ayakta durma, tekrarlı işler, yüksek iş talepleri, iş stresi, çaba-ödül dengesizliği de dâhil olmak üzere ergonomik ve psikososyal tehlikelere erkeklerden daha fazla maruz kaldığı görülmektedir.
Ergonomik tehlike ve risklerle ilişkilendirilen en önemli sağlık sorunu kas iskelet sistemi rahatsızlıklarıdır. Kas İskelet Sistemi Hastalıkları ile ilgili olarak yayınlanmış istatistikler kadınların daha fazla rahatsızlık bildirdiğini göstermektedir. Bu rahatsızlıklar aynı zamanda kadın çalışanlarda en sık görülen mesleki hastalıklardır.
Bunun nedenleri arasında kadınların işte ve evde ağır fiziksel yüke maruz kalmaları, genellikle erkek antropometrik ölçülerine göre tasarlanan iş istasyonlarında çalışmak durumunda kalmaları ve yapılarının anatomik olarak bunu yeterince karşılayamaması sayılabilir.
İş kazaları ve işe bağlı sağlık problemlerine ilişkin geçtiğimiz yıllarda yapılmış olan bir araştırmanın sonuçları 6 yıllık bir periyodda Kas İskelet Sistemine bağlı sorunların % 48,5’ den % 57,2’ ye yükseldiğini göstermektedir. 2022 yılında yapılan Türkiye Sağlık Araştırması sonuçlarına göre de son 12 ay içinde 15 yaş ve üstü bireylerde bel ve boyun bölgesi problemleri %41,8 ile ilk sırada yer almaktadır. Bu oranın aynı yaş grubunda ki kadınlarda % 53,2 olduğu saptanmıştır.
Yapılmış analizler bel ağrılarının yaklaşık %37 sinin mesleki risk etkenlerine bağlı olarak ortaya çıktığını göstermektedir. Ancak; toplumda bu kadar yaygın olarak görülmesine karşın bel boyun problemleri meslek hastalıkları istatistiklerinde ayrı bir başlık olarak yer almamaktadır.
Sağlık hizmetleri gibi kadınların yoğun istihdam oranlarına sahip bazı meslekler, ağır yüklerin taşınmasını ve uygunsuz çalışma duruşlarının benimsenmesini gerektirirken, ofis işleri yüksek düzeyde statik kas kasılmasını gerektirir. Bu meslek gruplarından olan hemşirelerde yapılan bilimsel çalışmalarda, mekanik bel ve sırt ağrılarının kadın hemşirelerde erkek hemşirelere göre daha fazla görüldüğü ortaya konmuştur. Masa başı çalışmaların sürdürüldüğü işyerlerinde yapılmış araştırmalarda da kas iskelet sistemi rahatsızlıklarının kadın çalışanlarda daha sık olduğunu göstermektedir. Bu çalışanlarda görülen kas iskelet sistemi rahatsızlıkları el, el bileği, sırt, omuz ve boyun bölgelerinde yoğunlaşmaktadır.
Kadınların çalıştığı pek çok işte iş döngüsü nedeniyle aynı hareketler gün içinde binlerce kez tekrarlanmakta; işlerin önemli bir bölümü kasların uzun süre kasılı kaldığı statik güç gerektirmektedir. Genellikle ince el becerisi gereken ve tekrara dayalı işlerde görev yapmaları karpal tünel sendromunun kadınlarda daha sık görülmesine yol açmaktadır. Karpal tünel sendromunun gelişimi kısmen hormonal faktörlere ve sonuçta ödem eğilimine bağlı olmakla birlikte sürdürülen işlerin rolü de yadsınamayacak kadar önemlidir.
Avrupa Birliği İş Sağlığı Değerlendirme Raporunda kadınlarda en sık görülen meslek hastalığının karpal tünel sendromu olduğu (%42,3) gösterilmiştir. SGK tarafından yayınlanan 2022 yılında ki meslek hastalıkları verilerine bakıldığında; 16 kadın çalışanın aralarında karpal tünel sendromunun da yer aldığı mesleki sinir sistemi rahatsızlıkları, 32 kadın çalışanın mesleki kas iskelet sistemi ve bağ dokusu rahatsızlıkları nedeniyle tanı aldıkları görülmektedir.
Stres, bir başka önemli bir mesleki sağlık problemlidir ve kadınlarda erkeklerden daha yaygındır. Stres kadınları daha fazla etkilemekte, hem fiziksel hem de psikolojik etkileriyle kadınların sağlığını ve iş uyumunu bozmakta ve böylece iş veriminin düşmesine neden olmaktadır. Kadın çalışanlar ev yaşamları ve iş yaşamları arasında denge kurmaya çalışırken strese maruz kalmakta, bu durum pek çok psikolojik hastalığa ve buna bağlı gelişen diğer hastalıklara neden olmaktadır. Psikolojik rahatsızlıklar özellikle stresin yoğun olduğu sağlık, satış ve öğretim sektörlerinde daha çok görülmektedir. İşyerindeki ergonomi ile ilişkili diğer riskler arasında yer alan yüksek iş talepleri, yoğun iş yükü gibi değişkenler de stres yoluyla kardiyovasküler sistemi etkileyebilmektedir. Koroner arter hastalığının kadınlar arasındaki ölümlerin en sık nedeni olmasına rağmen ne yazık ki işe bağlı kalp hastalıkları ilgili bilimsel araştırmalar daha çok erkek çalışanlarla sınırlı kalmıştır.
İşyeri etkenlerinden bir başkası olan kimyasallarla sağlık ilişkisinin ölçümü daha karmaşık ve maruziyetin gösterilmesindeki zorluklar söz konusu olmakla birlikte; vücut yağ oranlarının daha fazla olması kadınların kimyasal toksinlerden daha çok etkilenmelerine de yol açabilmektedir. Maruz kalınan kimyasallar; içerikleri, etkilenme süresi ve şiddetine göre değişmekle birlikte erkeklerde olduğu gibi kadın çalışanların üreme sisteminde olumsuz etkiler oluşturabilirler. Kimyasallara maruziyetin yol açtığı hormonal etkilerin yanı sıra mesleki kanserlere yol açma olasılıkları da tartışılmaz bir gerçekliğe sahiptir.
Öğretmenler ve son yıllarda sayıları giderek artan çağrı merkezi operatörleri gibi çalışanlar arasında da kadın nüfusu oldukça fazladır. 2021-2022 eğitim öğretim yılı verileri çerçevesinde aktif olarak görev yapan 1 milyon 171 bin 891’ öğretmenin 684 bin 379’unu kadınlardan oluşturmaktadır. Çağrı merkezi operatörlerinin ise %67’si kadındır. Öğretmenlerin mesleki ses rahatsızlıkları yaşama olasılığı göz önünde tutularak ses sorunlarını ve sonuçlarını irdeleyen yapmış olduğumuz bir çalışmada; çalışmaya katılan öğretmenlerin yarıya yakını (% 46,6) ses rahatsızlığı yaşadıklarını ifade etmişlerdir. Aynı çalışmada kadın öğretmenler (%52), erkek öğretmenlere (%29,6) oranla daha sık ses sorunu yaşadıklarını belirtmişlerdir.

Özellikle profesyonel ses kullanıcılarında yaygın olarak karşılaşılmakta olan ses rahatsızlıkları iş etkinliklerinden kaynaklanan ajanlar ve maruziyetlere bağlı meslek hastalıkları listesinde mevcut değildir. Ancak, çalışma ilişkilerindeki değişim doğrultusunda, sesin önemli bir çalışma aracı haline gelmesiyle ilerleyen dönemde mesleki olarak değerlendirilmesi kaçınılmaz olacaktır.
Meslek hastalıkları çok iyi bilindiği gibi; çalışma ortamlarında bulunan faktörler ve iş süreçleri ile bunlardan etkilenen insan vücudu arasında, çalışılan işe özgü bir neden-sonuç, etki-tepki ilişkisinin ortaya konabildiği hastalıklar grubu olarak tanımlanmaktadır. Meslek hastalıkları yalnızca tek bir etmenin değil, birçok etmenin bir arada etkisiyle gelişebilirler. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tahminlerine göre dünyada her yıl on milyondan fazla çalışanda yeni meslek hastalığı vakası meydana gelmekte ve bunların 700.000’i hayatını kaybetmektedir.
Ülkelerin gelişmişlik düzeyleri doğrultusunda saptanması gereken meslek hastalığı sayısı çalışan nüfusun binde 4 ila binde 12 si arasında olmalıdır. Türkiye’de tespit edilmesi beklenen ancak saptanamamış meslek hastalığı sayısı binde 4 lük olasılık ile 123.000; binde 12 lik olasılık 369.000 civarındadır. 2013-2022 yılları arasında tespit edilmiş meslek hastalıkları sayılarına bakıldığında ancak 7848 çalışana tanı konmuş olduğu görülebilecektir ki bu sayı beklenen sayının çok altındadır.
Çalışan kadın sayısı göz önüne alındığında kadın çalışanlarda meslek hastalığı sayısının 39.740 ile 119.200 arasında olması beklenirken 2013-2022 yılları arasındaki dönemde sadece 913 kadın çalışan meslek hastalığı tanısı almıştır. 2022 yılında tanı alan kadın çalışan sayısı 182 dir. Bu oranın binde 1’in bile altında olduğu, gerçek sayıda meslek hastalığının saptanamaması ve maruziyetlerin devam ediyor olmasının tablonun daha da ağırlaşmasına yol açma olasılığı da gözden kaçırılmaması gereken bir durumdur.


Tanı konmuş meslek hastalığı sayılarının bu kadar düşük olması; birinci ve ikinci basamakta koruyucu hekimlik yeterince önemsenmemesine, hastaların mesleki geçmişlerinin sorgulanmamasına, çalışanların işini kaybetme korkusuyla yakınmalarını ifade etmemesine, belirtilerin başlangıç dönemlerinde normal hastalık gibi değerlendirilmesine, periyodik sağlık muayenelerine gereken önemin verilmemesine ve tanı sürecinden kaynaklanan güçlüklere, bağlanabilir.
Ülkelerin iş sağlığı ve güvenliği göstergelerinden biri olan meslek hastalıkları tanı süreçlerinin kolaylaştırılması, ilgili tarafların duyarlılıklarının artırılması öncelikle bu hastalıkların görünür kılacak ve ülkemizde tespitinde zorlanılan meslek hastalıkları tanılarında gerçek oranların ortaya çıkmasını sağlayacaktır.
Kaynaklar:
-
H. Koç Ve O. Yüksel. Kadınlarda fiziksel ve fizyolojik performansın değerlendirilmesi. Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, No. 9 Haziran 2015.
-
Etiler N. “Kadın Çalışanların Sağlığına Nereden Bakmalı?” Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi. 2015;15(56):2-5
-
http://www.sgk.gov.tr/wps/portal/sgk/tr/kurumsal/istatistik/sgk_istatistik_yilliklari
-
https://osha.europa.eu/sites/default/files/HWC_20-22-MSDs-PPT-Statistics_TR.pdf
-
EU-OSHA – European Agency for Safety and Health at Work, ‘New risks and trends in the safety and health of women at work’, European Communities, Luxembourg, 2013.
-
Çağlayan Ç., Karaca E. Ergonomi ve kadın işçiler. Türk Tabipleri Birliği Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi. 2015; 15:24-28
-
Etiler N. Çalışan kadınlar ile ev kadınlarının sağlık durumu üzerine bir analiz. Türk Tabipleri Birliği Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi. 2015;17:37-47.
-
Coşkun A. B., vd. “Occupational Diseases of Women Workers in Turkey: A Neglected Area”. Journal of Basic and Clinical Health Sciences, c. 4, sy. 3, 2020, ss. 243-8,
-
Migliore, M.C., Ricceri, F., Lazzarato, F. et al. Impact of different work organizational models on gender differences in exposure to psychosocial and ergonomic hazards at work and in mental and physical health. Int Arch Occup Environ Health 94, 1889–1904 (2021).
-
Giersiepen K, Spallek M. Carpal tunnel syndrome as an occupational disease. Dtsch Arztebl Int. 2011 Apr;108(14):238-42
-
Çetintepe, S., İlhan, M. (2022). Çalışma yaşamında endokrin bozucu kimyasallar, sağlık etkileri ve korunma. HASUDER
-
Esin N.M, Öztürk N. Çalışma Yaşamı ve Kadın Sağlığı, Türk Tabipleri Birliği Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi, Temmuz Ağustos Eylül 2005; (38-42)
-
Özvurmaz S, Aksu H. Çalışma Durumunun Kadın Sağlığına Etkileri. AKTD. Haziran 2017;26(2):153-162. doi:10.17827/aktd.280535
-
Karadağ M., Yıldırım N. Hemşirelerde Çalışma Koşullarından Kaynaklanan Bel Ağrıları ve Risk Faktörleri. Hemşirelik Forumu Dergisi, 2004: 48-54
-
Güler, T., Yıldız, T., Önler, E., Yıldız, B., Gülcivan, G. (2015). Hastane Ergonomik Koşullarının Hemşirelerin Mesleki Kas İskelet Sistemi Rahatsızlıkları Üzerine Etkisi. International Anatolia Academic Online Journal Sciences Journal. Scientific Science; 3(1): 1-7
-
İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü, İstatistiklerle Türkiye’nin İSG Görünümü. Sektörel Risk Yönetimi ve İstatistik Daire Başkanlığı, Ankara 2020
-
https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Turkiye-Saglik-Arastirmasi-2022-49747
-
Dik B., İşe bağlı ses hastalıklarının yönetiminde vokal ergonomi. Sözlü Bildiri. 27. Ulusal Ergonomi Kongresi 25 – 27 Mart 2022, Yaşar Üniversitesi, İzmir








