728 x 90

Psikososyal Güvenlik İklimi: Nedenlerin Nedeni

Psikososyal Güvenlik İklimi: Nedenlerin Nedeni

Çalışanların psikolojik sağlıklarının korunmasına yönelik örgütsel politikalar, prosedürler ve uygulamalar hakkında paylaşılan algılarını ifade eden psikososyal güvenlik iklimi…

Dr. Öğr. Üyesi Şafak Öz Aktepe
Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi

Çalışanların psikolojik sağlıklarının korunmasına yönelik örgütsel politikalar, prosedürler ve uygulamalar hakkında paylaşılan algılarını ifade eden psikososyal güvenlik iklimi, literatürde, üst yönetimin değerleri ve öncelikleriyle şekillenen, işin tasarımına etki eden ve psikososyal risklere yol açabilen “nedenlerin nedeni” olarak konumlanır. Psikososyal güvenlik iklimi güvenli davranışları, tehlike ve risklerin zamanında bildirimini ve sürdürülebilir güvenlik kültürünü destekleyen adeta görünmeyen bir koruyucu katman ve stratejik bir örgütsel kaynaktır.

Bu yazıda, İş sağlığı ve güvenliği anlayışındaki dönüşümden hareketle psikososyal güvenlik ikliminin temel boyutları ve psikososyal risklerin önlenmesindeki rolü ele alınmakta; Psikososyal güvenlik iklimine ilişkin Türkiye’deki güncel gelişme ve uygulamalara yer verilmektedir.

İş Sağlığı ve Güvenliğinde
Güncel Yaklaşım

Uzun yıllar boyunca İSG anlayışı çalışanların fiziksel tehlikelerden korunmasına odaklanmış; fiziksel, kimyasal, biyolojik ve zamanla ergonomik tehlikelerin belirlenmesi, iş kazalarının önlenmesi ve meslek hastalıklarının azaltılmasına yönelik yaklaşım ve uygulamalar geliştirilmiştir. Güvenli çalışma prosedürleri, kişisel koruyucu donanımlar ve teknik önlemler İSG uygulamalarının temel bileşenleri hâline gelmiştir.

Ancak çalışma yaşamındaki değişimlerle birlikte, çalışanların psikolojik sağlıklarını tehdit eden riskler de görünür hâle gelmiştir. Kaynağını işin tasarımı ile çalışma ortamının psikolojik ve sosyal unsurlarından alan bu riskler psikososyal riskler olarak adlandırılmaktadır. Fiziksel, kimyasal, biyolojik ve ergonomik risklerin çalışan sağlığı ve güvenliği üzerindeki olumsuz etkileri tartışmasız biçimde kabul edilirken, psikososyal risklere ilişkin farkındalık ve uygulamalar henüz aynı düzeye ulaşmamıştır. Oysa ağır iş yükü, zaman baskısı, rol belirsizliği, duygusal talepler, iş güvencesizliği, yıldırma (mobbing) ve iş-yaşam dengesinin bozulması gibi psikososyal riskler; çalışanların psikolojik sağlıklarının yanı sıra dikkat ve odaklanmalarını, karar verme süreçlerini, güvenli davranışlarını ve görev performanslarını da olumsuz etkilemektedir.

Söz konusu gelişmeler, İSG anlayışını da dönüştürmüştür. Günümüzde etkili bir İSG sistemi, risklerin kontrolünün yanı sıra çalışanların fiziksel, psikolojik ve sosyal iyilik hâllerini bütüncül ve disiplinler arası bir yaklaşımla korumayı gerektirir. Bu yaklaşım, psikososyal risklerin yönetiminde özellikle önem kazanmaktadır. Yasa koyucular, kamu kurumları, meslek örgütleri, sendikalar ve uluslararası kuruluşlar makro düzeyde; üst yönetim, iş yeri hekimleri ve diğer sağlık personeli, iş güvenliği uzmanları ve psikologlar ise örgüt düzeyinde sürecin önemli aktörleridir.

Güvenli İş Yerleri, Önce Güven Veren
İş Yerleridir: Psikososyal Güvenlik İklimi

İş sağlığı ve güvenliğinin etkililiği yalnızca hangi önlemlerin uygulandığıyla değil, çalışanların bu önlemleri kendi sağlık ve güvenliklerini korumaya yönelik samimi ve sürdürülebilir bir örgütsel yaklaşımın göstergesi olarak algılayıp algılamadıklarıyla da ilişkilidir.

Bir iş yerinde risk değerlendirmeleri yapılmış, eğitimler verilmiş ve yasal yükümlülükler yerine getirilmiş olabilir. Ancak çalışanlar bu uygulamaları örgütün psikolojik sağlığı gerçekten önceliklendirdiğinin bir göstergesi olarak görmüyorsa beklenen etki oluşmayabilir. Bu değerlendirmede, örgütün söylemleri ile günlük uygulamaları arasındaki tutarlılık belirleyici olmaktadır.

Psikososyal güvenlik iklimi, çalışanların örgüt yönetiminin politika ve uygulamalarında psikolojik sağlığa ne ölçüde öncelik verdiğine ilişkin algısını, ortak değerlendirmesini ifade eder.

Maureen Dollard öncülüğündeki araştırmalarla geliştirilen bu kavram, çalışanların psikolojik sağlık ve güvenliğini önceleyen örgütsel yaklaşımı açıklamakta ve çalışanların psikososyal güvenliğinin sağlanmasını mümkün kılan örgütsel bağlama işaret etmektedir (Dollard ve Bakker, 2010). Bu yönüyle psikososyal güvenlik iklimi, psikososyal risklerin önlenmesini, risklerin dile getirilmesini ve güvenli davranışları destekleyen önemli bir örgütsel kaynaktır.

Her örgütün bir psikososyal güvenlik iklimi vardır; önemli olan bu iklimin çalışanların psikolojik sağlığını destekleyecek ölçüde güçlü olup olmadığıdır.

Çalışanlar, örgütün “psikolojik sağlığınız bu kurum için gerçekten önemlidir” mesajını samimi ve tutarlı algıladığında güçlü bir psikososyal güvenlik ikliminden söz edilebilir. Zayıf psikososyal güvenlik iklimi ise yüksek iş talepleri, düşük özerklik, yetersiz yönetici desteği ve iş yeri zorbalığı gibi psikososyal risklerle ve gelecekte ortaya çıkabilecek psikolojik sağlık sorunlarıyla ilişkilidir.

Literatürde psikososyal güvenlik iklimi dört temel boyut altında ele alınmaktadır: Yönetimin bağlılığı, yönetimin önceliği, örgütsel iletişim ve katılım.

Kavramın boyutlarının çalışma yaşamındaki yansımalarını görünür kılmak amacıyla, uygun olduğu ölçüde, İş’te Psikososyal Sağlık ve Güvenlik Projesi (2021–2023) kapsamında yürüttüğümüz nitel araştırmadan seçilen katılımcı ifadelerine “Sahadan Bir Ses” başlığı altında yer verilmiştir. Söz konusu veri seti, projenin çıktılarından Anlattılar! Maden Kazalarına Bağlı Sakatlıklar, Engeller ve Psikososyal Riskler (Işık ve Öz-Aktepe, 2023) kitabında anlatı analizi yaklaşımıyla incelenmiştir.

Yönetimin Bağlılığı

Yöneticilerin çalışanların sorunlarını dinlemesi, psikososyal riskleri ciddiye alması ve görünür liderlik sergilemesi güçlü bir güven mesajı verir. Psikolojik sağlık söylem düzeyinde kalıp yönetsel kararlara yansımadığında ise bu güven zayıflayabilir. Aşağıda, “Sahadan Bir Ses” başlığı altında yer verilen anlatı, yönetimin psikolojik sağlığa yönelik bağlılığının özellikle kriz anlarında çalışanlar tarafından nasıl değerlendirilebildiğini göstermektedir:

Yönetimin Önceliği

Yönetimin önceliği, örgütün üretim, maliyet ve zaman baskıları karşısında psikolojik sağlık ve güvenliğe ne ölçüde öncelik verdiğini ifade eder. Çalışanlar bu önceliği söylemlerden çok günlük uygulamalar ve yönetsel kararlar üzerinden değerlendirmektedir.

Örgütsel İletişim

Açık ve çift yönlü iletişim, çalışanların sorunlarını dile getirmesini ve psikososyal risklerin erken fark edilmesini kolaylaştırır. Özellikle iş kazaları gibi kriz durumlarında doğru ve zamanında bilgilendirme, örgütsel iletişimin önemli bir göstergesidir. Aşağıdaki anlatı, iş kazası sonrasında yaşanan iletişim eksikliğinin çalışan tarafından nasıl deneyimlendiğini göstermektedir:

Katılım

Çalışanların psikolojik sağlık ve güvenlikle ilgili karar ve uygulamalara aktif biçimde katılması, psikososyal güvenlik ikliminin dördüncü boyutudur. Çalışanların psikososyal risk değerlendirmeleri ve iyileştirme programlarına katılımı, uygulamaların benimsenmesini ve güven kültürünün güçlenmesini desteklemektedir.

Bu dört boyut birlikte değerlendirildiğinde, psikososyal güvenlik ikliminin çalışanların ortak algısını yansıtmanın ötesinde, çalışma koşullarını ve psikososyal risklerin yönetimini şekillendiren üst düzey bir örgütsel bağlam olduğu görülmektedir.

Psikososyal Güvenlik İklimi Neden Stratejik Bir Örgütsel Kaynaktır?

Psikososyal güvenlik ikliminin stratejik bir örgütsel kaynak olarak değerlendirilmesi, İş Talepleri-Kaynakları (Job Demands – Resources; JD-R) Modeli ile açıklanabilir. Modele göre psikososyal güvenlik iklimi, çalışanların maruz kaldıkları iş taleplerini ve bu taleplerle baş etmelerini sağlayan iş kaynaklarını şekillendiren üst düzey bir örgütsel unsurdur.

Güçlü bir psikososyal güvenlik iklimi, işin tasarımını etkileyerek ağır iş yükü, zaman baskısı ve rol belirsizliği gibi iş taleplerini azaltırken; yönetici desteği, özerklik ve geri bildirim gibi iş kaynaklarını artırmaktadır. Böylece psikososyal riskleri azaltmakta, çalışanları tükenmişlikten koruyarak psikolojik iyi oluş ve işe tutkunluğu desteklemektedir. Bu süreç tazminat talepleri, devamsızlık ve işten ayrılma gibi örgütsel çıktılara da yansımaktadır (Amoadu vd., 2025; Dollard ve Bakker, 2010).

Güçlü bir psikososyal güvenlik iklimi aynı zamanda çalışanların hataları ve ramak kala olayları çekinmeden bildirebildikleri, aşırı iş yükünü dile getirebildikleri ve gerektiğinde destek isteyebildikleri psikolojik olarak güvenli bir çalışma ortamını desteklemektedir. Bu paylaşımların cezalandırılmak yerine İSG’yi geliştirmeye yönelik değerli bilgiler olarak görüleceğine inanılması, güvenli çalışma davranışlarının sürdürülebilir hâle gelmesini kolaylaştırmaktadır (Şekil 1).

İSG açısından bu yaklaşım, risk ortaya çıktıktan sonra kontrol önlemlerine başvurmak yerine psikososyal riskleri erken fark etmeyi ve iş tasarımında çalışan sağlığını gözetmeyi esas alan proaktif ve koruyucu bir yönetim anlayışını desteklemektedir. Bu yönüyle psikososyal güvenlik iklimi, psikolojik iyi oluşun yanı sıra güvenli çalışma kültürünü ve İSG sisteminin etkinliğini destekleyen stratejik bir örgütsel kaynaktır.

Türkiye’de Psikososyal Risk Yönetimine ve Psikososyal Güvenlik İklimine Yönelik Gelişmeler

Psikososyal güvenlik ikliminin gelişimi yalnızca örgüt içi uygulamalara değil, psikososyal risk yönetimini destekleyen ulusal ekosisteme de bağlıdır. Türkiye’de son yıllarda politika, araştırma, eğitim ve uygulama alanındaki girişimler psikososyal risklere yönelik farkındalığın ve kurumsal kapasitenin gelişimini desteklemektedir.

Bu ekosistemin somut örnekleri arasında AB ve ILO destekli kapasite geliştirme projeleri yer almaktadır. İş’te Psikososyal Sağlık ve Güvenlik Projesi, maden sektöründe psikososyal risklerin değerlendirilmesi ve önlenmesine yönelik iş yeri hekimlerinin kapasitesini geliştirmeyi hedeflerken; İş Örgüt Endüstri ve Çalışma Psikologları Derneği (IOCP) tarafından yürütülen ENTHALPY Projesi çalışan sağlığı, güvenliği ve esenliğinin güçlendirilmesini, psikologların çalışma yaşamına entegrasyonunu ve psikososyal risk yönetimindeki rollerinin desteklenmesini amaçlamıştır.

Bununla birlikte, Türkiye’de psikososyal risk yönetimine ilişkin farkındalığın artıyor olması, kurumlarda güçlü bir psikososyal güvenlik ikliminin oluştuğu anlamına gelmemektedir.

Psikososyal güvenlik ikliminin güçlenebilmesi; yönetimin psikolojik sağlığı stratejik bir öncelik olarak benimsemesine, çalışan katılımının desteklenmesine, disiplinler arası iş birliğine ve bilimsel bilginin uygulamaya aktarılmasına bağlıdır. Diğer bir ifadeyle psikososyal güvenlik iklimi, yalnızca örgüt düzeyindeki uygulamaların değil, ulusal düzeyde oluşturulan politika, eğitim, araştırma ve uygulama ekosisteminin de bir yansımasıdır.

Bununla birlikte, Türkiye’de farklı sektörlerde psikososyal güvenlik ikliminin düzeyini ortaya koyan ampirik araştırmalara ve bu iklimi geliştirmeye yönelik müdahalelerin çalışan sağlığı, örgütsel sonuçlar ve İSG performansı üzerindeki etkilerini değerlendiren çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır.

Kaynaklar

Admin

Admin
ADMINISTRATOR
PROFILE